
Tavada cızırdayan lezzetli bir biftek hayal edin. Pişme süreci boyunca et, biyokimyada Maillard reaksiyonu (Maillard reaction) olarak bilinen enzimatik olmayan bir esmerleşme sürecinden geçer. Amino asitler ve indirgeyici şekerler arasındaki bu kimyasal etkileşim; aroma, lezzet ve iştah açıcı mühürlenmiş bir yüzey yaratır. Ancak bilim dünyasını asıl şaşırtan gerçek, bu reaksiyonun mutfaklarla sınırlı kalmayıp insan vücudunun derinliklerinde de kesintisiz bir şekilde devam etmesidir.
Terapötik enzimler geliştiren biyo-girişim Revel Pharmaceuticals’ın İcra Kurulu Başkanı (CEO) Aaron Cravens durumu çarpıcı bir benzetmeyle açıklıyor:
“İnsan vücudu, bir yemeği 200 derecede 30 dakika hızlıca pişirmek yerine, kendi dokularını 37 derecede 50 ila 70 yıl boyunca adeta yavaş yavaş ‘pişiriyor’. Bu süreç sonucunda tıpkı ısıl işlem görmüş gıdalardakine benzer zararlı yan ürünler birikiyor ve ne yazık ki insan vücudunun bu yapıları doğal yollarla söküp atacak bir mekanizması bulunmuyor.”
Zaman ilerledikçe insanlar; kolajen, elastin ve göz merceği proteinleri gibi vücudun temel iskeletini oluşturan uzun ömürlü proteinlerinde İleri Glikasyon Son Ürünleri (Advanced Glycation End products – AGEs) biriktirmeye başlar. Bu reaksiyonlar neticesinde ortaya çıkan protein modifikasyonları son derece zararlıdır; hücresel hasar ve kronik inflamasyon yoluyla biyolojik yaşlanmayı dramatik ölçüde hızlandırır. Bugüne kadar tıp ve farmakoloji dünyasındaki genel kabul, bu yapısal protein hasarlarının, bir diğer deyişle post-translasyonel modifikasyonların (PTMs), tamamen geri döndürülemez (irreversible) olduğu yönündeydi.
Bu yerleşik dogmayı yıkmaya kararlı olan Cravens ve ekibi, insan vücudunda en bol bulunan AGE formunu hedef alan çığır açıcı bir enzim mühendisliği projesine imza attı. Nature Communications dergisinde yayımlanan bulgular, yeni tasarlanan bir enzimin hedef AGE bileşiğini başarıyla oksitleyerek hücresel düzeyde temizlik yaptığını kanıtladı. Çalışmanın en can alıcı noktası ise, 75 yaşındaki bir doku donöründen alınan örneklerdeki hasar seviyesinin, yeni enzim tedavisi sonrasında 31 yaşındaki bir bireyin biyolojik doku yaşına gerilemiş olmasıydı.
Önceki yıllarda başka araştırma grupları da AGE’leri hedef alıp parçalamak üzere çeşitli enzimler geliştirmeyi denemiş, ancak klinik düzeyde tatmin edici sonuçlara ulaşamamıştı. Bilim insanlarının önündeki en büyük engel, doğada bu spesifik ve karmaşık temizlik reaksiyonunu gerçekleştirecek hazır bir enzimin bulunmamasıydı. İstenen katalizörü bulmak, samanlıkta iğne aramak kadar zorlu bir hücresel süreçti.
Revel Pharmaceuticals’tan moleküler bilimci Narisa Trabosh öncülüğündeki ekip, uzun ömürlü proteinlerdeki AGE’lerle doğrudan mücadele etmek için ileri mühendislik yaklaşımlarını devreye soktu ve süreç şu şekilde ilerledi:
Ekip, geliştirdikleri CMLase enziminin aktivitesini kazein, hemoglobin, kolajen ve retinal protein ekstraktı gibi fizyolojik açıdan kritik protein panelleri üzerinde test etti. Modifikasyonları başarılı bir şekilde temizlediğini gören araştırmacılar, insanlardaki onlarca yıllık hasarı 2 yıl yaşayan kısa ömürlü hayvan (fare) modellerinde ölçmenin yetersiz olacağı gerçeğinden yola çıkarak rotayı doğrudan insan dokularına çevirdi.
CML birikiminin en belirgin olduğu insan aortu, cilt ve göz merceği dokuları; 20-25 yaş aralığındaki ve 75 yaşındaki donörlerden alınarak laboratuvar ortamında karşılaştırıldı. İcra Kurulu Başkanı Cravens, ulaştıkları tablo karşısındaki şaşkınlığını şu sözlerle ifade ediyor:
“Açıkçası tedavinin dokularda yüzde 20’lik bir hasar azalması yaratmasını umuyorduk ve buna bile hazırdık. Ancak post-enzim tedavisi protokolü tamamlandığında, 75 yaşındaki dokuda biriken hasar seviyesinin dramatik bir şekilde azalarak 30’lu yaşlarındaki bir insanın dokusunda gördüğümüz seviyelere kadar düştüğünü fark edince adeta şok olduk.”
Çalışmaya dahil olmayan, Arizona Üniversitesi’nden farmakolog ve toksikolog James Galligan, ulaşılan sonuçların biyoteknoloji alanında büyük bir cesaret örneği olduğunu belirtiyor: “Post-translasyonel modifikasyonlar dediğimiz yapılar kaya gibi sağlamdır. Bir yere kaybolmazlar ve bilim dünyasında uzun süredir kesinlikle geri döndürülemez kabul edilirler. Araştırmacıların bu modifikasyonları seçici bir metrikle ortadan kaldıran spesifik bir sistem geliştirmesi olağanüstü bir ilerleme.”
Laboratuvar aşamasını başarıyla tamamlayan ve proof of concept (konsept kanıtlama) niteliği taşıyan bu araştırma, CML kaynaklı hücresel hasarı hedef alarak tıbbın gidişatını değiştirme gücüne sahip. Araştırmacılar, geliştirilen bu vizyonun özellikle kan şekeri dengesizlikleri nedeniyle AGE birikimini normalden çok daha hızlı yaşayan Tip 2 Diyabet hastaları için yeni nesil bir umut olduğuna inanıyor. Bireyin vücudundan onlarca yıllık moleküler hasarı tek bir hücresel müdahale ile silmeyi vadeden bu “tek seferlik kesin çözüm” (one-and-done) yaklaşımı, yaşa bağlı hastalıkların tedavisinde yeni bir çığır açmaya hazırlanıyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work