
Günümüzde hastaların tanı ve tedavi arayışlarında ilk başvurdukları adreslerden biri artık arama motorları ve sosyal medya platformları. Özellikle Instagram ve TikTok gibi yüksek etkileşimli dijital alanlar, sağlık iletişiminde devrim yaratırken beraberinde büyük bir risk faktörü de getiriyor. University of Massachusetts’te iç hastalıkları asistan doktoru olarak görev yapan Sankirth Madabhushi, hastalarının sağlık bilgisi için giderek artan bir şekilde bu platformlara yöneldiğini fark ettiğinde klinik bir aydınlanma yaşadı. Ancak bu dijital bilgi havuzunun içine daldığında karşılaştığı tablo, kanıta dayalı tıp (evidence-based medicine) ilkelerinden oldukça uzaktı.
Madabhushi, hekimlik altyapısı sayesinde bilimsel olmayan veya güvenilmez içerikleri filtreleyebiliyordu; ancak sıradan bir hastanın bunu yapabilmesi neredeyse imkansızdı. Bu tehlikeli bilgi kirliliğini sayısallaştırmak ve bilimsel bir çerçeveye oturtmak isteyen araştırmacı ekibiyle birlikte, gastroenterolojiye olan akademik ilgisi sebebiyle kronik inflamatuar bağırsak hastalığı olan Crohn hastalığına odaklanmaya karar verdi.
Araştırmacılar, Instagram’ın kendi algoritmalarının arama sonuçlarını manipüle etmesini ve algoritma önyargısını (algorithm bias) engellemek adına tamamen yeni ve nötr bir Instagram hesabı oluşturdular. Sadece #crohns etiketini kullanarak ve sonuçları yalnızca ‘Top Reels’ (En İyi Reels) kategorisiyle sınırlandırarak İngilizce dilindeki en popüler 78 videoyu analize aldılar.
Elde edilen demografik veriler dijital sağlık iletişiminin mevcut durumunu özetler nitelikteydi:
Araştırma ekibi, videoların kalitesini ve geçerliliğini ölçmek için Amerikan Tıp Birliği Dergisi’nin (Journal of the American Medical Association – JAMA) kalite kriterleri skorlama sistemini kullandı. Bu standart sistem; yazarların unvanlarını belirtmesi, kaynak göstermesi, çıkar çatışması veya reklam ibarelerini (conflict of interest disclosures) şeffafça paylaşması ve net bir yükleme tarihi içermesi gibi her bir başlık için bir puan veriyor.
Tıp profesyonellerinin ürettiği içerikler, beklendiği üzere genel ortalamada tıp dışı üreticilere göre daha yüksek JAMA skorlarına sahipti. Ancak analiz sadece eğitici videolar özelinde daraltıldığında çok daha derin ve endişe verici bir eğilim ortaya çıktı: Sağlık profesyonelleri tarafından verilen tıbbi tavsiyelerin de kalite skoru sadece ‘orta derece’ düzeyinde kalıyordu.
Videolar yalnızca JAMA kriterlerine göre değil, aynı zamanda barındırdıkları bilginin potansiyel yarar/zarar dengesine göre de özel bir ölçekte (-1, 0, 1) değerlendirildi. Sonuçlar halk sağlığı iletişimi adına adeta bir uyarı sinyaliydi:
Sosyal medyada yayılan yanıltıcı bilgi hacmi beni şaşırtmadı ancak bir tıp geçmişi olan kişilerin bu denli hatalı içerikler üretebilmesi beklenmedik bir durumdu. Ancak bu spesifik bir grubun verisi; genel tıp camiasına duyulan güveni sarsmamalı. – Sankirth Madabhushi
Araştırmacılar, 1990’lara dayanan JAMA skorlama sisteminin günümüzün ultra hızlı internet çağı ve hasta deneyimi videoları gibi yeni nesil formatlar için yeterli olmadığını vurguluyor. Burnet Enstitüsü’nden dijital medyanın halk sağlığına etkilerini inceleyen araştırmacı Megan Lim, elde edilen verilerin sosyal medya şirketlerini sorumlu tutma gerekliliğini pekiştirdiğini belirtiyor.
Lim, durumu şu sözlerle özetliyor: Halk sağlığı profesyonelleri olarak yapabileceğimiz en iyi şey, başarılı reklamcıların ve fenomenlerin (influencer) kullandığı ikna tekniklerini benimseyerek, iyi tasarlanmış ve bilimsel doğruluğu kesinleştirilmiş içeriklerle kitlelere ulaşmaktır. Tıbbi bilginin sosyal medyada kontrolsüzce yayılmasından önce bir kalite filtresinden geçmesini sağlayacak yapay zeka destekli tıbbi teyit algoritmalarının geliştirilmesi, sektörün bir sonraki büyük teknolojik adımı olmak zorundadır.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work