
Tıp tarihinin en köklü ve yaygın uygulanan immünolojik ajanlarından biri olan Bacillus Calmette-Guérin (BCG) aşısı, bilim dünyasını şaşırtmaya devam ediyor. Yüzyılı aşkın bir süre önce, annesini tüberkülozdan kaybeden bir bebeğe ilk dozu uygulandığında, bilim insanları bu aşının gelecekte nörodejeneratif hastalıklara karşı bir kalkan olabileceğini tahmin bile edemezdi. Günümüze dek milyarlarca doz uygulanan BCG’nin, tüberkülozu önlemenin çok ötesinde biyolojik yeteneklere sahip olduğu artık kanıtlanmış durumda.
Modern klinik araştırmalar ve geriye dönük (retrospektif) çalışmalar, BCG aşısının farklı hastalıklar üzerinde de koruyucu veya tedavi edici etkileri olduğunu göstermiştir. Yapılan kapsamlı epidemiyolojik analizler, BCG’nin şu alanlarda etkin rol oynadığını ortaya koymuştur:
Tüm bu klinik başarıların arkasında yatan temel soru şuydu: Lokal olarak uygulanan bir aşı, nasıl oluyor da vücudun farklı sistemlerindeki patolojilere karşı koruma sağlayabiliyor? Bu sorunun cevabı, immünoloji dünyasında yepyeni bir kavram olan “eğitilmiş bağışıklık” (trained immunity) ile gün yüzüne çıktı.
Geleneksel immünoloji paradigması, ağırlıklı olarak adaptif (edinilmiş) bağışıklık sistemindeki T ve B hücrelerinin spesifik patojenlere karşı uzun süreli hafıza oluşturması prensibine dayanır. Ancak in vitro ve in vivo çalışmalar, BCG’nin doğuştan gelen (innate) bağışıklık hücrelerinde epigenetik ve metabolik bir yeniden programlanma (reprogramming) sürecini tetiklediğini kanıtlamıştır. Bu durum, hücrelerin daha önce hiç karşılaşmadıkları ve tamamen alakasız patojenlere veya hücresel hasarlara karşı daha güçlü bir yanıt vermesini sağlamaktadır.
Son yıllarda, mesane kanseri tedavisi için BCG alan hastaların, almayanlara kıyasla çok daha düşük oranlarda Alzheimer hastalığına (AD) yakalandığını gösteren veriler tıp dünyasında büyük heyecan yaratmıştı. Ancak aşının merkezi sinir sistemine (CNS) nasıl nüfuz ettiği ve buradaki immün hücreleri nasıl etkilediği karanlıkta kalmıştı.
Communications Medicine dergisinde yayımlanan ve Harvard Tıp Fakültesi araştırmacıları tarafından yürütülen yeni bir klinik çalışma, BCG’nin beyindeki biyolojik etkilerini ilk kez resmi olarak belgeledi. Harvard Tıp Fakültesi’nden nöroimmünolog Dr. Mahesh Chandra Kodali ve ekibi, BCG’nin merkezi sinir sistemindeki eğitilmiş bağışıklık etkilerini incelemek üzere küçük ölçekli ancak çığır açan bir klinik deney tasarladı.
Çalışmaya 55 yaş ve üzeri toplam 23 gönüllü dahil edildi. Bu katılımcıların 11’i Alzheimer patolojisi belirtileri gösterirken, 12’si tamamen sağlıklıydı. Katılımcılardan BCG aşılaması öncesinde ve sonrasında periferik kan ile beyin omurilik sıvısı (BOS / CSF) örnekleri alındı. Araştırma ekibi sadece bu biyoakışkanlardaki protein seviyelerine bakmakla kalmadı; laboratuvar ortamında (ex vivo) bu sıvılardan immün hücreleri izole ederek hücresel düzeyde detaylı transkripsiyonel analizler gerçekleştirdi.
İzole edilen kan ve BOS kaynaklı immün hücreler, laboratuvarda bakteriyel hücre duvarı bileşenlerine maruz bırakıldı. Aşılama sonrasında alınan hücrelerde, eğitilmiş bağışıklıkla ilişkili transkripsiyonel profillerin yüksek oranda ifade edildiği (ekspresyon) görüldü. Bu bulgu, periferal olarak uygulanan BCG aşısının, kan-beyin bariyerini aşarak veya hücresel sinyalizasyon yollarıyla merkezi sinir sistemi kompartmanlarındaki bağışıklık hücrelerini de başarıyla eğittiğini kanıtladı.
Araştırmacılar, aşılamadan önce ve sonra BOS’tan türetilen bağışıklık hücrelerinin genetik okunma (transkripsiyonel) manzarasını karşılaştırdığında, hem metabolik hem de immünoregülatör yolaklarda yer alan genlerde eğitilmiş bağışıklık benzeri değişikliklerle tutarlı majör revizyonlar gözlemlediler.
Çalışmanın en kritik aşaması, BCG kaynaklı bu eğitilmiş bağışıklığın Alzheimer’ın biyolojik süreçlerini nasıl etkilediğini bulmaktı. Ekip, Alzheimer patolojisinin temelini oluşturan amiloid beta (amyloid beta) proteininin BOS içerisindeki seviyelerini ölçtü.
Sonuçlar son derece çarpıcıydı: Alzheimer belirtisi göstermeyen sağlıklı katılımcıların BOS’undaki amiloid beta seviyeleri aşılama sonrasında düşerken, kan dolaşımındaki seviyeleri arttı. Bu durum, aşının amiloid beta birikimini merkezi sinir sisteminden temizleyip periferal dolaşıma atarak hastalığın erken evrelerini bloke edebileceğine dair çok güçlü bir sinyal veriyordu. Ancak bu temizlenme işlemi, halihazırda Alzheimer patolojisi başlamış hastalarda aynı ölçüde gerçekleşmedi. Bu da müdahalenin hastalığın çok erken evrelerinde veya koruyucu amaçla yapılması gerektiğine işaret ediyor.
“Bu, periferik (çevresel) bir müdahalenin merkezi sinir sisteminde işlevsel ve moleküler bir değişikliğe yol açabileceğini gösteren ilk biyolojik kanıttır.” – Dr. Mahesh Chandra Kodali
Radboud Üniversitesi’nden BCG odaklı immünoloji uzmanı Prof. Dr. Mihai Netea, bu keşfin hayvan modellerinden çıkarak insanlarda kanıtlanmış olmasının paha biçilemez olduğunu belirtiyor. Bilim dünyası şimdi çok daha geniş katılımlı, çok merkezli ve randomize kontrollü klinik deneylere hazırlanıyor. Eğer bu büyük çaplı çalışmalar da benzer sonuçlar verirse, tıp tarihinin yüzyıllık çınarı BCG aşısı, tıbbın en zorlu ve yıkıcı sorunlarından biri olan Alzheimer’ın tedavisinde veya önlenmesinde insanlığın en büyük umudu haline gelebilir.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work