ABD Bilim Fonlarında Büyüyen Kriz: Araştırma Dünyasını ‘Fon Kıyameti’ Bekliyor

26 Haziran 2026
5 dk dk okuma süresi
ABD Bilim Fonlarında Büyüyen Kriz: Araştırma Dünyasını ‘Fon Kıyameti’ Bekliyor

1940’lardan Gelen Sosyal Sözleşmenin Yıkımı

Amerika Birleşik Devletleri’nde bilimsel araştırmaların can damarı olan federal fonlama sistemi, benzeri görülmemiş bir politik kuşatma altında. 7 Şubat 2025 Cuma akşamı, Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı ani bir açıklamayla, ABD’deki araştırma kurumlarına sağlanan dolaylı maliyet fonlarında milyarlarca dolarlık kesintiye gidileceğini duyurdu. Bu hamle, sadece bir bütçe düzenlemesi değil, 1940’lardan bu yana bilim dünyası ile federal hükümet arasında var olan zımni sosyal sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesi anlamına geliyordu.

“Eğer mecra mesajın kendisiyse, Amerikan bilim ekosistemine verilen mesaj çok açıktı: Artık doğrudan saldırı altındasınız.”

Son 16 aylık süreçte mevcut ABD yönetimi, yürütme organının elindeki tüm yetkileri kullanarak federal bilim fonlama sisteminin işleyişini yavaşlatmak ve nihayetinde durdurmak için adeta “sistemin damarlarına beton döken” stratejiler izledi. Veri erişimlerinin kısıtlanması, köklü danışma kurullarının görevden alınması, devam eden araştırma hibelerinin iptal edilmesi ve yeni projelere politik inceleme (political review) şartı getirilmesi, bu sistematik yıpratma politikasının en belirgin adımları olarak kayıtlara geçti.

Sistemin Damarlarına Dökülen Beton ve ‘Altın Standart’ İllüzyonu

Krizin derinleşmesindeki en büyük etkenlerden biri, Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı’nda bilimsel bir uzmanlığı bulunmamasına rağmen geniş yetkilerle donatılan Robert F. Kennedy Jr.’ın hamleleri oldu. Kennedy ve ekibinin hazırladığı, uydurma referanslar barındırdığı iddia edilen tartışmalı raporlar, yönetimin sözde “Altın Standart Bilim” (Gold Standard Science) prensiplerine geçiş yaptığının bir ilanı olarak sunuldu.

İlk aşamadaki bu yıldırım harekâtının (blitzkrieg) önemli bir kısmı federal mahkemeler tarafından iptal edilmiş olsa da, yönetim şimdi aynı müdahaleleri federal kural koyma süreçleri üzerinden tamamen yasal hale getirmeye çalışıyor. Bu stratejinin temelinde, Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB) Direktörü Russ Vought’un mimarlarından olduğu ve seçim döneminde inkar edilmesine rağmen şu an harfiyen uygulanan Project 2025 manifestosu yatıyor.

“Grantpocalypse”: OMB-2026-0034-0001 Taslağı Ne Getiriyor?

Bürokratik kulislerde bir süredir konuşulan iddialar, nihayet OMB-2026-0034-0001 koduyla bilinen ve federal hibelerde devasa değişiklikler öngören yeni bir düzenleme teklifi olarak vücut buldu. 412 sayfalık bu kapsamlı taslak, Amerikan bilim camiası tarafından federal fonlar için bir “yok oluş seviyesi olayı” (extinction-level event) olarak tanımlanıyor ve literatüre şimdiden Grantpocalypse (Hibe/Fon Kıyameti) adıyla kazındı.

Düzenlemedeki En Kritik ve Tartışmalı Maddeler

“Federal Mali Yardımlar İçin Düzenleme” başlığını taşıyan taslağın detayları incelendiğinde, bilimsel bağımsızlığın tamamen ortadan kaldırılmasını hedefleyen şu çarpıcı maddeler öne çıkıyor:

  • Politik Atamaların Üstünlüğü (§200.205): Hangi bilimsel projenin fonlanacağına dair nihai karar yetkisi, uzman bilim kurullarının değil, tamamen politik atamayla göreve gelmiş yetkililerin inisiyatifine bırakılıyor.
  • Hakem Değerlendirmesinin Çöpe Atılması (§200.205-d): Akademi dünyasının bel kemiği olan liyakata dayalı bağımsız hakem değerlendirmeleri (peer review), politik otoritelerce istenildiği an göz ardı edilebiliyor.
  • Bulanık Değerlendirme Kriterleri (§200.205): Ne olduğu tam olarak tanımlanmamış, yoruma son derece açık “Altın Standart Bilim” metrikleri, projenin kabulü için ana kriter seviyesine yükseltiliyor.
  • Gerekçesiz İptal Yetkisi (§200.340): Devam eden araştırma hibeleri ve laboratuvar fonları, herhangi bir somut sebep gösterilmeksizin, anında iptal edilebiliyor.
  • Araştırma Konularına Sansür (§200.300): Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık (DEI) ile “toplumsal cinsiyet ideolojisi” bağlamında değerlendirilebilecek her türlü bilimsel çalışma, doğrudan fonlama yasağı kapsamına alınıyor.
  • Uluslararası İşbirliklerine Darbe (§200.220 ve §200.202-e): Bazı ülkelerle yapılacak her türlü yabancı ortaklık ve işbirliği kesin bir dille yasaklanıyor, küresel bilgi paylaşımı engelleniyor.
  • Fişleme ve Siyasi Aidiyet Engeli (§200.206): Başvuru sahiplerinin kurumları, geçmişte çalıştıkları yerler veya siyasi görüşlerine (affiliations) göre fonlardan mahrum bırakılmasının önü açılıyor.
  • Bilimsel Kongrelere Katılım Zorluğu (§200.432): Araştırmacıların bilimsel kongre ve konferanslara seyahat masrafları, hibe sözleşmesinde önceden özel olarak onaylanmadıkça fonlardan karşılanamıyor.

Klinik Araştırmalar, Etik İhlaller ve Küresel İzolasyon

Söz konusu OMB taslağındaki birçok hüküm sadece bilimsel ilerlemeye ket vurmakla kalmıyor, aynı zamanda araştırmalarda kongre tarafından zorunlu kılınan güvenlik ilkeleriyle ve araştırma etiğiyle doğrudan çelişiyor. Örneğin, bilimsel bir altyapısı bulunmayan politik atamaların, onkoloji veya genetik gibi kompleks disiplinlerdeki çok merkezli araştırmaların yönetim önceliklerine uyup uymadığına karar verecek olması büyük bir tezat oluşturuyor.

Daha da vahimi, insan deneklerin kullanıldığı devam eden klinik denemelerin (clinical trials) bir anda, gerekçesiz bir şekilde iptal edilebilmesi ihtimalidir. Bu durum, biyoetikte temel bir yasa olan “Ortak Kural” (Common Rule) prensiplerini alenen ihlal etmekte ve hem araştırmacıları hem de umut bekleyen hastaları geri dönüşü olmayan bir mağduriyete sürükleme riski taşımaktadır.

Bilim Dünyasının Direniş Stratejisi: Bürokrasiye Karşı Veri

Şeffaflığı ve hesap verebilirliği artırdığını iddia etmesine rağmen tam tersi bir etki yaratacak olan bu taslağın uygulanmasını durdurmak için hala bir umut var. Tasarı henüz yasalaşmış değil ve 13 Temmuz tarihine kadar kamuoyunun görüşlerine açık kalacak.

Sosyal medya üzerinden şikayet etmek yerine, sistemin yasal boşluklarını kullanan etkili bir direniş stratejisi geliştiriliyor. ABD yasalarına göre, OMB kendisine iletilen orijinal, altı doldurulmuş ve somut kanıtlara dayanan her bir itiraza resmi olarak yanıt vermek zorundadır. Bu nedenle Amerikan bilim ekosistemi tarihin en büyük bürokratik defansını hazırlıyor. Araştırmacılara çağrı yapılıyor: “Her bir maddeyi spesifik olarak eleştirin, kendi araştırmanızdaki somut zararlarını detaylandırın. Yüz binlerce farklı argüman üreterek sistemi yavaşlatın.”

Yakın zamanda Lancet Digital Health ve PNAS gibi saygın dergilerde yayınlanan analizler, 2025 yılındaki ani hibe iptallerinin halk sağlığı veri akışını nasıl kestiğini ve demografik gruplar arasındaki bilimsel eşitsizliği nasıl derinleştirdiğini net bir şekilde ortaya koydu. Eğer OMB-2026-0034-0001 mevcut haliyle onaylanırsa, küresel bilimsel üretim gücünün büyük bir kısmı Beyaz Saray’daki tek bir kişinin politik inisiyatifine terk edilecek. Sonuçların felaket olmaması için tüm bilim dünyası, omuz omuza verip bu “Fon Kıyameti”ni durdurmaya çalışıyor.

Editör Yorumu!

ABD'de patlak veren ve küresel bir sarsıntı yaratma potansiyeline sahip bu 'Fon Kıyameti', ilk bakışta okyanus ötesi bir iç politika meselesi gibi görünse de, bilimsel araştırmaların uluslararası entegre yapısı gereği Türkiye'deki laboratuvar ve akademi ekosistemini doğrudan etkileyecek dinamikler barındırıyor. Özellikle NIH gibi devasa yapıların sağladığı dış kaynaklı fonlar ve uluslararası ortak projeler, Türkiye'deki birçok üniversite, araştırma hastanesi ve biyoteknoloji girişiminin can damarlarından birini oluşturuyor. ABD araştırma pazarının kendi içine kapanması, uluslararası işbirliklerini yasaklaması ve liyakati ikinci plana atması, TÜBİTAK ve Sağlık Bakanlığı onaylı, ABD ayaklı ortak araştırma projelerini ciddi sekteye uğratabilir. Ancak her kriz, kendi içinde stratejik fırsatlar barındırır. ABD yönetiminin bilim insanlarına uygulayacağı bu tür izolasyonist ve politik baskılar, küresel çapta büyük bir tersine beyin göçünü tetikleyebilir. Türkiye'nin, araştırma altyapısını hızla iyileştirerek ve TÜSEB, TÜBİTAK gibi kurumlarının fonlama bağımsızlığını uluslararası standartlarda daha da şeffaf hale getirerek, ABD'de projeleri iptal edilen ve fon bulamayan çok sayıda parlak zekayı kendi ekosistemine çekmesi işten bile değil. Öte yandan yerli laboratuvar ve medikal cihaz üreticileri için bu tablo, ABD menşeli hammadde ve teknoloji tedarik zincirinde yaşanabilecek olası daralmalara karşı Avrupa veya Asya alternatiflerini şimdiden hazır tutmanın, stratejik ve milli bir zorunluluk olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

ABD'de OMB-2026-0034-0001 koduyla bilinen, federal bilim fonlarında devasa kesintiler yapılmasını ve projelerin kabulünde liyakat yerine politik onayın merkeze alınmasını öngören yasal düzenleme taslağıdır. Bilim camiası, laboratuvarlar ve araştırmalar üzerinde yaratacağı yıkıcı etkiler nedeniyle bu taslağı 'Fon Kıyameti' olarak adlandırmaktadır.

Taslağın onaylanması durumunda, bilim dünyasının bel kemiği olan bağımsız ve uzman kurullarca yapılan hakem değerlendirmeleri (peer review) istendiği an göz ardı edilebilecektir. Hangi bilimsel projenin fonlanıp fonlanmayacağına dair nihai karar tamamen politik atamayla göreve gelmiş kişilerin inisiyatifine bırakılacaktır.

ABD'nin kendi içine kapanması ve uluslararası işbirliklerini engellemesi, NIH gibi kuruluşların desteklediği, Türkiye'deki üniversiteler ve araştırma hastanelerince yürütülen ortak projeleri olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye'nin TÜBİTAK ve TÜSEB gibi kurumlarla cazip ve şeffaf fonlar sunması halinde, ABD'de destek bulamayan nitelikli araştırmacıların Türkiye'ye gelmesiyle bir 'tersine beyin göçü' fırsatı doğabilir.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.