
Michigan Üniversitesi’nde görev yapan veri bilimci Elle O’Brien, birkaç ay önce akademik çalışmalarına Google Scholar (Google Akademik) üzerinden kimlerin atıf yaptığını rutin olarak kontrol ediyordu. Ancak karşılaştığı manzara, onu ve meslektaşlarını deyim yerindeyse dipsiz bir kuyunun içine çekecekti. O’Brien, kendisine atıfta bulunan yeni bir yayını incelediğinde, bunun aslında kendisinin Grischa Liebel ve Sebastian Baltes ile birlikte kaleme aldığı bir arXiv ön baskı (preprint) makalesinin sadece kelimeleri değiştirilmiş bir kopyası olduğunu fark etti.
Bu olay, basit bir akademik intihal vakasından çok daha karmaşık ve organize bir yapıyı işaret ediyordu. Sahte makalede listelenen altı yazarın hiçbiri gerçekte yaşamıyordu. Ancak işin ilginç yanı, bu hayalet yazarlara O’Brien, Liebel ve Baltes’in mensup olduğu kurumların; yani sırasıyla Michigan Üniversitesi, Reykjavik Üniversitesi ve Heidelberg Üniversitesi’nin kurumsal kimlikleri atanmıştı. Metinler incelendiğinde, durumun bir insan elinden çıkmadığı çok açıktı.
Liebel, LinkedIn hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda durumu şu çarpıcı sözlerle özetledi: “Metinler tam anlamıyla sanki birisi ‘ChatGPT, lütfen bu makaleyi temel bulgularını değiştirmeden yeniden ifade et’ yazmış gibi okunuyordu.”
Peki ama var olmayan yazarların neden yayın yapmaya ihtiyacı vardı? Ekip üyelerinden Baltes, bu durumu ilk fark ettiklerinde büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını belirterek, “Amacın ne olduğunu ilk başta hiç anlamadık. Ancak metnin referanslarına yakından baktığımızda, bütün bu sistemin belirli kişilerin atıf sayılarını yukarı çekmek (pushing citations up) için kurgulandığını gördük” dedi.
Araştırmacıların derinlemesine incelemeleri sonucunda, gerçek makalelerden çalınan ve sahte yazarlara atfedilen bir dizi sahte makalenin, birçok saygın ön baskı sunucusuna yüklendiği ortaya çıktı. Özellikle Elsevier bünyesindeki SSRN, arXiv, Authorea ve Cambridge gibi platformlar, bu sahte içeriklerin barınma noktası haline gelmişti. Temel amaç ise son derece netti: Belirli araştırmacıların atıf sayılarını suni bir şekilde şişirerek onların akademik sıralamalarını manipüle etmek.
Liebel, sahte makalelerin kaynağını bulmak için akıllıca bir yöntem izledi. Bir Büyük Dil Modelinin (LLM) değiştirmesi pek muhtemel olmayan spesifik terminolojileri ve ayırt edici kelimeleri Google Akademik’te aratarak, sahte makalelerin hangi orijinal çalışmalardan intihal edildiğini hızlıca tespit etti. Sahte makalelerin birinci yazarları, çoğunlukla standart bir Outlook e-posta adresi veya sahte kurumsal uzantılar kullanıyordu.
Gözlerin çevrildiği isimlerden biri olan Yuze Hao, hakkındaki iddiaları kesin bir dille reddetti. Kasım 2025’te Google Akademik profilinde “anormal bir atıf hareketi” fark ettiğini ve bunun üzerine profilini kapatıp SSRN’deki makaleler için geri çekme (retraction) talebinde bulunduğunu belirtti.
Hao, gönderdiği e-postada şu ifadelere yer verdi: “Bu sahte ön baskıların oluşturulması veya yayınlanmasıyla hiçbir ilgim yoktur. Sahte veya ilgisiz çalışmalardan elde edilen ‘şişirilmiş’ atıflardan fayda sağlamıyorum; aksine bu tür faaliyetler yalnızca mesleki itibarıma ve alanımın bütünlüğüne zarar veriyor. Benimle aynı isim yazılışına sahip birinin beni taklit ettiğinden ve dolandırıcılık yaptığından şüpheleniyorum.” Hao ayrıca, bu platformlara durumu şikayet eden kişinin (whistleblower) bizzat kendisi olduğunun altını çizdi. Elsevier yetkilileri de SSRN üzerinden tespit edilen 15 sahte makalenin tamamen kaldırıldığını doğruladı.
Olay sadece Hao ile sınırlı değil. Google Akademik profilinde kendisini “dünyanın en iyi %2’lik bilim insanlarından biri” olarak tanımlayan, Sydney Üniversitesi’nden lisansüstü öğrencisi Jiaming Pei de benzer şekilde sahte makalelerden sıklıkla atıf alan bir diğer isimdi. Pei de suçlamaları reddederek, daha önce de çalışmalarının çalınıp izinsiz olarak yayınlandığını ve bu tarz eylemlerin kurbanı olduğunu savundu.
Bu karmaşık “atıf değirmeni” (citation mill) yapılanmasının haritasını çıkarmak araştırmacılar için hala büyük bir zorluk teşkil ediyor. Araştırma bütünlüğü uzmanı Matt Hodgkinson gibi isimler, bu organize ağın kanıtlarını toplamak için çalışıyor. Uzmanlar, bu sistemin aynı zamanda bir meslektaşı itibarsızlaştırmak veya ona kumpas kurmak için de kullanılabileceği konusunda uyarıyor.
Bilgisayar bilimleri gibi disiplinlerde konferans çıktılarının da dergiler kadar değerli olması, ancak her platformun bunları standart bir metrikte saymaması, mevcut atıf sisteminin boşluklarını göz önüne seriyor. Liebel, “Google Akademik ile Scopus H-indeksi arasında büyük farklar olabiliyor, gerçek ikisinin arasında bir yerde” diyerek sistemin güvensizliğini vurguluyor.
Baltes ise sektördeki asıl problemi şu çarpıcı tespitle özetliyor: “Benim için en büyük sonuç, bu atıf sayma takıntısından uzaklaşmanın giderek daha önemli hale gelmesidir. Artık bu sayıların neredeyse hiçbir anlamı kalmadı.”
Yapay zekanın akademik dünyayı nasıl manipüle edebileceğini gösteren bu skandal, sadece bireysel araştırmacıların değil, bilimsel bilginin üretimi ve değerlendirilmesi süreçlerinin de ciddi bir reformdan geçmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work