
Bilimsel araştırma kongreleri, genellikle klinik verilerin, devrim niteliğindeki tedavi yöntemlerinin ve yeni nesil laboratuvar teknolojilerinin tartışıldığı prestijli platformlardır. Ancak, Amerikan Diyabet Derneği’nin (American Diabetes Association – ADA) 2026 yılı konferansı, tıp tarihindeki yerini bilimsel bir ilerlemeyle değil, şok edici bir “sansür ve polis müdahalesi” skandalıyla aldı. Derneğin kendi yayımladığı prestijli akademik dergi olan Diabetes Care‘de yer alan bir başyazıyı (editorial) konferans alanında dağıtan beş saygın araştırmacı, güvenlik güçleri eşliğinde zorla dışarı çıkarıldı.
Olayın temelinde, ABD federal yönetiminin son dönemde aldığı ve biyomedikal araştırma fonları ile halk sağlığı politikalarını olumsuz etkileyeceği düşünülen kararlarına yönelik güçlü bir akademik tepki yatıyor. Ulusal Sağlık Enstitüleri (National Institutes of Health – NIH) Direktörü Jayanta Bhattacharya‘nın federal fonlar üzerine yapacağı açılış konuşması öncesinde bilim insanları harekete geçti. Washington Üniversitesi’nden diyabet araştırmacısı ve Diabetes Care dergisinin Baş Editörü Steven Kahn‘ın da aralarında bulunduğu grup, meslektaşlarını bu regülasyon değişikliklerinin laboratuvar araştırmaları ve hasta bakımı üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı ses çıkarmaya çağıran makalelerinin kopyalarını dağıtma kararı almıştı.
Kongrede yaşananlar sosyal medyada hızla yayılarak, farklı disiplinlerden binlerce bilim insanının büyük tepkisini çekti. Güvenlik zoruyla salondan çıkarılan araştırmacılardan biri olan Northwestern Üniversitesi ve Lurie Çocuk Hastanesi (Lurie Children’s Hospital) obezite ve diyabet uzmanı Justin Ryder, yaşananların bilimsel etiğe ve serbest tartışma ortamına vurulmuş ağır bir darbe olduğunu belirtti.
“Güvenlik personeli tarafından bu bildirgeleri dağıtmamamız ve ADA’nın bunu kesinlikle istemediği çok sert bir dille ifade edildi. ‘Lütfen durun’ veya ‘Bunu konuşalım’ gibi uzlaşmacı bir yaklaşım yoktu. İfade özgürlüğümü kullandığımı belirttiğimde ise polis ve güvenlik güçleri çok daha agresifleşti; ellerimden belgeleri çekip almaya çalışarak beni ite kaka salondan çıkardılar.”
Polis ve güvenlik görevlilerinin, araştırmacı grubu kongre merkezinin dışına kadar çıkarıp “izinsiz giriş” (trespassing) gerekçesiyle tutuklamakla tehdit etmesi, bilimsel bir toplantıda yaşanan olayın vehametini daha da artırdı.
Büyüyen krizin ardından Amerikan Diyabet Derneği resmi bir savunma yapmak zorunda kaldı. Kurum, araştırmacıların “davranış kuralları” (code of conduct) politikasını ihlal ettiğini ve kar amacı gütmeyen (nonprofit) bir organizasyon olarak “partiler üstü ve tarafsız” (nonpartisan) statülerini korumak zorunda olduklarını öne sürdü. ADA yetkilileri, katılımcıların taciz ve protestoyu yasaklayan kuralları çiğnediğini, uyarıları dikkate almadıkları için eyalet polisinin müdahale ettiğini iddia etti.
Ancak bu kurumsal açıklama, araştırma camiasındaki öfkeyi dindirmek bir yana, yangına körükle gitti. Kurumsal tarafsızlık argümanı, bilimsel gerçeklerin sansürlenmesi için bir kalkan olarak görüldü. Pittsburgh Üniversitesi’nden biyolog Craig Kaplan olayı şu sözlerle değerlendirdi:
Kansas Üniversitesi’nden genetik uzmanı Justin Blumenstiel, bu olayın salt bir kongre yönetimi sorunu değil, ülkenin küresel bilimsel liderliğine yönelik sistemsel bir tehdit olduğunu vurguladı. Serbest sorgulama (free inquiry) kültürünün baskılandığı bir ortamda yenilikçi tıbbi cihazların ve tedavi protokollerinin geliştirilemeyeceğini belirtti.
Kriz anındaki yetersiz liderlik, dernek içi istifaları da beraberinde getirdi. Olaydan bir gün sonra araştırmacılarla gayriresmi görüşme talep eden ADA tepe yönetimi, beklenen resmi ve kamuya açık özrü dilemeyince, beş bilim insanı kongreye geri dönmeyi reddetti. Bu uzlaşmaz tutumun bir sonucu olarak, Kongre Bilimsel Oturumlar Başkanı (Chair of Scientific Sessions) Mark Atkinson ve ADA’nın Seçilmiş Başkanı (President-elect) Duke Üniversitesi’nden Jennifer Green gibi derneğin en tepe isimleri görevlerinden istifa ettiklerini duyurdular.
Sonuç olarak; bilim ekosistemi, araştırma fonlarını ve laboratuvar bütçelerini tehdit eden politikaları tartışması gereken kritik bir dönemde, kurumsal otosansür mekanizmalarının ne kadar yıkıcı olabileceği gerçeğiyle yüzleşmiştir. Bu olay, tıbbi araştırmaların bağımsızlığının korunması adına tüm küresel tıp cemiyetleri için tarihi bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçmiştir.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work