
1993 ile 2024 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde kızamık, halk sağlığı otoritelerinin gururla bahsettiği ve yılda en fazla birkaç yüz izole vakayla sınırlı kalan ‘kontrol altına alınmış’ bir hastalık konumundaydı. Ancak son verilere ve sahadan gelen epidemiyolojik raporlara göre, tıp dünyasının nispeten rahat geçirdiği bu altın çağ kesin olarak kapandı. Hastalık, Amerikan toplumunda o kadar derin bir yer edindi ki, patlak veren yeni salgın dalgaları artık ana akım medyada rutin bir olaymış gibi karşılanmaya başlandı.
Brown Üniversitesi Pandemi Merkezi araştırmacılarının ve epidemiyoloji uzmanlarının ortaya koyduğu tablo son derece endişe verici. 2025’in Ocak ayından Ağustos ayına kadar Teksas’ı esir alan salgının hemen ardından, Utah ve Arizona sınırında patlak veren diğer bir krizin alevleri henüz sönmeden, Güney Carolina’da yeni bir dalga baş gösterdi. 2026 yılı Ocak ayında dramatik bir pik yapan bu son salgın, virüsün kıta genelinde durdurulamaz bir şekilde sirküle ettiğini doğruladı. 2026’nın sadece Mart ayına kadar 30 farklı eyalette vakalar raporlanırken, 2025’in başından bu yana toplam 47 eyalet bu yüksek bulaşıcılığa sahip patojenle yüzleşmek zorunda kaldı. Yalnızca 6 Mart 2026’ya kadar 1.300 doğrulanmış enfeksiyon kaydedildi ve bu durum, 2025’in son 35 yılda kırılan rekor seviyesinin dahi çok ötesine geçileceğini gösteriyor.
Kızamığın geri dönüşü aslında virolojik bir gizem barındırmıyor; sorunun kökeninde tamamen sosyolojik ve sistemik bir kriz olan düşen aşılanma oranları yatıyor. Ülke genelinde kızamık, kabakulak ve kızamıkçık hastalıklarına karşı koruma sağlayan MMR (Kızamık, Kabakulak, Kızamıkçık) aşılama oranı kabaca yüzde 90 seviyelerinde seyretse de, kritik bazı bölgelerde bu oran yüzde 60’ın altına kadar gerilemiş durumda. 2019-2020 yıllarından bu yana, sürü bağışıklığını (herd immunity) sağlamak için epidemiyolojik olarak şart olan yüzde 95 barajı ulusal ölçekte kaybedildi. Virüs, bağışıklık duvarındaki bu gedikleri ve aşılanmamış topluluk ceplerini hızla bularak yayılım gösteriyor.
Kesintisiz bulaşmanın 12 ay boyunca görülmediği ülkeler, Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre hastalığı ‘eradike etmiş’ (ortadan kaldırmış) kabul edilir. ABD bu prestijli statüyü 2000 yılında elde etmişti. Ancak Pan Amerikan Sağlık Örgütü’nün (PAHO) 2026 yılı Kasım ayında vereceği kararla ABD’nin bu statüsünü kaybetmesi bekleniyor. Kanada’nın 2025 Kasım ayında bu unvanı kaybettiği, Meksika’nın ise ABD ile benzer bir epidemiyolojik çıkmazda olduğu düşünüldüğünde, Kuzey Amerika genelinde yüzde 95’lik aşılama eşiğinin altına inilmesinin kıtasal bir sağlık krizine dönüştüğü aşikar.
Kızamık virüsünün en korkutucu yanlarından biri, vücutta yarattığı uzun vadeli ve geri döndürülemez fizyolojik hasarlardır. Hastalığı ‘hafif bir çocukluk çağı enfeksiyonu’ olarak gören yanılgı, klinik istatistiklerle paramparça olmaktadır:
Araştırmacılar, kızamık virüsünün ‘immün amnezi’ adı verilen bir duruma yol açtığına dikkat çekiyor. Virüs, bağışıklık sisteminin daha önceden kazandığı antikor belleğini silerek, hastayı uzun vadede daha önce atlattığı diğer enfeksiyonlara karşı bile savunmasız bırakıyor.
Bununla birlikte, en nadir fakat en trajik komplikasyonlardan biri olan Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) vakalarındaki tehlike de büyüyor. Genellikle enfeksiyondan 2 ila 10 yıl sonra ortaya çıkan ve her zaman ölümle sonuçlanan bu ilerleyici nörolojik hastalık, aşılama yaşından önce virüsle karşılaşan bebekler için saatli bir bomba niteliği taşıyor. Nitekim geçtiğimiz yıl Los Angeles’ta okul çağındaki bir çocuğun bebekliğinde geçirdiği kızamık enfeksiyonunun yıllar sonra SSPE’ye dönüşerek hayatını kaybetmesi, bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı.
Kızamık, yüksek `R0` (temel üreme) değeri nedeniyle tespit, filyasyon ve laboratuvar doğrulaması açısından devasa kaynaklar gerektiren bir enfeksiyondur. Vakaların tespit edilmesi sürecinde polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve serolojik test ağlarının devreye girmesi, moleküler teşhis laboratuvarlarına ağır yükler bindirmektedir. Ekonomik boyut incelendiğinde, vakaları kontrol altına almanın maliyeti tek bir enfeksiyon başına on binlerce doları bulmaktadır. Washington eyaletinde 2018-2019 yıllarında yaşanan ve sadece 72 vaka ile sınırlı kalan küçük çaplı bir salgının bile halk sağlığı yanıtı, tıbbi harcamalar ve iş gücü kaybı açısından maliyeti 3,2 milyon dolar olmuştur. Geniş çaplı araştırmalar, MMR aşılama oranındaki kalıcı bir yüzde 1’lik düşüşün dahi ülke ekonomisine ve sağlık sistemine milyarlarca dolarlık ek yük getireceğini kanıtlamaktadır.
Düşen aşılanma oranları ve kontrolden çıkan kızamık vakaları, temelde yatan devasa bir sistemik çatlağın sadece görünen yüzüdür. Bir ülkenin kızamığı ne kadar iyi kontrol ettiği, onun diğer bulaşıcı hastalıklarla nasıl başa çıkacağının en güçlü göstergesidir (proxy); çünkü aşıların dağıtımı, vakaların tespiti ve izolasyonu ile laboratuvar entegrasyonu tüm salgınlarda ortak adımlardır. COVID-19 pandemisi sonrasında aşı karşıtlığının örgütlü bir harekete dönüşmesiyle birlikte güven endeksleri de çökmüştür. KFF (Kaiser Family Foundation) tarafından yapılan son anketlere göre, toplumun yarısından azı aşı bilgileri konusunda resmi otoritelere (CDC gibi) güvenmektedir.
Halk sağlığı zırhındaki bu derin çatlaklar; boğmaca, difteri veya muhtemel ‘Kastalık X’ gibi gelecekte karşımıza çıkacak yeni bir biyolojik tehdide veya pandemiye karşı küresel direncin tamamen kırıldığını gösteriyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work