Aşırı Terleme Tedavisinde Ezber Bozan Keşif: Sorun Bezlerde Değil Sinirlerde

24 Temmuz 2026
3 dk dk okuma süresi
Aşırı Terleme Tedavisinde Ezber Bozan Keşif: Sorun Bezlerde Değil Sinirlerde

Terlemek, insan olmanın en doğal biyolojik süreçlerinden biri olsa da, primer idiyopatik hiperhidroz (PIH) olarak bilinen aşırı terleme sendromundan muzdarip bireyler için bu durum, günlük yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren bir kâbusa dönüşebiliyor. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde beşini etkileyen bu rahatsızlığın altında yatan mekanizmalar bugüne kadar tıp dünyası için tam bir kapalı kutuydu. Yıllar boyunca bilim insanları sorunun doğrudan ter bezlerinin yapısal veya işlevsel anormalliklerinden kaynaklandığını varsaydı. Ancak Science Advances dergisinde yayımlanan çığır açıcı yeni bir araştırma, tıp camiasındaki bu asırlık ezberi bozuyor: Aşırı terlemenin kaynağı ter bezlerinde değil, onları kontrol eden sinir sisteminde yatıyor olabilir.

Genetik Şifre Çözüldü: SCN10A ve NAv1.8 Kanalı

Araştırmacılar, hiperaktif sempatik nöronların terleme üzerindeki rolünü kanıtlamak amacıyla, klinik olarak PIH tanısı konmuş 32 farklı ailenin genetik dizilimlerini mercek altına aldı. Yapılan kapsamlı tüm ekzom dizileme (whole exome sequencing) çalışmaları sonucunda, hastalarda mutasyona uğramış 398 protein kodlayan gen tespit edildi. Sodyum kanalları ve nöronal aktivasyon mekanizmalarıyla çapraz referanslama yapıldığında ise tüm oklar tek bir şüpheliyi gösterdi: SCN10A geni.

Bu gen, sempatik nöronlarda bulunan voltaj kapılı sodyum kanalını (Nav1.8) kodluyor. Bilim insanları, genin PIH ile ilişkili spesifik bir varyantını hücre kültüründeki insan nöronlarına entegre ederek hücrelerin elektrofizyolojisini incelediklerinde çarpıcı bir tabloyla karşılaştı. Varyant NAv1.8’in, yaban tipi (wild type) kanala kıyasla iki kat daha fazla elektrik akımı geçirdiği ve aktivasyon eşiğinin çok daha düşük olduğu saptandı. Yani hücreler, en ufak bir uyarıcıya bile aşırı tepki veriyordu.

CRISPR-Cas9 ile Geliştirilen Hayvan Modeli

Hücre kültüründe elde edilen bu değerli verileri in vivo (canlı organizma) ortamda test etmek isteyen araştırma ekibi, CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisini kullanarak söz konusu mutasyonu farelere aktardı. Farelerin sadece ayak tabanlarında ter bezleri bulunması nedeniyle, deneyler bu bölgeye odaklandı. Araştırmacılar, terlemeyi tetiklemek ve görselleştirmek için topikal iyot ve nişasta uygulamasından oluşan yenilikçi bir test yöntemi kullandı.

  • Uygulamadan sadece iki dakika sonra, NAv1.8 varyantına sahip mutant farelerin, yaban tipi farelere göre çok daha geniş bir alanda ter ürettiği gözlemlendi.
  • Kanal spesifik bir inhibitör (baskılayıcı) kullanıldığında veya NAv1.8 geni tamamen susturulduğunda (knock-out), terleme reaksiyonu normal seviyelere geriledi.
  • Bu durum, NAv1.8 varyantının aşırı terlemedeki doğrudan rolünü şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamış oldu.

Yeni Tedavi Stratejileri ve Biyo-Bileşiklerin Sürpriz Etkisi

Laboratuvar ortamında kanıtlanan bu mekanizmanın klinik karşılığını bulmak, araştırmanın en önemli ayaklarından birini oluşturuyordu. Araştırmacılar, mutant fare modeli üzerinde halihazırda hiperhidroz tedavisinde kullanılan alüminyum klorür, glikopirolat, oksibutinin ve guanfasin gibi terapileri test etti. Farklı etki mekanizmalarına sahip olmalarına rağmen bu dört tedavinin de terlemeyi azalttığı görüldü.

Daha da dikkat çekici olanı ise, klinik kohorttaki hastaların terlemeyi hafifletmek için kullandıklarını belirttikleri kenevir (cannabis) kaynaklı bileşiklerin test edilmesiydi. Tetrahidrokanabinol (THC) ve kannabidiol (CBD) biyo-bileşikleri uygulandığında, hayvan modelinde terlemenin belirgin şekilde azaldığı saptandı. Bu bulgu, farmakoloji dünyasında PIH tedavisi için yepyeni araştırma kapıları aralıyor.

Klinik Pratikte Yeni Bir Dönem

On yıllar boyunca hiperhidroz, büyük ölçüde ter bezlerinin bir bozukluğu olarak görüldü. Bulgularımız, bazı hastalar için sorunun aslında terlemeyi kontrol eden sinirlerde başladığını gösteriyor. Bu durum hem biyolojik bir açıklama sunuyor hem de daha etkili tedavilere giden potansiyel bir yol haritası çiziyor. Temel olarak, bu mutasyon terlemeyi uyaran sinir sinyallerinin sesini açıyor. Bu içgörü bize gelecekteki terapiler için takip etmemiz gereken spesifik bir hedef veriyor.

Johns Hopkins Üniversitesi’nden cerrah ve araştırmanın ortak yazarı Malcolm Brock’un bu sözleri, tıp dünyasındaki yaklaşım değişikliğini özetler nitelikte. Artık semptomları yüzeysel olarak baskılamak yerine, doğrudan hücresel hedefe yönelik (targeted therapy) tedavilerin geliştirilmesi, yaşam kalitesi düşen hastalar için kalıcı bir çözüm umudu taşıyor.

Editör Yorumu!

Hiperhidroz, Türkiye'de özellikle genç popülasyonda sıklıkla karşılaşılan, ancak geleneksel yöntemlerle yönetilmeye çalışıldığı için kesin tanı konma oranı nispeten düşük kalan bir rahatsızlık. Science Advances'ta yayımlanan bu çalışma, Türkiye'deki moleküler genetik laboratuvarları ve farmakoloji Ar-Ge merkezleri için önemli bir veri seti sunuyor. Özellikle TÜBİTAK MAM veya üniversitelerin İlaç Araştırma Enstitüleri bünyesinde yürütülen yerli nörolojik hastalık modelleri projeleri için NAv1.8 kanalı, hedef molekül olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, Sağlık Bakanlığı'nın son dönemde ivme kazandırdığı kişiselleştirilmiş tıp ve genetik tarama programlarında SCN10A geninin de tarama panellerine dahil edilmesi, yerli in vitro diagnostik (IVD) tanı kitlerinin geliştirilmesine kapı aralayacaktır. Türk ilaç sanayisinin yenilikçi moleküllere ve hücresel hedeflere yaptığı Ar-Ge yatırımları göz önüne alındığında, bu keşif ülkemiz laboratuvar sektöründe yeni patent başvuruları için güçlü bir potansiyel barındırıyor.

Aşırı terlemenin temel nedeni uzun yıllar sanıldığının aksine ter bezlerindeki bir sorun değil, SCN10A geninde meydana gelen bir mutasyondur. Bu mutasyon, sempatik nöronlardaki NAv1.8 sodyum kanalının aşırı aktif hale gelmesine ve aktivasyon eşiğinin düşmesine yol açarak en ufak bir uyarıcıda bile aşırı sinyal gönderilmesine neden olur.

Araştırmacılar, laboratuvar kültüründe buldukları SCN10A gen mutasyonunu CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisini kullanarak farelere aktardılar. Sadece ayak tabanlarında ter bezleri bulunan bu mutant farelere topikal iyot ve nişasta uygulanarak test yapıldığında, mutasyona sahip farelerin yaban tipi farelere kıyasla çok daha hızlı ve geniş alanda terlediği gözlemlendi.

SCN10A geni ve NAv1.8 sodyum kanalının keşfi, Türkiye'deki Sağlık Bakanlığı destekli genetik tarama programlarına dahil edilebilecek yeni bir belirteç (marker) sunmaktadır. Bu durum, Ar-Ge merkezlerinde yerli in vitro diagnostik (IVD) tanı kitlerinin üretilmesine ve doğrudan bu kanalı hedef alacak yeni ilaç moleküllerinin geliştirilmesiyle yerli patent başvurularının artmasına olanak tanıyacaktır.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.