Akademi Dünyasında Kriz: Makale Fabrikaları ve Yapay Zeka Bilimsel Güvenilirliği Tehdit Ediyor

8 Mayıs 2026
4 dk dk okuma süresi
Akademi Dünyasında Kriz: Makale Fabrikaları ve Yapay Zeka Bilimsel Güvenilirliği Tehdit Ediyor

Bilim dünyasında bir araştırmayı yayımlamak, bilim insanları için kariyerlerinin tartışılmaz en önemli dönüm noktalarından biridir. Çoğu araştırmacı, yıllar süren laboratuvar mesailerinin, hipotezlerinin ve elde ettikleri verilerin daha geniş bir bilimsel toplulukla paylaşılmasından büyük heyecan duyar. Ancak son yıllarda bu kutlama anlarının ardında giderek büyüyen karanlık bir tablo yatıyor: Sayısı hızla artan geri çekilmiş (retracted) makaleler.

İster masum bir metodolojik hata isterse açık bir bilimsel sahtekarlık (veri uydurma, intihal) olsun, kusurlu çalışmaların ifşa edilmesi akademik literatürün temiz kalması için hayati önem taşıyor. 2015 yılında tüm araştırma alanlarındaki geri çekilen makaleleri izlemek için kurulan Retraction Watch veri tabanı, bugün 64.000’den fazla makaleyi barındırıyor. Veriler, geri çekme vakalarının zaman içinde istikrarlı bir şekilde arttığını gösteriyor. Ancak uzmanlara göre bu trend, bilimin çöküşünden ziyade sorunları tespit etme refleksimizin güçlenmesiyle de ilgili olabilir.

Artan İptaller: Bilimin Sonunu mu Gösteriyor, Yoksa Etik Bir Uyanışı mı?

Kariyerine kanser araştırmacısı olarak başlayan, günümüzde ise bilimsel literatür dedektifliğine soyunan Sidney Üniversitesi’nden Dr. Jennifer Byrne, kendi alanındaki şüpheli makaleleri incelediğinde çarpıcı bir gerçekle yüzleşti. Tamamen farklı kurum ve yazarlardan geldiği iddia edilen birçok makale, inanılmaz derecede benzer bir yapıya sahipti ve aynı genin farklı kanser türlerindeki rolünü abartılı bir şekilde övüyordu. Dr. Byrne ve ekibi, bugün var olmayan hücre hattı (cell line) modellerine atıfta bulunan çalışmalara odaklanarak bu tür yayınların bilimsel ilerlemeye verdiği zararı araştırıyor.

“Bu tür çalışmaların en büyük zararı, dürüst araştırmacıların zamanını ve kıt laboratuvar kaynaklarını gasp etmeleridir. Dürüstçe yapılmamış bir deneyi yeniden üretmeye (reprodüksiyon) çalışmak sadece imkansız değil, aynı zamanda ciddi bir bütçe israfıdır.”

Retraction Watch’un kurucu ortağı Ivan Oransky ise artan ifşa oranlarına farklı bir perspektiften bakıyor. Oransky’ye göre bu artış kesinlikle olumlu bir gelişme ve tıp dünyasındaki kanser tarama testlerine benziyor: “Eğer tarama yapmazsanız, hastalığın nadir olduğunu sanırsınız. Günümüzde dijital veri tabanları ve metin/görüntü doğrulama araçları sayesinde literatürü çok daha etkin bir şekilde ‘tarayabiliyoruz’.”

“Yayınla ya da Yok Ol” Kültürü: Makale Fabrikalarının Yükselişi

Verilere göre geri çekilen sağlık bilimleri ve temel yaşam bilimleri (HSC & BLS) makalelerinin geri çekilme nedenlerinin %60’ını etik ihlaller, intihal ve veri fabrikasyonu oluşturuyor. Ancak sorunun kökeninde yatan daha büyük bir tehlike var: Makale Fabrikaları (Paper Mills).

  • 2016 ile 2025 yılları arasında iptal edilen makalelerin tam %20’si doğrudan makale fabrikalarından çıkma.
  • Sadece 2023 yılında, yayıncı kuruluş Hindawi, bu organize sahtekarlık ağlarından geldiği tespit edilen binlerce makaleyi topluca literatürden temizlemek zorunda kaldı.

Akademisyenleri bu tür yasa dışı yollara iten ana faktör, akademideki terfi ve fon bulma süreçlerine hakim olan “yayınla ya da yok ol (publish-or-perish)” psikolojisi. Exeter Üniversitesi’nden immünolog ve bibliyometri araştırmacısı Mark Hanson, niceliği ödüllendiren bu teşvik sisteminin insanları etik dışı yollara ittiğini savunuyor. Bilimsel makale sayısındaki patlama, yayıncıları ve hakemleri boğmuş durumda. Öyle ki, 2020 yılında PubMed’e eklenen biyomedikal makale sayısı yıllık 1,5 milyonu aştı.

Yapay Zeka Bir “Hızlandırıcı” Etkisi Yaratıyor

Üretken yapay zekanın (Generative AI) devreye girmesiyle birlikte makale fabrikalarının üretim kapasitesi eşi benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştı. Oransky, mevcut durumu şu çarpıcı benzetmeyle özetliyor:

“Yayınlama baskısı çıra ise, makale fabrikaları benzindir. Yapay zeka bu denkleme bir hızlandırıcı olarak girdi ve şu an karşımızda durdurulup durdurulamayacağı belli olmayan, devasa ve kontrolden çıkmış bir yangın var.”

Çözüm: Nicelikten Niteliğe Geçiş Şart

Sektör uzmanları, bilimsel güvenilirliği yeniden tesis etmek için makale peşinde koşmaktan (retraction) ziyade sistemin kendisini onarmak gerektiği konusunda hemfikir. Hanson, sadece sahte makaleleri avlamanın “Everest Dağı büyüklüğündeki bir tepede köstebek vurmaca (whack-a-mole) oynamaya” benzediğini belirtiyor.

Kalıcı bir çözüm için öne çıkan öneriler şunlar:

  1. Yayın Metriklerinden Vazgeçilmesi: DORA (Araştırma Değerlendirmesi Bildirisi) gibi girişimlerin desteklediği üzere, akademisyenlerin başarıları yayın sayıları veya dergilerin etki faktörleri (impact factor) ile ölçülmemeli.
  2. Geleceğin Finansman Modelleri: Fon sağlayan kuruluşların, şüpheli “özel sayılara (special issues)” yapılan harcamaları kesmesi.
  3. Anlatı Odaklı Özgeçmişler (Narrative CV): Araştırmacıların yüzlerce sıradan makale yerine, bilim dünyasına yön veren 3-5 temel eserini öne çıkardığı kalite odaklı bir değerlendirme sistemine geçilmesi.

Sonuç olarak, bilim dünyası eğer kendisine duyulan güveni korumak istiyorsa, laboratuvarda üretilen gerçek değer ile kağıt üzerinde üretilen metrikler arasındaki uçurumu bir an önce kapatmak zorundadır.

Editör Yorumu!

Türkiye'de özellikle Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) tarafından belirlenen doçentlik kriterleri, akademisyenleri inanılmaz bir yayın baskısı altında bırakıyor. Bu durum ne yazık ki ülkemizdeki araştırmacıları da zaman zaman şaibeli dergilere veya doğrudan makale fabrikalarına (paper mills) itebiliyor. TÜBİTAK'ın UBYT (Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik) gibi programları araştırmacılarımızı motive etmeyi amaçlasa da, yalnızca Web of Science veya Scopus gibi endekslerde 'sayısal bir varlık' göstermenin yetmediğini küresel trendler bize açıkça kanıtlıyor. Türkiye'deki bir laboratuvarın zaten kısıtlı olan sarf malzeme bütçesinin (örneğin döviz kuruyla alınan ithal kitler, antikorlar vb.), uluslararası literatürdeki sahte bir protokole aldanarak heba olması ülkemiz bilimi için büyük bir yıkımdır. Bu nedenle araştırma fonlarımızın ve akademik atama jürilerimizin, makale sayısından ziyade çalışmanın somut faydasını, endüstriye/laboratuvar pratiğine dönük çıktılarını önceleyen yeni bir 'nitelik' anlayışına geçmesi artık bir vizyon değil, zorunluluktur.

Makale fabrikaları, araştırmacılar için sahte verilerle veya intihalle seri üretim bilimsel makale hazırlayıp satan yasa dışı organizasyonlardır. Bu tür sahte çalışmalar, dürüst araştırmacıların bu yanıltıcı literatürü referans alıp başarısız deneyler yapmasına neden olur ve böylece hem zamanlarının hem de kısıtlı laboratuvar bütçelerinin (ithal sarf malzemeler, kitler vb.) israf edilmesine yol açar.

Geri çekilme oranlarındaki artışın en büyük nedenleri arasında akademik terfi süreçlerindeki 'yayınla ya da yok ol' (publish-or-perish) baskısı, etik ihlaller (veri uydurma, intihal) ve üretken yapay zekanın 'hızlandırıcı' etkisiyle makale fabrikalarının üretim kapasitesini devasa boyutlara taşıması gösterilmektedir.

Uzmanlar, akademisyenlerin başarılarının salt makale sayısı veya dergi etki faktörüyle ölçüldüğü metrik odaklı sistemden vazgeçilmesini önermektedir. DORA (Araştırma Değerlendirmesi Bildirisi) inisiyatifinin de desteklediği gibi, nicelikten ziyade niteliği öne çıkaran 'anlatı odaklı özgeçmiş' (Narrative CV) değerlendirmelerine geçilmesi ve fon sağlayan kuruluşların şüpheli yayınlara verilen destekleri kesmesi kalıcı bir çözüm olarak savunulmaktadır.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.