Afrika’nın Ölümcül Tohumundan Alzheimer’a Umut: Buntanetap’ın 170 Yıllık Yolculuğu

28 Mart 2026
4 dk dk okuma süresi
Afrika’nın Ölümcül Tohumundan Alzheimer’a Umut: Buntanetap’ın 170 Yıllık Yolculuğu

Zehirden Şifaya Uzanan İnanılmaz Bir Serüven

Bugün Nijerya ve Kamerun olarak bilinen bölgelerin derin ormanlarında, Efik adı verilen canlı bir etnik grubun, dakikalar içinde yaşamı sonlandırabilen ölümcül bir tohuma sahip olduğu biliniyordu. Physostigma venenosum veya daha bilinen adıyla Calabar fasulyesi (Calabar bean), bir suçla itham edilen kişinin masum mu yoksa suçlu mu olduğunu belirlemek için kullanılıyordu. Hayatta kalmak, masumiyetin kanıtıydı. Ezilip suyla karıştırılan bu zehirli iksir, ‘sınavla yargılama’ (trial by ordeal) adı verilen bu ritüelde sanığa içiriliyor, kusanlar özgürlüğüne kavuşurken, şanssız olanlar zehri sindirip ölerek suçlu ilan ediliyordu.

İskoç doktor Robert Christison’ın 1855’te Calabar fasulyesi örneklerini elde etmesi, farmakoloji tarihinin akışını değiştirdi. Viktorya dönemi bilim insanlarının sıklıkla yaptığı gibi, Christison zehri kendi üzerinde test etti. Bir parçayı çiğneyip etkilerini gözlemledikten sonra, ölümcül bir dozdan kaçınmak için ağzını hızla suyla yıkadı. Bu cesur ve tehlikeli adım, bir buçuk yüzyıl sürecek farmakolojik bir araştırmanın temelini attı. 1864’te kimyagerler Julius von Jobst ve Oswald Hesse, tohumun aktif bileşeni olan fizostigmini (physostigmine) izole etmeyi başardılar. İlerleyen yıllarda bu bileşen, glokom tedavisinde klinik kullanıma girdi. 1970’lere gelindiğinde ise araştırmacılar, bu molekülün çok daha fazlasını sunabileceğini düşünmeye başlamışlardı.

Zehri Yeniden Keşfetmek: Fizostigminden Buntanetap’a

Antik Calabar fasulyesinin aktif bileşeni olan fizostigminin farmakolojik etki mekanizması bugün artık net bir şekilde anlaşılmış durumda. Bileşen, sinir hücreleri arasındaki bağlantı noktalarında (sinapslar) nörotransmitter asetilkolini (acetylcholine) parçalayan asetilkolinesteraz (acetylcholinesterase) enzimini inhibe ediyor. Asetilkolin ve kimyasal nörotransmisyonun keşfi, bilim dünyasında o kadar derin bir etki yarattı ki, 1936’da araştırmacılara Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandırdı.

Efik yargılamalarında olduğu gibi yüksek dozlarda alındığında, asetilkolinesteraz enziminin inhibisyonu tehlikeli bir asetilkolin birikimine yol açıyor. Bu durum terleme, kas felci ve nihayetinde solunum yetmezliği ile sonuçlanıyor. Ancak kontrollü dozlarda bu inhibisyon son derece faydalı; asetilkolinin ortamda daha uzun süre kalması, dikkat, öğrenme ve hafıza gibi bilişsel süreçler için kritik olan kolinerjik sinyalleşmeyi artırıyor. Bu mekanizma özellikle Alzheimer hastalığı bağlamında büyük önem taşıyor, çünkü hastalık ilerledikçe asetilkolin üreten nöronlar yok oluyor.

Alzheimer araştırmalarını uzun süre domine eden kolinerjik hipotez (cholinergic hypothesis), bilişsel gerilemenin arkasında bu nöronların dejenerasyonunun yattığını savunuyordu. Bu doğrultuda, asetilkolinesterazı bloke ederek bozulan sinyalleşmeyi düzeltmek, bilişsel işlevleri geri kazandırabilirdi ve fizostigmin, doğanın bu görev için sunduğu hazır bir adaydı.

Fensarin ve Çözülmeyen Yan Etkiler

Klinik denemeler fizostigminin mütevazı faydalar sağladığını gösterdi, ancak orijinal molekülün dezavantajları vardı: Dolaşımda çok kısa süre kalıyor ve mide bulantısı, kusma, ishal gibi çoklu yan etkilere neden oluyordu. Bu sınırlamalar, Ulusal Sağlık Enstitüleri’ndeki (NIH) bilim insanlarını daha uygun kimyasal analoglar (chemical analogs) aramaya itti.

1990’larda kimyagerler Arnold Brossi, Nigel Greig ve Ulusal Yaşlanma Enstitüsü’ndeki meslektaşları, fizostigminin temel yapısı üzerine inşa edilen en başarılı alternatif olan fenserini (phenserine) keşfettiler. Fenserin, atasına kıyasla selektif asetilkolinesteraz inhibisyonu, daha iyi beyin geçirgenliği, daha uzun dolaşım ömrü ve azaltılmış periferik toksisite sunuyordu. Kısacası, fizostigminin “evcilleştirilmiş” bir versiyonuydu.

Laboratuvar testleri sırasında araştırmacılar şaşırtıcı bir bulguyla karşılaştı: İlaç, Alzheimer hastalığının temel belirteçleri olan amiloid öncü proteini (amyloid precursor protein) ve amiloid beta (Aβ) seviyelerini, asetilkolinesteraz inhibisyonundan bağımsız, farklı bir mekanizma üzerinden azaltıyordu. Ancak umutlar, 2005 yılında Axonyx şirketinin Faz 3 denemelerinin başarısız olduğunu duyurmasıyla suya düştü.

Kırılma Noktası: Fenserinin Enantiyomeri Posiphen (Buntanetap)

Çoğu bilim insanı pes etse de, araştırmacıların bir kısmı yola devam etti. Fenserinin, Greig ve ekibi tarafından sentezlenen ve posiphen adı verilen bir ayna görüntüsü versiyonu, yani enantiyomeri (enantiomer) olduğu ortaya çıktı. Posiphen, ana ilaç gibi Aβ seviyelerini baskılayabiliyor, ancak asetilkolinesteraz üzerinde hiçbir inhibitör etki göstermiyordu. Bu durum, çok daha güvenli bir yan etki profili ve ilacın daha yüksek dozlarda kullanılabilmesi anlamına geliyordu.

Yıllar süren araştırmalar, posiphenin (şimdiki jenerik adıyla buntanetap) başlangıçta düşünüldüğünden çok daha yetenekli olduğunu kanıtladı. İlaç, nörodejenerasyonu tetikleyen çok sayıda nörotoksik proteinin (Aβ, alfa sinüklein, tau vb.) üretimini engelliyordu.

  • Buntanetap, RNA hedefli bir mekanizma (RNA-targeting mechanism) ile çalışıyor.
  • Nörotoksik proteinlerin mRNA’larındaki demire yanıt veren element (IRE – iron responsive element) adı verilen bölgeye odaklanıyor.
  • İlaç, demir düzenleyici protein 1’in (IRP1) IRE’ye bağlı kalmasını sağlayarak, yüksek demir konsantrasyonu durumlarında (Alzheimer beyninde olduğu gibi) toksik proteinlerin aşırı üretimini durduruyor.

Klinik Denemeler ve Gelecek Vizyonu

Şimdiye kadar 12 klinik araştırmadan geçen ve iki çalışması daha devam eden buntanetap, Alzheimer ve Parkinson hastalarında günlük tedaviden sadece bir ay sonra bilişsel işlevlerde iyileşme gösterdi ve bu faydalar uzun süre korundu. İlaç, beyinlerinde amiloid ve tau patolojisi bulunan erken evre hastalarda olağanüstü sonuçlar verdi.

170 yıllık bu serüven, Afrika ormanlarındaki bir zehirden, hastalıkları kökünden durdurmayı hedefleyen moleküler bir başyapıta dönüştü. Şu anda erken evre Alzheimer için Faz 3 ve Parkinson için devam eden klinik denemeler, buntanetap’ın piyasaya sürülmesi için gereken verileri toplamayı hedefliyor. Bir zamanlar suçluluk ve masumiyet kararı veren Calabar fasulyesinin torunu, şimdi milyonlarca hasta için umut olmaya hazırlanıyor.

Editör Yorumu!

Alzheimer tedavisi için geliştirilen Buntanetap'ın bu 170 yıllık yolculuğu, Türkiye'deki ilaç Ar-Ge ekosistemi için çarpıcı bir vaka çalışması niteliğinde. Özellikle TÜBİTAK MAM ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde yürütülen yerli molekül keşfi çalışmalarında, geleneksel tıbbın modern farmakolojiyle entegrasyonunun ne denli önemli olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Doğal kaynaklı (fitoterapötik) moleküllerin yapısal modifikasyonları, Türk laboratuvar sektöründe hala bakir ve yatırım bekleyen bir alan. Buntanetap örneği, bir projenin başarısız olmasının (fenserin vakası) aslında doğru moleküle ulaşmak için bir basamak olabileceğini gösteriyor. Yerli startup'ların ve üniversite laboratuvarlarının RNA hedefli mekanizmalar gibi yenilikçi yollara odaklanması, Türkiye'nin küresel nörodejeneratif hastalık pazarında rekabetçi bir oyuncu olmasını sağlayabilir. Ayrıca, bu tür ilaçların klinik Faz araştırmalarının Türkiye'deki üniversite hastanelerinde gerçekleştirilmesi, klinik araştırma sektörümüze ciddi bir know-how ve ekonomik değer katacaktır.

Buntanetap, RNA hedefli bir mekanizma ile çalışır. Nörotoksik proteinlerin mRNA'larındaki demire yanıt veren elemente (IRE) odaklanarak demir düzenleyici protein 1'in (IRP1) buraya bağlanmasını sağlar. Böylece yüksek demir konsantrasyonu durumlarında amiloid beta ve alfa sinüklein gibi toksik proteinlerin aşırı üretimini doğrudan mRNA seviyesinde durdurur.

Calabar fasulyesinden izole edilen fizostigmin, asetilkolinesteraz enzimini inhibe ederek bilişsel süreçleri desteklese de dolaşım ömrü çok kısaydı. Ayrıca hastalarda mide bulantısı, kusma, ishal gibi ciddi periferik toksisite ve çoklu yan etkilere neden olduğu için uzun süreli ve güvenli bir tedavi ajanı olamadı.

Fenserin Faz 3 çalışmalarında istenen başarıyı gösteremeyince, araştırmacılar bu molekülün ayna görüntüsü olan (enantiyomeri) posiphen'i (buntanetap) incelemeye başladı. Buntanetap'ın, fenserinden farklı olarak asetilkolinesteraz enzimini inhibe etmediği anlaşıldı. Bu sayede toksik yan etkiler ortadan kalktı ve ilacın çok daha yüksek dozlarda, daha güvenli bir profilde test edilebilmesinin önü açıldı.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.