
Nadir hastalıklar, küresel sağlık ekosisteminde çoğu zaman gölgede kalan, gerek finansman (funding) gerekse farmasötik terapilerin geliştirilmesi açısından büyük zorluklarla boğuşan bir alandır. McGill Üniversitesi’nde görevli araştırmacı hekim Aditi Kantipuly, on yılı aşkın süredir bu zorlu alanda çalışmalar yürütüyor. Bilim dünyasının soğuk yüzünün ötesinde, hastaların ve ailelerin yaşadığı psikolojik yüke dikkat çeken Kantipuly, nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin derin bir izolasyon hissi yaşadığını vurguluyor.
2022 yılında yaşanan algoritmik bir tesadüf, Kantipuly’ye bu izolasyonu kırmak için ezber bozan bir fikir verdi. Genetik veriler üzerinde çalışırken aynı bilgisayarda müzik listeleri oluşturan araştırmacı, yapay zeka algoritmasının her iki ilgi alanını birleştirerek kendisine DNA sonifikasyonu (DNA sonification) -yani DNA dizilimlerinin sese dönüştürülmesi- hakkında bir içerik sunmasıyla yepyeni bir vizyon geliştirdi.
“Müziği her zaman insanlarla bağlantı kurmanın evrensel bir yolu olarak gördüm. Peki, nadir hastalıklar topluluğuyla güçlü köprüler inşa etmek için müziği bir araç olarak nasıl kullanabiliriz?”
Bu vizyonu gerçeğe dönüştürmek amacıyla Kantipuly, Illinois Üniversitesi’nden (Urbana Champaign) daha önce ailesindeki genetik rahatsızlıkların dizilimlerini kullanarak veri sonifikasyonu (data sonification) denemeleri yapmış olan besteci Stephen Taylor ile güçlerini birleştirdi. DNA’yı müziğe dönüştürmek yaratıcı bir süreç olsa da, biyoinformatik açısından ciddi ölçeklendirme sorunlarını beraberinde getiriyordu. İnsan genomunun veya tek bir genin bile devasa uzunluğu, dinlenmesi imkansız saatler süren kompozisyonlar yaratma riski taşıyordu.
Bu teknik zorluğu aşmak için araştırmacılar ve besteciler, veriyi daraltmak adına stratejik kararlar aldılar. Geliştirilen metodolojik yaklaşımlar şunları içeriyor:
Bu inovatif kurallar bütünüyle, Hint klasik müziğinin doğaçlamaya açık yapısı kullanılarak farklı nadir hastalıkların yer aldığı eşsiz bir müzikal katalog oluşturuldu. 2022’den bu yana prestijli immünoloji konferanslarında sergilenen bu eserler, disiplinlerarası çalışmalara ilham vermeye devam ediyor.
2024 yılına gelindiğinde, proje çok daha kişisel ve çarpıcı bir boyuta ulaştı. Alberta, Kanada’da yaşayan ve ağır kombine immünyetmezlik (severe combined immunodeficiency – SCID) teşhisi konan genç bir hastanın durumu, yeni bir kompozisyonun ilham kaynağı oldu. Toplumun ve farmasötik endüstrinin dikkatini bu hastalığa çekmek isteyen Kantipuly, Alberta Üniversitesi’nden müziğin toplumsal etkilerini araştıran besteci Michael Frishkopf ile iletişime geçti.
SCID vakasında mutasyona uğrayan adenozin deaminaz (adenosine deaminase – ADA) genini temel alan Frishkopf, başlangıçta 32.000 bazdan oluşan devasa bir genetik veri setiyle karşı karşıya kaldı. Doğrudan nota ataması (pitching) yapıldığında estetikten uzak, kaotik bir ses bütünü ortaya çıkıyordu. Geniş kitlelerin ilgisini çekebilecek bir müzikalite yakalamak için Frishkopf, verilerin içinde iki kez tekrarlanan 64 bazlık spesifik bir bölgeyi keşfetti. Harfleri ses perdeleri (pitch) yerine müzikal aralıklar (interval) olarak yorumlayarak hareketli ve dinlenebilir bir melodi elde etti.
Başarılı bir gen terapisi ile sağlığına kavuşan SCID hastası çocuğun annesi, bestelenen bu genetik melodiye sözler yazdı. Üniversite destekli canlı performanslar ve medyanın yoğun ilgisi, nadir hastalıklar için hedeflenen farkındalığı zirveye taşıdı. Frishkopf’un belirttiği gibi, “Müzik o kadar insanileştirici ve sosyalleştirici ki, insanları bir metnin asla başaramayacağı bir şekilde bir araya getiriyor.”
Bugün “Genom Müziği Kolektifi” (Genome Music Collective) çatısı altında birleşen araştırmacılar, modern genetik müziği üreten ve nadir genetik hastalıklar için tedavi geliştirmeye odaklanan To Cure a Rose vakfının kurucusu Casey McPherson gibi yeni isimleri de aralarına katarak büyüyor. Kolektif, gelecekte gen sonifikasyonu yarışmaları ve büyük çaplı konserler düzenlemeyi planlıyor.
Laboratuvar teknolojileri ve biyomedikal araştırmalar açısından bu girişimin anlamı sadece “sanat” ile sınırlı değil. Veri sonifikasyonu, devasa NGS (Yeni Nesil Dizileme) verilerinin analizinde insan kulağının örüntü tanıma yeteneğinden faydalanarak potansiyel anomalilerin tespit edilmesinde alternatif bir biyo-duyusal analitik araç olma potansiyeli taşıyor. Karar vericiler ve ilaç şirketlerinin (pharma) fonlama stratejilerini etkileyecek duygusal bir lobi gücü yaratması ise işin regülasyon ve yatırım boyutunu şekillendiriyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work