
Kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde geleneksel farmakolojik yaklaşımlar, yerini giderek daha bütüncül ve moleküler mekanizmalara dayalı beslenme stratejilerine bırakıyor. Emory Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı (postdoc) olarak görev yapan Dr. Rami Najjar, bitki bazlı diyetlerin ve diyetteki biyoaktif bileşenlerin hipertansiyon ve kalp yetmezliği üzerindeki etkinliğini inceleyen çığır açıcı çalışmalarıyla bilim dünyasında dikkat çekiyor. Dr. Najjar’ın çalışmaları, sadece bir diyet önerisi sunmanın ötesine geçerek, besinlerin moleküler yolları nasıl hedeflediğini temel bilim teknikleriyle ortaya koyuyor.
Bilim dünyasında sıkça rastlamadığımız bir kariyer dönüşümüne sahip olan Dr. Najjar, akademik yolculuğuna Houston Üniversitesi’nde Bilgisayar Bilgi Sistemleri bölümünde başladı. Ancak, nutritionfacts.org gibi platformlarda karşılaştığı veriye dayalı beslenme araştırmaları, onun kariyer rotasını kökten değiştirmesine neden oldu. Bu radikal karar, onu Texas Woman’s Üniversitesi’nde İnsan Beslenmesi üzerine yüksek lisans yapmaya ve ardından Georgia State Üniversitesi’nde temel bilimler odaklı bir doktora programına yöneltti.
Dr. Najjar’ın bu hibrit geçmişi, analitik düşünme yeteneğini biyolojik sistemlerin karmaşıklığıyla birleştirmesine olanak tanıdı. Özellikle polifenoller (polyphenols) ve polifenol açısından zengin gıdaların kardiyovasküler hastalıkların moleküler mekanizmalarını nasıl hedeflediği üzerine yoğunlaşan araştırmacı, bugün klinik araştırma becerilerini geliştirmek adına Emory Üniversitesi’nde translasyonel bir yaklaşım sergiliyor.
Dr. Najjar’ın araştırmalarının merkezinde, hipertansiyon ve kalp yetmezliği patofizyolojisinde kritik bir rol oynayan ancak genellikle göz ardı edilen mekanizmalar yer alıyor. Özellikle yakın zamanda tamamladığı Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (USDA) destekli projesi, sektörde ses getiren bulgular ortaya koydu.
Bu proje, hipertansif sıçanlarda bitki bazlı bir diyetin koroner mikrovasküler disfonksiyon (coronary microvascular dysfunction) üzerindeki etkilerini inceleyen türünün ilk örneği olma özelliğini taşıyor. Çalışma, sadece diyetin fizyolojik etkilerini değil, aynı zamanda hücresel düzeydeki değişimleri de kapsayan derinlemesine bir analiz sunuyor. Dr. Najjar bu süreçte laboratuvar teknik repertuvarını şu yöntemlerle genişletti:
“Kendi laboratuvarıma sahip olma hedefimin temelinde, doktora sırasında öğrendiğim temel bilim yaklaşımlarını titiz klinik deneylerle birleştirme motivasyonu yatıyor. Bitki bazlı diyetlerin kardiyovasküler hastalıkları tedavi etmede alışılmadık derecede yüksek bir etkinliğe sahip olduğunu görüyoruz ve bunu moleküler kanıtlarla desteklemeliyiz.” – Dr. Rami Najjar
Temel bilimci kimliğiyle klinik araştırmalar arasında bir köprü kuran Dr. Najjar, araştırmalarında “bench-to-bedside” (laboratuvardan yatağa) yaklaşımını benimsiyor. Pilot klinik çalışmalar ve hayvan modellerinden elde ettiği veriler, bitki bazlı beslenmenin sadece koruyucu değil, aynı zamanda tedavi edici potansiyelini de ortaya koyuyor. Araştırmacının en büyük motivasyonu ise halk sağlığını doğrudan etkileyebilecek sorulara yanıt bulmak.
Kendisine yöneltilen “Bir laboratuvar ekipmanı olsaydınız hangisi olurdunuz?” sorusuna verdiği yanıt ise, bir bilim insanının hassasiyetini özetler nitelikte:
“10 mikrolitrelik bir pipet olurdum. En fazla hassasiyet gerektiren ve laboratuvarda en sık kullanılan enstrüman odur. En azından bir pipet olarak hayatım oldukça hareketli geçerdi.”
Dr. Najjar’ın çalışmaları, beslenme biliminin artık sadece epidemiyolojik verilerle değil, ileri biyomedikal teknikler ve moleküler analizlerle desteklenen kesin bir bilim dalına dönüştüğünün en somut kanıtlarından biridir.
Dr. Rami Najjar'ın çalışmaları, Türkiye'deki araştırma ekosistemi için kritik dersler barındırıyor. Ülkemiz, endemik bitki örtüsü ve polifenol açısından zengin tarımsal ürün çeşitliliği (zeytin, üzüm, nar vb.) ile devasa bir biyoyararlanım laboratuvarı potansiyeline sahiptir.
Türkiye'deki araştırmacıların ve laboratuvarların dikkat etmesi gereken noktalar şunlardır:
Sonuç olarak, beslenme bilimi artık 'ne yediğimiz'den çok, yediğimizin 'hücremize ne yaptığı' ile ilgilenmektedir. Türk bilim dünyasının da bu moleküler vizyonu yakalaması elzemdir.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work