
Bilim insanlarının ve laboratuvar profesyonellerinin laboratuvarlarını yönetmek, çığır açan araştırmalar yürütmek ve yeni nesilleri eğitmek gibi asli görevlerinin yanı sıra, genellikle göz ardı edilen devasa bir mesaileri daha vardır. Çoğu araştırmacı, akşamlarını ve hafta sonlarını bilimsel dergiler için gönüllü hakemlik (peer-review) yaparak, verileri titizlikle inceleyip geri bildirimler hazırlayarak geçirir.
Mevcut sistemin sürdürülebilirliği uzun süredir tartışma konusu. Tel Aviv Üniversitesi’nden moleküler biyolog Oded Rechavi’nin konuya yaklaşımı, akademik dünyadaki genel hissiyatı kusursuz bir şekilde özetliyor:
“Şu anki haliyle bilimsel yayıncılık sisteminin işleyiş biçiminin idealden çok uzak olduğu evrensel olarak kabul gören bir gerçektir. Buradaki en büyük darboğaz, son derece zor olan ve şu anda sadece gönüllü, iyi niyetli insanların değerli zamanlarını feda etmesiyle yürütülen bilimsel değerlendirme sürecidir.”
Bir makalenin sisteme ilk yüklenişinden yayımlanmasına kadar geçen sürenin 18 ayı bulabilmesi, bilimsel ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri. Bu yavaşlıktan ve sistemin hantallığından yola çıkan Rechavi ve ekibi, geçtiğimiz yıl ön baskı (preprint) makaleleri incelemek üzere QED adını verdikleri bir yapay zeka asistanı geliştirdi. Bu sistem, henüz hakem onayından geçmemiş çalışmaların kalitesini, geleneksel dergi sıralaması (journal rank) veya atıf sayısı gibi metriklerin bulunmadığı en erken aşamada ölçmeyi hedefliyordu.
Rechavi ve ekibi sistemi bir adım ileri taşıyarak, ön baskı makalelerindeki bulguların geçerliliğini ve özgünlüğünü derecelendiren QED Skoru isimli yeni bir metrik geliştirdi. Ekip, bu skoru elde etmek için son bir yıl içinde yaşam bilimleri alanında yayımlanan ve en üst yüzde birlik dilime giren makaleleri belirlemek amacıyla 57 binden fazla bioRxiv ön baskısını körlemesine değerlendirmeye tabi tuttu.
Sistemin getirdiği en kritik yenilikler şunlardır:
Peki bir yapay zeka, dünyanın en prestijli hakemli dergilerinin yerini alabilir mi? Bu soruyu cevaplamak için devasa bir doğrulama testi gerçekleştirildi. 5.000’e yakın ön baskı makale QED tarafından skorlandı. Bu makalelerin yaklaşık 3.000’i halihazırda çeşitli dergilerde yayımlanmıştı.
Sonuçlar çarpıcıydı: Yapay zekanın verdiği QED skorları ile makalelerin yayımlandığı dergilerin sıralaması arasında %75 oranında pozitif bir korelasyon bulundu. Ancak asıl ilginç olan, sistemin ve prestijli dergilerin fikir ayrılığına düştüğü noktalardı. Bazı durumlarda düşük QED skoruna sahip makaleler yüksek prestijli dergilere kabul edilmiş, yüksek QED skorlu makaleler ise daha düşük seviyeli dergilerde kalmıştı.
Araştırmacılar bu zıtlıkları test etmek için zıt skorlu makale çiftlerini, nerede yayımlandıklarını gizleyerek insan uzmanlara gönderdi. Yale Üniversitesi’nden genetikçi Bluma Lesch’in de katıldığı bu körleşme testinde uzmanlar, %75 oranında yapay zekanın (QED) kararıyla aynı fikirde oldu. Yani uzmanlar, prestijli dergilerin aksine yapay zekanın yüksek puan verdiği makaleleri bilimsel olarak daha üstün buldu.
Teknolojinin entegrasyonu aslında çoktan başlamış durumda. Tata Temel Araştırmalar Enstitüsü’nden sinirbilimci Sandhya Koushika, araştırmacıların dergilerden aldıkları geri bildirimlerin bariz bir şekilde yapay zeka tarafından yazıldığına dair sektörde giderek artan şikayetler olduğuna dikkat çekiyor. ETH Zürich’ten Pedro Beltrao da kendi ekibinin aldığı son hakem raporlarından birinin “açıkça yapay zeka elinden çıkma” olduğunu belirtiyor.
Uzmanlar, hakemlik süreçlerinde yapay zekanın el altından kullanılması yerine, biyologlar tarafından biyomedikal bilimler için tasarlanmış QED gibi şeffaf ve ücretsiz araçların sektörel standart olarak kabul edilmesinin daha etik olacağını savunuyor.
Tüm bu devrimsel gelişmelere rağmen sistem kusursuz değil. QED’in zaman zaman pratik olarak çok dar zaman dilimlerinde gerçekleştirilmesi imkansız laboratuvar deneyleri önerebildiği raporlandı. Bu durum, yapay zekanın insan denetimine (human oversight) olan muhtaçlığını kanıtlıyor.
Bilim camiasında bazı kesimler, yapay zeka kullanımının eleştirel düşünceyi körelteceğinden endişe etse de, uzmanlar QED gibi sistemlerin insan zekasının yerini almayı değil, sadece hantal prosedürleri asiste etmeyi amaçladığını belirtiyor. Yapay zekanın bir biyolojik deneyi fiilen yürütemeyeceği veya laboratuvardaki teknik bir arızayı gideremeyeceği gerçeği, bilimsel üretimin özünde hala insan faktörünün yattığını gösteriyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work