
Onkoloji dünyası, uzun yıllardır ‘sihirli mermi’ olarak adlandırılan ve sadece kanserli hücreleri hedefleyen tedavilerin peşinde koştu. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, sadece tümör hücresini öldürmenin yeterli olmadığını, tümörün içinde bulunduğu ve beslendiği biyolojik ekosistemin de değiştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. CytoDyn tarafından geliştirilen ve bir CCR5 antagonisti olan insanlaştırılmış monoklonal antikor Leronlimab, tam da bu noktada devreye girerek kanser tedavisinde yeni bir paradigmayı temsil ediyor.
Monoklonal antikorlar (mAb), on yıllardır kanser tedavisinin temel taşlarından biri olmuştur. Ancak erken dönem mAb teknolojileri, genellikle tek bir hedefe bağlanıp onu etkisiz hale getirmeye odaklanıyordu. CytoDyn CEO’su Dr. Jacob Lalezari‘nin liderliğindeki yeni yaklaşım ise antikorları çok daha yönlü biyolojik araçlara dönüştürüyor.
Küçük moleküllü ilaçların aksine, yeni nesil antikorlar:
Leronlimab, tümörü doğrudan zehirleyerek öldürmek yerine (sitotoksik etki), tümörün ilerlemesine izin veren biyolojik koşulları değiştirmeyi hedefliyor. Bu strateji, kanserin bağışıklık sistemiyle nasıl etkileşime girdiğini, nasıl yayıldığını ve tedaviye nasıl direnç gösterdiğini yeniden tanımlıyor.
Leronlimab’ın başarısının ardındaki kilit molekül, C-C kemokin reseptörü tip 5 (CCR5). Geleneksel olarak bağışıklık hücresi trafiği ve inflamasyondaki rolüyle bilinen CCR5’in, aslında kanser metastazı ve immün baskılamada (immünosüpresyon) merkezi bir rol oynadığı anlaşılmıştır.
Dr. Lalezari, CCR5’i belirli bağışıklık hücreleri için bir tür ‘GPS sistemi’ olarak tanımlıyor. Tümörler, bu reseptörü kullanarak düzenleyici T hücrelerini (Tregs) ve tümör ilişkili makrofajları kendi lehlerine kullanmak üzere ‘işe alıyor’.
Bu hücreler, tümör çevresinde anti-tümör bağışıklık tepkilerini baskılayarak kanserin büyümesini ve yayılmasını destekleyen bir mikroçevre yaratıyor. Leronlimab, CCR5’e bağlanarak bu sinyali kesiyor ve tümörün bağışıklık sisteminden yardım çağırmasını engelliyor.
Metastatik üçlü negatif meme kanseri (TNBC) ve ilerlemiş kolorektal kanser (CRC), mevcut onkoloji pratiğinin en zorlu alanlarıdır.
Her iki kanser türünde de tümör mikroçevresi, tedaviyi başarısızlığa uğratan ana faktördür. CCR5 sinyal yolağının bloke edilmesi, bu kanserlerin oluşturduğu immünosüpresif kalkanı delerek, diğer tedavilerin (özellikle immünoterapilerin) etkinliğini artırma potansiyeli taşıyor.
CytoDyn’in yürüttüğü retrospektif analizler ve devam eden çalışmalar, Leronlimab’ın özellikle kombinasyon tedavilerinde umut verici olduğunu gösteriyor. Metastatik TNBC hastalarında yapılan analizlerde, Leronlimab kullanımı sonrasında dolaşımdaki tümör hücrelerinde PD-L1 ekspresyonunun arttığı gözlemlendi. Bu durum, tümörün tekrar bağışıklık sistemi tarafından ‘görülebilir’ hale geldiğini işaret ediyor.
Şirket şu anda iki ana klinik hedefe odaklanmış durumda:
Dr. Lalezari’nin belirttiği gibi, Leronlimab tümör hücrelerini zehirlemek için değil, tümörün bağımlı olduğu ‘oyun kurallarını değiştirmek’ için tasarlandı. Bu yaklaşım, onkolojide biyolojik temelli tedavilerin geleceğini şekillendirebilir.
Ayrıca, yazıda bahsedilen 'biyobelirteç takibi' (biomarker monitoring), Türkiye'deki laboratuvar altyapısının kişiselleştirilmiş tıbba adaptasyonu açısından kritik bir sinyal. Ülkemizdeki klinik araştırma merkezlerinin, bu tür yeni nesil antikorların Faz çalışmalarına dahil olması, hem hastalarımızın yenilikçi tedavilere erken erişimi hem de yerli bilim insanlarımızın know-how transferi açısından büyük bir fırsattır.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work