
ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), modern biyotıp ve yenileyici tıp alanının temel taşlarından biri olan kök hücre araştırmalarının geleceğini kökten değiştirebilecek kritik bir adım attı. Kurum, insan embriyonik kök hücrelerinin (hESC) bilimsel ve klinik araştırmalardaki güncel faydasını yeniden değerlendirmeye aldığını duyurdu. Bu kapsamda yayınlanan Bilgi Talebi (RFI) belgesi ile kamuoyundan ve bilim dünyasından, hESC kullanımını azaltabilecek veya tamamen ortadan kaldırabilecek in vitro alternatifler hakkında görüş istendi. Ancak asıl deprem yaratan gelişme, NIH’in bu değerlendirme süreci tamamlanana kadar yeni hESC hatlarının ulusal sicile eklenmesini ve onaylanmasını askıya alması oldu.
NIH’in bu radikal kararının arkasında yatan temel argüman, kök hücre teknolojilerindeki baş döndürücü ilerlemeler, özellikle de insan uyarılmış pluripotent kök hücre (hiPSC) teknolojisinin geldiği nokta. Bilindiği üzere, bilim insanları ilk kez 1998 yılında erken evre embriyonik dokulardan (blastosist) hESC’leri izole etmeyi başarmış ve bu gelişme rejeneratif tıp için bir milat kabul edilmişti. Ancak 2006 yılında, Nobel ödüllü bilim insanı Shinya Yamanaka’nın yetişkin deri hücrelerini dört spesifik transkripsiyon faktörü (Yamanaka faktörleri) kullanarak yeniden programlaması ve pluripotent bir duruma getirmesi, oyunun kurallarını değiştirdi.
hiPSC adı verilen bu yeni nesil hücreler, embriyo kullanımına gerek kalmadan her türlü vücut hücresine dönüşebilme potansiyeli sunarak, hESC’lerin etrafındaki o yoğun etik ve politik tartışmaları by-pass etme şansı yarattı. NIH yetkilileri, vergi mükelleflerinin fonlarının en verimli şekilde kullanılması prensibi gereği, hiPSC gibi modern alternatiflerin varlığında hESC’lere olan ihtiyacın azalıp azalmadığını sorguluyor. Kurum verilerine göre, 2019’dan bu yana NIH destekli hESC araştırmaları durağan bir seyir izlerken, hiPSC odaklı projelere verilen destek hızla artıyor.
NIH’in yeni hücre hatlarının sicile kaydını durdurması, kök hücre araştırmacılarından ve Amerikan Deneysel Biyoloji Toplulukları Federasyonu gibi önde gelen uluslararası organizasyonlardan büyük tepki topladı. Bilim insanları, iPSC’lerin devrim niteliğinde bir teknoloji olduğunu kabul etseler de, hESC’lerin biyolojik olarak “yeri doldurulamaz” olduğunu savunuyor.
“Bu yaklaşım büyük bir hata. Araştırmaları kısıtlamak, sadece ülkemizdeki bilimsel ilerlemeyi sekteye uğratmakla kalmayacak, aynı zamanda klinik denemeleri de durma noktasına getirecektir.” – Dr. Arnold Kriegstein (Nörolog ve Nörobilimci, UCSF)
Araştırmacıların hESC’lerden vazgeçmek istememelerinin arkasında yatan temel bilimsel gerekçeler şunlar:
Tartışmanın en kritik boyutlarından biri de hastadan hastaya (bedside) taşınan klinik uygulamalar. 2010 yılından bu yana insan pluripotent kök hücreleri ile yapılan klinik denemelerin sayısı katlanarak artıyor. Diyabetten nörodejeneratif hastalıklara, körlükten kardiyovasküler rahatsızlıklara kadar pek çok alanda umut vaat eden bu denemelerin büyük bir çoğunluğu (özellikle 2019 öncesi başlayanlar) hESC’lere dayanıyor.
Araştırmacılar, iPSC’lerin elde edilmesi sırasında kullanılan onkogenler (kanser yapıcı genler) ve diğer genetik manipülasyonlar nedeniyle klinik güvenlik konusunda yıllarca endişe duyduklarını belirtiyor. Her ne kadar iPSC teknolojisi bugün çok daha güvenli hale gelse de, halihazırda Faz 3 aşamasına gelmiş ve hESC kullanan devasa klinik projeler bulunuyor. Federal fonların bu projelere kapatılması veya yeni hESC hatlarının sisteme entegre edilememesi, on yıllar süren emeğin ve milyonlarca dolarlık yatırımın çöpe gitmesi anlamına gelebilir.
Hollanda Leiden Üniversitesi’nden gelişimsel biyolog Christine Mummery’nin de altını çizdiği gibi, tamamen iPSC tabanlı bir ekosisteme geçiş için biyolojik ve lojistik koşullar henüz tam anlamıyla olgunlaşmış değil. Özel hasta grupları için iPSC hatları geliştirmenin devasa maliyetleri, geniş çaplı klinik tedavilerin önünde bir engel teşkil etmeye devam ediyor. NIH’in bu RFI sürecinden nasıl bir nihai karar çıkaracağı şimdilik belirsizliğini korusa da, alınacak kararın sadece ABD sınırları içinde değil, tüm dünyadaki kök hücre araştırmalarının rotasını belirleyeceği aşikar.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work