
Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin 39 ülkenin vatandaşlarına yönelik başlattığı ve kesintisiz olarak beşinci ayına giren vize başvurularını dondurma kararı, küresel bilim camiasında derin fay hatları oluşturmaya devam ediyor. Özellikle biyomedikal, yapay zeka ve ileri teknoloji alanlarında çalışan yabancı uyruklu bilim insanları için bu durum, yalnızca idari bir gecikme değil; kariyerlerin, dev bütçeli araştırmaların ve hayatların askıya alındığı bir bürokratik araf anlamına geliyor. Bu göçmenlik çıkmazı, Amerika’nın bilimsel yeteneklere ‘artık burada istenmiyorsunuz’ mesajı vermesiyle kalmıyor, aynı zamanda araştırmacıların ülkelerindeki jeopolitik krizler ve savaşlarla birleştiğinde devasa bir psikolojik yıkıma dönüşüyor.
Amerika’daki yabancı araştırmacıların yaşadığı izolasyon yeni bir olgu olmamakla birlikte, mevcut kısıtlamalar bu durumu daha önce görülmemiş bir ölçeğe taşımış durumda. Örneğin, yüksek lisans veya doktora eğitimi için ABD’ye giden pek çok araştırmacı, geçmişte yalnızca üç ay geçerli tek girişli vizelerle (single-entry visa) eğitimlerini sürdürmek zorundaydı. Bu sistem, araştırmacıların ABD’de yasal olarak kalmasına izin verirken, ülkeden çıkış yapmaları halinde geri dönüşlerini belirsiz bir zaman çizelgesine mahkum ediyordu. Günümüzde uygulanan dondurma kararları ise bu pratik ayrılığı, binlerce öğrenci ve bilim insanı için hukuki ve mesleki bir felce dönüştürüyor.
Nisan ayında ABD’deki yabancı uyruklu (özellikle İranlı) öğrenciler, bilim insanları ve klinisyenler arasında yapılan bağımsız bir anket çalışması, krizin boyutlarını gözler önüne seriyor. Katılımcıların dörtte üçünden fazlası halihazırda ABD içinde kritik projelerde çalışıyor, eğitim alıyor ve Amerikan ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor. Geriye kalan dörtte birlik kesim ise, kabul aldıkları prestijli pozisyonlara başlamak üzere sınır dışında mahsur kalmış durumda.
Araştırmadan elde edilen çarpıcı bulgular ve yaşatılan insan maliyeti şu şekilde özetleniyor:
“Kağıt üzerinde basit bir teknik detay veya ‘güvenlik prosedürü’ gibi görünen uygulamalar, pratikte bilim insanlarının laboratuvarlardan koparılması ve zorunlu ayrılık anlamına geliyor.”
Vize krizinin en acı tarafı ise, kaybedilen yeteneklerin tam da dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu sorunlara çözüm arayan isimler olması. İşte krizin yarattığı somut yıkımlardan sadece birkaçı:
San Francisco’da yapay zeka (AI) tabanlı kanser terapötikleri tasarımı üzerine çalışan bir biyoteknoloji araştırmacısı, USCIS’in aylar önce yapılan İsteğe Bağlı Pratik Eğitim (OPT) başvurusunu zamanında sonuçlandırmaması nedeniyle işinden çıkarıldı. Çalıştığı kurum, bu kesintinin projeye yaklaşık 500.000 dolar zarar verdiğini tahmin ediyor. Genç bilim insanı şu an kişisel birikimlerini tüketiyor ve aylar içinde evsiz kalma riskiyle yüzleşiyor.
Benzer şekilde, en iyi bilgisayar bilimleri programlarından birinde doktora yapmış bir hesaplamalı biyolog, elit bir üniversiteden prestijli bir burs kazanmasına rağmen aylardır gelirsiz. Hem OPT hem de ABD’nin ulusal çıkarlarına hizmet edenlere ayrılan EB-2 NIW (Ulusal Çıkar Muafiyeti) başvuruları, ek ücret ödenerek hızlandırılmış işlem (premium processing) talep edilmesine rağmen sonuçsuz bırakıldı.
Georgetown Üniversitesi’nde dördüncü yılını dolduran bir kanser epidemiyoloğu ise J-1 vizesinin beş yıllık sınırına yaklaştığı ve statü değişikliği işlemleri dondurulduğu için ülkeyi terk etmek zorunda kalabilir.
Mevcut kriz, üç temel yapısal sorunu ortaya çıkarıyor:
Bu tablo yalnızca bireylerin değil, dev Amerikan araştırma kurumlarının da kaybı anlamına geliyor. ABD bu yeteneklere kapılarını kapatırken, küresel rakipler boş durmuyor. Kanada, yabancı bilim insanlarını ülkeye çekmek için 1,2 milyar dolarlık devasa bir paket başlattı. Çin ise özellikle uluslararası STEM (Fen, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) mezunlarına yönelik özel vize programlarını devreye soktu. Yetenekler, ABD vizesi reddedildiğinde buharlaşmıyor; sadece kanser tespiti, ilaç keşfi ve yapay zeka altyapısı gibi stratejik projelerini alıp rakiplere taşıyor.
Üniversite liderlerinin, bilimsel dernek başkanlarının ve araştırma kurumlarının bu durumu sadece izlemekle yetinmemesi gerekiyor. Laboratuvarların ve klinik programların neyi kaybetmek üzere olduğu kongre heyetlerine net bir şekilde anlatılmalı, ‘olağanüstü yetenek’ ve ‘ulusal çıkar’ kategorilerindeki başvurular derhal işleme alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki; bilime ve bilim insanına kapatılan kapılar, aslında bir ülkenin kendi geleceğine vurduğu en büyük kilitlerden biridir.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work