
Modern yaşamın sunduğu pratik çözümlerin faturası, hücresel düzeyde kesilmeye başlandı. Yapışmaz tavalardan su geçirmez yağmurluklara, gıda ambalajlarından leke tutmayan temizlik ürünlerine kadar sayısız günlük eşyanın üretiminde kullanılan per- ve polifloroalkil maddeler (PFAS), küresel çapta bir halk sağlığı krizinin başrolüne yerleşmiş durumda. Karbon ve flor atomları arasında kurulan, doğada kırılması neredeyse imkansız olan son derece güçlü kovalent bağlar nedeniyle bilim dünyasında “sonsuzluk kimyasalları” olarak adlandırılan bu maddeler, yalnızca çevreyi kirletmekle kalmıyor; insan biyolojisinin temel ritmini de bozuyor.
PFAS bileşiklerinin asıl tehlikesi, bu moleküllerin kullanıldıkları tüketici ürünlerinden ayrılarak çevreye ve en nihayetinde insan vücuduna sızmasıyla başlıyor. Yıllardır devam eden toksikolojik araştırmalar, bu kimyasalları gelişimsel bozukluklar, çeşitli kanser türleri, preeklampsi ve bağışıklık sistemi disfonksiyonları ile ilişkilendirmişti. Ancak 2024 yılında, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi (NHANES) verilerini inceleyen bilim insanları, PFAS’ın neden olduğu sağlık sorunları listesine oldukça kritik bir madde daha ekledi: Hızlandırılmış biyolojik yaşlanma.
İlk bulgular, PFAS’ın hücresel enflamasyonu artırarak biyolojik yaşlanmaya zemin hazırladığını öne sürüyordu. Şimdi ise Frontiers in Aging dergisinde yayımlanan ve Şanghay Jiao Tong Üniversitesi’nden araştırmacıların liderlik ettiği yeni bir çalışma, bu tablonun çok daha spesifik ve ürkütücü bir detayını gün yüzüne çıkardı. Veriler, belirli demografik grupların PFAS kaynaklı yaşlanmaya karşı çok daha savunmasız olduğunu ve risk haritasının merkezinde orta yaşlı erkeklerin bulunduğunu gösteriyor.
Şanghay Jiao Tong Üniversitesi’nde görevli epidemiyolog Xiangwei Li ve araştırma ekibi, NHANES veri setinde yer alan ve ABD genel nüfusunu temsil edecek şekilde rastgele seçilmiş 326 yaşlı kadın ve erkeğe ait detaylı biyolojik verileri analiz etti. Araştırma metodolojisi oldukça kapsamlı bir vizyonla tasarlandı:
Laboratuvar analizlerinin sonuçları oldukça çarpıcıydı. 20. yüzyılın ortalarında icat edilen ve günümüzde hala leke, yağ ve su itici ürünlerde yaygın olarak kullanılan iki spesifik PFAS türü; perflorononanoik asit (PFNA) ve perflorooktansülfonamid (PFOSA), katılımcıların yüzde 95’inin kanında tespit edildi.
En kritik bulgu ise epigenetik saat algoritmalarından geldi. Kronolojik yaşı 50 ile 64 arasında olan orta yaşlı erkeklerde, kanda bulunan PFNA ve PFOSA seviyeleri ile biyolojik yaşlanmanın hızlanması arasında doğrudan ve güçlü bir korelasyon saptandı. İlginç bir şekilde, kadın katılımcılarda benzer bir biyolojik ivmelenme gözlemlenmedi. Ayrıca, katılımcıların yüzde 75’inde yüksek konsantrasyonlarda bulunan diğer beş PFAS türünün, yaşlanma hızı üzerinde belirgin bir etkisi olmadığı, cinsiyetler arası PFAS birikim oranlarında da bir fark bulunmadığı kaydedildi.
Erkeklerin vücudunda kadınlardan daha fazla kimyasal birikmemesine rağmen neden yalnızca erkeklerin biyolojik saatinin hızlandığı, bilim dünyası için yeni bir tartışma konusu yarattı. Araştırma ekibi, bu durumu biyolojik ve çevresel faktörlerin ölümcül bir kombinasyonu olarak açıklıyor.
“Orta yaş, vücudun yaşa bağlı stres faktörlerine karşı daha duyarlı hale geldiği son derece hassas bir biyolojik penceredir. Bu durum, bu yaş grubunun kimyasal maruziyete neden çok daha güçlü ve yıkıcı bir tepki verdiğini açıklayabilir.” – Ya-Qian Xu, Çevresel Araştırmacı, Şanghay Jiao Tong Üniversitesi
Araştırmanın eş yazarı Xiangwei Li ise konunun çevresel boyutuna ve yaşam tarzı faktörlerine dikkat çekiyor: “Erkeklerin daha yüksek risk altında olmasından şüpheleniyoruz; çünkü analiz ettiğimiz yaşlanma belirteçleri, sigara kullanımı gibi yaşam tarzı faktörlerinden yoğun bir şekilde etkileniyor. Bu tarz alışkanlıklar, kirleticilerin hücre üzerindeki hasar verici etkilerini katlayarak artırabiliyor.”
2001 yılında imzalanan Kalıcı Organik Kirleticilere İlişkin Stockholm Sözleşmesi; perflorooktansülfonik asit, perflorooktanoik asit ve perflorohekzan sülfonat gibi bazı eski nesil (legacy) PFAS’ların dünya çapında ortadan kaldırılmasını hedeflemişti. Ancak yeni veriler, daha yeni nesil kimyasalların da en az öncekiler kadar ciddi riskler taşıdığını kanıtlıyor.
Avrupa Birliği genelinde PFAS kimyasallarına yönelik yasal kısıtlamalar hızla sıkılaşıyor. Fransa, bu kimyasalların giyim ve kozmetik ürünlerinde kullanımını tamamen yasaklama kararı alırken, AB’nin REACH direktifleri kapsamında tüm üye ülkeleri kapsayacak çok daha geniş çaplı yasaklar masada tartışılıyor.
Uzmanlar, politika yapıcıların yanı sıra bireylerin de acil önlemler alması gerektiği konusunda uyarıyor. Paketlenmiş işlenmiş gıdaların tüketiminin sınırlandırılması ve özellikle fast-food ambalajlarının mikrodalga fırınlarda kesinlikle ısıtılmaması, bireysel korunmanın ilk adımları olarak öneriliyor. Bilim dünyası ise şimdi, bu “sonsuzluk kimyasallarının” diğer endüstriyel kirleticilerle birleştiğinde yarattığı kümülatif yıkımı modellemek üzere laboratuvar çalışmalarını derinleştiriyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work