Bilimsel İfade Özgürlüğüne Darbe: ADA Konferansında Sansür ve İstifa Depremi

9 Haziran 2026
4 dk dk okuma süresi
Bilimsel İfade Özgürlüğüne Darbe: ADA Konferansında Sansür ve İstifa Depremi

Bilimsel Zirvede Eşi Görülmemiş Güvenlik Müdahalesi

Bilimsel araştırma kongreleri, genellikle klinik verilerin, devrim niteliğindeki tedavi yöntemlerinin ve yeni nesil laboratuvar teknolojilerinin tartışıldığı prestijli platformlardır. Ancak, Amerikan Diyabet Derneği’nin (American Diabetes Association – ADA) 2026 yılı konferansı, tıp tarihindeki yerini bilimsel bir ilerlemeyle değil, şok edici bir “sansür ve polis müdahalesi” skandalıyla aldı. Derneğin kendi yayımladığı prestijli akademik dergi olan Diabetes Care‘de yer alan bir başyazıyı (editorial) konferans alanında dağıtan beş saygın araştırmacı, güvenlik güçleri eşliğinde zorla dışarı çıkarıldı.

Olayın temelinde, ABD federal yönetiminin son dönemde aldığı ve biyomedikal araştırma fonları ile halk sağlığı politikalarını olumsuz etkileyeceği düşünülen kararlarına yönelik güçlü bir akademik tepki yatıyor. Ulusal Sağlık Enstitüleri (National Institutes of Health – NIH) Direktörü Jayanta Bhattacharya‘nın federal fonlar üzerine yapacağı açılış konuşması öncesinde bilim insanları harekete geçti. Washington Üniversitesi’nden diyabet araştırmacısı ve Diabetes Care dergisinin Baş Editörü Steven Kahn‘ın da aralarında bulunduğu grup, meslektaşlarını bu regülasyon değişikliklerinin laboratuvar araştırmaları ve hasta bakımı üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı ses çıkarmaya çağıran makalelerinin kopyalarını dağıtma kararı almıştı.

Fiziksel Müdahale ve İfade Özgürlüğü Tartışması

Kongrede yaşananlar sosyal medyada hızla yayılarak, farklı disiplinlerden binlerce bilim insanının büyük tepkisini çekti. Güvenlik zoruyla salondan çıkarılan araştırmacılardan biri olan Northwestern Üniversitesi ve Lurie Çocuk Hastanesi (Lurie Children’s Hospital) obezite ve diyabet uzmanı Justin Ryder, yaşananların bilimsel etiğe ve serbest tartışma ortamına vurulmuş ağır bir darbe olduğunu belirtti.

“Güvenlik personeli tarafından bu bildirgeleri dağıtmamamız ve ADA’nın bunu kesinlikle istemediği çok sert bir dille ifade edildi. ‘Lütfen durun’ veya ‘Bunu konuşalım’ gibi uzlaşmacı bir yaklaşım yoktu. İfade özgürlüğümü kullandığımı belirttiğimde ise polis ve güvenlik güçleri çok daha agresifleşti; ellerimden belgeleri çekip almaya çalışarak beni ite kaka salondan çıkardılar.”

Polis ve güvenlik görevlilerinin, araştırmacı grubu kongre merkezinin dışına kadar çıkarıp “izinsiz giriş” (trespassing) gerekçesiyle tutuklamakla tehdit etmesi, bilimsel bir toplantıda yaşanan olayın vehametini daha da artırdı.

ADA’nın Savunması: “Tarafsızlık ve Davranış Kuralları” İhlali

Büyüyen krizin ardından Amerikan Diyabet Derneği resmi bir savunma yapmak zorunda kaldı. Kurum, araştırmacıların “davranış kuralları” (code of conduct) politikasını ihlal ettiğini ve kar amacı gütmeyen (nonprofit) bir organizasyon olarak “partiler üstü ve tarafsız” (nonpartisan) statülerini korumak zorunda olduklarını öne sürdü. ADA yetkilileri, katılımcıların taciz ve protestoyu yasaklayan kuralları çiğnediğini, uyarıları dikkate almadıkları için eyalet polisinin müdahale ettiğini iddia etti.

Ancak bu kurumsal açıklama, araştırma camiasındaki öfkeyi dindirmek bir yana, yangına körükle gitti. Kurumsal tarafsızlık argümanı, bilimsel gerçeklerin sansürlenmesi için bir kalkan olarak görüldü. Pittsburgh Üniversitesi’nden biyolog Craig Kaplan olayı şu sözlerle değerlendirdi:

  • Bilim insanlarının mevcut yönetimlerin veya kurumsal fon sağlayıcıların (funding agencies) hoşuna gitmeyecek bilimsel gerçekleri dile getirememesi, o organizasyonun yozlaştığının en açık kanıtıdır.
  • Bu radikal güvenlik müdahalesi, ADA’nın temel kuruluş amacı olan “diyabet alanında savunuculuk” misyonuyla derin bir çelişki içindedir.
  • Kar amacı gütmeyen kuruluş statüsünü (nonprofit status) koruma endişesi, bilim insanlarının kendi dernekleri tarafından, tam da onlara ihtiyaç duyulan bir anda yüzüstü bırakılmasına yol açmaktadır.

İstifa Depremi ve Çözümsüzlük Arayışı

Kansas Üniversitesi’nden genetik uzmanı Justin Blumenstiel, bu olayın salt bir kongre yönetimi sorunu değil, ülkenin küresel bilimsel liderliğine yönelik sistemsel bir tehdit olduğunu vurguladı. Serbest sorgulama (free inquiry) kültürünün baskılandığı bir ortamda yenilikçi tıbbi cihazların ve tedavi protokollerinin geliştirilemeyeceğini belirtti.

Kriz anındaki yetersiz liderlik, dernek içi istifaları da beraberinde getirdi. Olaydan bir gün sonra araştırmacılarla gayriresmi görüşme talep eden ADA tepe yönetimi, beklenen resmi ve kamuya açık özrü dilemeyince, beş bilim insanı kongreye geri dönmeyi reddetti. Bu uzlaşmaz tutumun bir sonucu olarak, Kongre Bilimsel Oturumlar Başkanı (Chair of Scientific Sessions) Mark Atkinson ve ADA’nın Seçilmiş Başkanı (President-elect) Duke Üniversitesi’nden Jennifer Green gibi derneğin en tepe isimleri görevlerinden istifa ettiklerini duyurdular.

Sonuç olarak; bilim ekosistemi, araştırma fonlarını ve laboratuvar bütçelerini tehdit eden politikaları tartışması gereken kritik bir dönemde, kurumsal otosansür mekanizmalarının ne kadar yıkıcı olabileceği gerçeğiyle yüzleşmiştir. Bu olay, tıbbi araştırmaların bağımsızlığının korunması adına tüm küresel tıp cemiyetleri için tarihi bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçmiştir.

Editör Yorumu!

Amerikan Diyabet Derneği'nde (ADA) yaşanan bu çarpıcı kriz, Türkiye'deki tıp, yaşam bilimleri ve laboratuvar sektörü için de son derece tanıdık ve ders çıkarılması gereken dinamikler barındırıyor. Türkiye'de de bilimsel AR-GE çalışmaları büyük oranda TÜBİTAK, TUSEB veya Sağlık Bakanlığı gibi kamu fonlarına ve kurumsal regülasyonlara dayanıyor. Bilimsel meslek örgütleri ve uzmanlık dernekleri, zaman zaman kamu otoritelerinin bütçe kısıtlamaları veya idari kararları ile bilimsel gerçekler arasında bir 'denge' kurmaya çalışırken ciddi varoluşsal ikilemler yaşıyor. 'Kamu yararına çalışan dernek' statüsünü koruma veya fon akışını güvenceye alma endişesi, Türkiye'deki bilim camiasında da araştırmacıların radikal ama gerekli eleştirilerini otosansüre tabi tutmalarına zemin hazırlayabiliyor. Özellikle yerli laboratuvar cihaz üreticilerinin regülasyonlardan doğrudan etkilendiği, SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) fiyatlandırmalarının bilimsel test ve teşhis inovasyonlarını geriden takip ettiği dönemlerde, meslek örgütlerinin 'tarafsızlık' kisvesi altında sessiz kalması sadece sektörel gelişimi değil, kamu sağlığını da baltalıyor. Bu haber, Türkiye'deki akademik dernek yöneticileri ve araştırma enstitüleri için çok net bir vizyon ortaya koyuyor: Kurumsal konfor alanını veya politik dengeleri koruma güdüsü, bilimin özgürce tartışılmasının önüne geçtiğinde, o kurumun en değerli sermayesi olan 'bilimsel saygınlığı' geri döndürülemez şekilde yok olur.

Kriz, ABD federal yönetiminin (özellikle NIH'in) biyomedikal araştırma fonları ve halk sağlığı politikalarında yapmayı planladığı değişiklikleri eleştiren bir başyazının kopyalarını dağıtan araştırmacıların, güvenlik güçleri eşliğinde salondan zorla çıkarılması ve tutuklanmakla tehdit edilmesiyle başlamıştır.

ADA, kurumun kar amacı gütmeyen (nonprofit) organizasyon olarak 'partiler üstü ve tarafsız' statüsünü korumak zorunda olduğunu, araştırmacıların kongredeki 'davranış kuralları' (taciz ve protesto yasakları) politikasını ihlal ettiğini belirterek bu agresif müdahaleyi savunmuştur.

ADA tepe yönetiminin bilim insanlarından resmi ve kamuya açık bir özür dilememesi üzerine büyük bir istifa depremi yaşanmış; Kongre Bilimsel Oturumlar Başkanı Mark Atkinson ve ADA Seçilmiş Başkanı Jennifer Green gibi derneğin en üst düzey isimleri görevlerini bırakmıştır.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.