
Küresel sağlık gündeminin sıklıkla göz ardı edilen ancak en ölümcül tehditlerinden biri olan invaziv fungal (mantar) enfeksiyonları, tıp dünyasını uzun süredir zorlu bir darboğazın içinde tutuyor. F2G’nin Baş Sağlık Sorumlusu Dr. John Rex’in vurguladığı tablo oldukça çarpıcı. Sadece basit bir ‘sporcu ayağı’ gibi yüzeysel rahatsızlıklardan ibaret olmayan bu organizmalar, özellikle kanser tedavisi gören veya organ nakli olmuş immün sistemi baskılanmış hastalarda beyni ve kemikleri istila eden ölümcül senaryolara yol açabiliyor.
Global Action for Fungal Infections (GAFFI) verilerine göre, her yıl 80 milyondan fazla insan fungal bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetme veya görme yetisini yitirme riski taşıyor. Yaklaşık 6,55 milyon hasta yaşamı tehdit eden invaziv enfeksiyonlara yakalanırken, bu hastaların 3,75 milyonu maalesef hayata tutunamıyor.
Fungal enfeksiyonlarla mücadelenin bu kadar zorlu olmasının temelinde evrimsel bir akrabalık yatıyor. Mantarlar da tıpkı insanlar gibi ökaryotik (eukaryotic) organizmalardır. Bakterilerin aksine, fungal hücreleri hedef alan bir molekülün insan hücrelerine zarar vermemesi için çok hassas biyokimyasal farklılıkların bulunması gerekir. Mevcut tedavi standartları, bu biyolojik benzerlik nedeniyle oldukça sınırlıdır.
Klinik pratikte kullanılan başlıca sistemik antifungal sınıfları şunlardır:
Tırnak enfeksiyonlarında aylarca süren uzun tedavi gereksinimleri, beyin gibi ilaç nüfuziyetinin zor olduğu bölgelerdeki invaziv enfeksiyonlar ve hızla artan antimikrobiyal direnç (özellikle azol direnci), tıp dünyasını yepyeni bir mekanizma arayışına itmiştir.
Bu arayışa en güçlü yanıt, F2G bilim insanlarının 2004 yılında Aspergillus fumigatus‘a karşı yürüttüğü geniş çaplı küçük molekül kütüphanesi taramalarından geldi. Klasik yapı-aktivite ilişkisi (SAR) çalışmalarıyla optimize edilen ilk ‘hit’ler, 2011 yılında klinik geliştirmeye ulaşan ilk orotomid olan olorofim‘in sentezlenmesiyle sonuçlandı.
Olorofim’in etki mekanizması, laboratuvar araştırmacıları ve farmakologlar için tam bir başyapıt niteliğinde. İlaç, pirimidin biyosentezinde anahtar rol oynayan dihidroorotat dehidrogenaz (DHODH) enzimini inhibe ederek etki gösteriyor. Bu enzimatik aktivite neredeyse tüm canlı organizmalar tarafından kullanılsa da, insan DHODH’si ile fungal DHODH yapısı arasında devasa üç boyutlu yapı farklılıkları bulunuyor. Olorofim, bu yapısal farkı kullanarak sadece fungal enzimi seçici olarak felç ediyor ve insan hücrelerine zarar vermiyor.
Preklinik ve Faz 2 verileri, orotomidlerin neden devrim niteliğinde olduğunu üç ana başlıkta kanıtlıyor:
Antimikrobiyal direncin küresel bir tehdit olduğu günümüzde, laboratuvar analizleri olorofim için umut verici bir profil çiziyor. İn vitro laboratuvar koşullarında direnç gelişimi son derece düşük bulunurken, Faz 2 klinik denemelerinde enfeksiyon tedavisi sırasında hiçbir direnç vakasına rastlanmadı.
Sektörün gözü şimdi, olorofim’in invaziv aspergilloz tedavisinde birinci basamak azol tedavisi alamayan hastalarda, mevcut standart olan AmBisome tabanlı terapi ile karşılaştırılacağı Faz 3 çalışmasının sonuçlarında. Ayrıca, ‘Vadi Humması’ (Valley fever) olarak bilinen Coccidioides spp. enfeksiyonlarına yönelik planlanan klinik denemeler, orotomidlerin etki alanını daha da genişletecek. Orotomidler, fungal savaşta kaybedildiği düşünülen cepheleri yeniden kazanmak için laboratuvardan kliniğe uzanan güçlü bir köprü inşa ediyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work