Bilim Medyasında Derin Uçurum: Kadın Uzmanlar Neden Görünmez Kılınıyor?

18 Mayıs 2026
4 dk dk okuma süresi
Bilim Medyasında Derin Uçurum: Kadın Uzmanlar Neden Görünmez Kılınıyor?

Kadınlar, dört milyarı aşkın nüfuslarıyla dünya genelinin yüzde 49,7’sini oluşturuyor. Ancak televizyonu açtığınızda, bir gazete okuduğunuzda veya dijital haber platformlarında gezindiğinizde karşınıza çıkan dünya, gerçeğin çok daha farklı bir versiyonunu sunuyor. Haberlerdeki toplumsal cinsiyet dağılımını analiz eden Küresel Medya İzleme Projesi’ne (GMMP) göre, medyada görülen, duyulan veya hakkında konuşulan kişilerin yalnızca yüzde 26’sı kadın.

Peki, tarafsızlık ve nesnellik iddialarının en güçlü olduğu bilimsel iletişim dünyasında durum farklı mı? Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden (ANU) bilim iletişimi araştırmacısı Merryn McKinnon, bilim haberlerinin de benzer bir dengesizliği yansıtıp yansıtmadığını araştırmak üzere derinlemesine bir çalışmaya imza attı. Journal of Science Communication (Bilim İletişimi Dergisi) platformunda yayımlanan bu çarpıcı araştırma, toplumun bilimsel algısını şekillendiren medya organlarının, uzman görüşü alırken hala ezici bir çoğunlukla erkek seslerine yöneldiğini kanıtlıyor.

Beş Yıllık Veriler Ne Söylüyor?

McKinnon ve araştırma ekibi, 2018 ile 2022 yılları arasındaki beş yıllık bir periyodu kapsayan, demografik çeşitliliği yüksek 18 farklı medya kuruluşunu inceledi. Önceki araştırmaların, bir yılın içerik profilini belirlemede güvenilir bir gösterge olduğunu kanıtladığı “rastgele seçilmiş iki haftalık” zaman dilimleri baz alınarak toplam 2.551 bilimsel makale ve haber analiz edildi.

Ortaya çıkan tablo, bilim basınının perde arkasındaki yapısal sorunları gün yüzüne çıkarıyor. Çalışmaya göre, analiz edilen beş yıl boyunca tüm yayın organları erkekleri çok daha yüksek oranda doğrudan kaynak olarak kullandı. Makalelerin yüzde 72 ila 80’i erkekleri doğrudan alıntı yaparken, kadın bilim insanlarının doğrudan görüş bildirdiği makalelerin oranı sadece yüzde 41 ila 48 bandında sıkışıp kaldı.

“Bu konudaki araştırmaları görmek her zaman sevindirici. GMMP cinsiyet ve habercilik konusunda genel bir bakış sunarken, McKinnon’ın çalışması konum ve konu bazlı verilerle daha detaylı bir röntgen çekiyor. Bilim dünyasındaki uzman kadınlara odaklanan böyle bir analizin yapılmış olması son derece kritik.” – Kathryn Shine, Curtin Üniversitesi Gazetecilik Araştırmacısı

Kadınların Baskın Olduğu Sektörlerde Bile “Erkek Sesi” Hâkim

Araştırmanın en endişe verici bulgularından biri, kadınların iş gücünü domine ettiği disiplinlerde dahi medyanın erkek uzmanlara yönelmesiydi. Curtin Üniversitesi’nden Kathryn Shine bu durumu şu sözlerle özetliyor: “Beni asıl kaygılandıran şey, kadınların çoğunlukta olduğu ve iş gücünün bel kemiğini oluşturduğu alanlarda bile erkeklerin haber kaynağı olarak aşırı temsil edilmesi oldu.”

İstatistikler bu kaygıyı doğruluyor: Avustralya’da sağlıkla ilgili mesleklerde çalışanların yüzde 75’i kadın. Ancak sağlık ve tıp alanındaki haberlerin yarısı doğrudan erkekleri alıntılarken, yalnızca yüzde 36’sı kadınları uzman kaynağı olarak kullanıyor.

Kıdem Önyargısı ve “Zaman Asansörü”

Johns Hopkins Üniversitesi Bilim Yazarlığı Programı öğretim üyesi ve bilim gazetecisi Anne Connor’a göre bu durum sadece bölgesel bir sorun değil. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve küresel ölçekte de benzer bir çarpıklık mevcut. Connor, bu orantısızlığın temel nedenlerinden birini akademik hiyerarşi ve yaş faktörü ile açıklıyor:

“Bunun en büyük sebeplerinden biri, medyaya genellikle ilk röportaj verenlerin kıdemli (senior) araştırmacılar olması ve bu kişilerin alt kademedeki (junior) meslektaşlarına kıyasla daha yaşlı ve çoğunlukla erkek olmalarıdır. Bilimsel iş gücüne daha yakın zamanda katılan kadınlar gibi gruplar, en üst kata çıkmak için hala ‘zaman asansöründe’ yolculuk ediyorlar.”

Dengeyi Sağlamak İçin Sektöre Çağrı

McKinnon, Shine ve Connor’a göre gazetecilerin, kurumların ve bilim iletişimcilerinin bu cinsiyet uçurumunu kapatmak için proaktif adımlar atması gerekiyor. Medyanın hız odaklı doğası anlaşılır olsa da, bu durum çeşitliliğin önünde bir bahane olmamalı. Uzmanların önerdiği çözüm stratejileri şunlar:

  • Kaynak Havuzunu Çeşitlendirmek: Gazetecilerin, her zamanki güvenli ve hızlı yanıt veren (genellikle erkek) uzmanların dışına çıkarak, yeterince temsil edilmeyen toplulukların yer aldığı uzman veri tabanlarını (Expert Databases) kullanmaları gerekiyor.
  • Niyetin Açıkça Belirtilmesi: Röportaj taleplerinde bulunurken, “Bu haberde kadınların/farklı grupların sesine yer vermek benim için çok önemli” yaklaşımı, kararsız araştırmacıları konuşmaya teşvik edebilir.
  • Mikrofonu Devretmek: Sık sık röportaj veren ve medyatikleşen erkek (veya kıdemli) uzmanların, gazetecileri kendi ekiplerindeki veya ağlarındaki yetenekli, genç kadın araştırmacılara yönlendirerek birer “savunucu” (advocate) olmaları şart.

Sonuç olarak, sayısal verilerin ardındaki motivasyonları anlamak için daha fazla nitel (kalitatif) araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. Medyada yer almayan kadınların, özellikle de engelli kadınların, azınlık gruplarına mensup araştırmacıların ve farklı yaş gruplarındaki bilim insanlarının neden arka planda kaldığı sorusu, bilim iletişiminin geleceği için kilit bir rol oynuyor. Bilim dünyasına katılan kadın sayısı arttıkça dengenin kurulacağına dair umutlar yeşerse de, medyanın bu süreci hızlandırmak için kendi yapısal önyargılarıyla yüzleşme vakti çoktan geldi.

Editör Yorumu!

Bu araştırmanın sonuçları Türkiye laboratuvar, tıp ve bilim ekosistemi açısından da son derece tanıdık bir tablo çiziyor. YÖK verilerine göre Türkiye, kadın akademisyen ve araştırmacı oranında (özellikle fen ve sağlık bilimlerinde) pek çok Avrupa ülkesinin ilerisinde. Ancak laboratuvardaki bu güçlü varlık, maalesef Türkiye medyasındaki temsile yansımıyor. Özellikle COVID-19 pandemisi veya deprem gibi kriz dönemlerinde haber kanallarındaki uzman panellerinin ezici bir çoğunlukla erkek profesörlerden oluştuğuna hep birlikte şahit olduk. Sağlık Bakanlığı, TÜBİTAK ve TUSEB gibi çatı kurumların desteklediği dev projelerde kadın araştırmacıların laboratuvar tezgahlarında döktüğü ter, haber bültenlerine 'görünmez' olarak yansıyor. Türkiye'deki bilim haberciliğinin ve sektörel dergiciliğin, kolay ulaşılan ve ekranda konuşmaya alışkın 'medyatik erkek hocalardan' sıyrılıp, işin asıl mutfağında olan kadın araştırmacıları ve genç bilim insanlarını vitrine çıkarması gerekiyor. Bilimsel prestij, yalnızca unvanla değil, sahada üretilen yenilikçi projelerin çok sesli bir şekilde topluma aktarılmasıyla mümkündür.

GMMP'nin haberlerdeki toplumsal cinsiyet dağılımını inceleyen analizlerine göre medyada görülen, duyulan veya hakkında konuşulan kişilerin yalnızca yüzde 26'sı kadınlardan oluşmaktadır. Bu veri, nüfusun yarısını oluşturan kadınların medyada ciddi bir şekilde eksik temsil edildiğini kanıtlamaktadır.

Kıdem önyargısı, gazetecilerin röportajlar için genellikle kolay ulaşılan ve statü olarak daha üst kademede (senior) olan kişilere başvurması durumudur. Bu kişilerin büyük çoğunluğunun yaşça büyük erkeklerden oluşması, bilimsel iş gücüne daha yeni katılan ve 'zaman asansöründe' yükselmeye çalışan kadın araştırmacıların medyada görünürlük kazanmasını zorlaştırır.

Uzmanlar, gazetecilerin güvenli alanlarının dışına çıkarak az temsil edilen toplulukların bulunduğu uzman veri tabanlarını (Expert Databases) kullanmasını, röportaj taleplerinde kadın seslerine yer verme niyetini açıkça belirtmesini ve medyatikleşmiş erkek/kıdemli araştırmacıların gazetecileri kendi ekiplerindeki genç kadın araştırmacılara yönlendirerek onlara alan açmasını (mikrofonu devretmek) önermektedir.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.