
Kanser araştırmalarında on yıllardır süregelen farmakolojik ve genetik odaklı yaklaşımlar, son yıllarda yerini hücrelerin fiziksel ve mekanik özelliklerini hedef alan yepyeni bir disipline, mekanobiyolojiye bırakıyor. Singapur Ulusal Üniversitesi’nde (NUS) başlayan ve günümüzde Hindistan Bilim Enstitüsü’nde (IISc) devam eden çığır açıcı bir araştırma, klinikte genellikle sadece tanı ve görüntüleme amacıyla kullanılan ultrason teknolojisinin, ağız kanseri hücrelerine karşı doğrudan ve ölümcül bir silaha dönüştürülebileceğini kanıtladı.
Hindistan Bilim Enstitüsü laboratuvarlarında çalışmalarını yürüten Dr. Ajay Tijore ve ekibi tarafından Materials Today Bio dergisinde yayımlanan güncel bulgular, kanser hücrelerinin yapısal zaaflarını hedef alan non-invaziv tedaviler için tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendiriliyor. Dr. Tijore’nin ‘bir nevi Eureka anı’ olarak tanımladığı bu keşif, mekanik stresin invaziv tümör hücrelerini nasıl ölüme sürüklediğini moleküler düzeyde gözler önüne seriyor.
Modern tıpta tanı amaçlı ultrason cihazları tipik olarak 2 ila 18 megahertz (MHz) arasındaki yüksek frekanslarda çalışır. Ancak araştırma ekibi, kanser hücrelerini hedef almak için çok daha düşük bir frekans spektrumuna odaklandı. Hastalardan elde edilen tümör dokularından izole edilen ağız kanseri hücreleri, laboratuvar ortamında özel yapım bir cihaz kullanılarak yaklaşık 40 kilohertz (kHz) seviyesinde düşük frekanslı ultrasona (low-frequency ultrasound) maruz bırakıldı.
Elde edilen in vitro veriler oldukça çarpıcı bir asimetriyi ortaya çıkardı:
Araştırmacılar bu seçici yıkımın arkasındaki moleküler mekanizmayı aydınlatmak için hücrelerin fokal adezyon (focal adhesion) komplekslerini incelediler. Bu çok proteinli yapılar, hücrenin iskeletini (cytoskeleton) hücre dışı matrikse (extracellular matrix) fiziksel olarak bağlayarak hücrenin yayılmasını ve tutunmasını sağlar. Ultrason dalgalarının, bu fokal adezyon proteinlerini parçalayarak kanser hücresinin hareket kabiliyetini elinden aldığı ve yapısal bütünlüğünü bozduğu tespit edildi.
“Fokal adezyon dinamikleri üzerindeki bu etki son derece ilgi çekici. In vitro verilerle desteklenen bu çalışma, hedefe yönelik tümör ablasyonu konusunda harika bir ilk adım niteliğinde.” – Dr. Anutosh Ganguly, Michigan Üniversitesi
Bilim dünyasının aklındaki en büyük soru şuydu: Neden sadece kanser hücreleri bu ses dalgalarına dayanamıyor? Yanıt, hücrelerin çekme kuvvetlerini düzenleyen ve bir tür mekanik sensör görevi gören Tropomiyozin 2.1 (Tpm2.1) adlı proteinde gizliydi.
İmmünofloresan ve immünoblotlama analizleri, ağız kanseri hücrelerinde Tpm2.1 ekspresyonunun sağlıklı hücrelere kıyasla çok daha düşük olduğunu gösterdi. Bu mekanosensör proteinin eksikliği, kanser hücrelerini mekanik streslere karşı savunmasız bırakıyor ve bilim literatüründe mekanoptoz (mechanoptosis) olarak bilinen, ultrason aracılı bir programlanmış hücre ölümüne sürüklüyordu.
Araştırmanın onkoloji pratiği açısından en umut verici çıktısı ise tedavi direnciyle olan ilişkisiydi. Katı tümörler (solid tumors), çevrelerine kanserle ilişkili fibroblastlar (cancer-associated fibroblasts – CAF) toplayarak kendilerini adeta zırhla kaplarlar. Bu sertleşmiş doku bariyeri, kemoterapi ilaçlarının ve immünoterapi ajanlarının tümörün çekirdeğine sızmasını engeller.
Tijore ve ekibi, hasta türevli kanser hücreleri ile fibroblastları birlikte kültürleyerek bu tümör mikroçevresini laboratuvar ortamında kopyaladı. Ultrason uygulamasının ardından, tümörü çevreleyen fibroblast bariyerinin gevşediği ve tümör çekirdeğinin açığa çıktığı gözlemlendi. Bu bulgu, ultrason teknolojisinin tek başına bir tedavi edici olmanın ötesinde, mevcut farmakolojik tedavilerin doku geçirgenliğini (drug permeability) artırmak için güçlü bir yardımcı tedavi (adjuvant) olabileceğine işaret ediyor.
Klinik çalışmalara gönüllü olmak isteyen hastaların yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını belirten araştırma ekibi, etik kurul onaylarının alındığını ve bir sonraki aşamada hasta türevli organoidler ve hayvan modelleri üzerinde in vivo çalışmalara başlayacaklarını duyurdu. Ses dalgalarının hücreler üzerindeki bu mekanik hükmü, geleceğin onkoloji kliniklerinde biyofiziksel tedavilerin standart hale gelebileceğinin en güçlü sinyallerini veriyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work