
Kanser araştırmalarında on yılı aşkın süredir devam eden bilimsel serüven, onkoloji laboratuvarlarının yönünü değiştirecek yepyeni bir ufka ulaştı. Bundan on yıl önce, The Wistar Institute bünyesinde görev yapan Dr. Katherine Aird, metabolitlerin bir organizmanın işlevlerini etkileyebilecek ‘sinyal molekülleri’ olarak nasıl hareket edebileceğine dair vizyoner bir seminere katıldığında, kariyerinin odak noktasını bulmuştu. Metabolizmanın kanser biyolojisindeki rolünü hücresel düzeyde incelemeyi hedefleyen Aird, 2016 yılında kendi laboratuvarını kurarak bölünmeyen ancak metabolik olarak aktif olan ‘yaşlanmış hücreler’ (senescent cells) ve bunların tümör mikroçevresini nasıl yeniden şekillendirdiği üzerine yoğunlaştı.
Günümüzde kanser biyoloğu olarak çalışmalarına devam eden Aird ve araştırma ekibinin prestijli Nature Aging dergisinde yayımlanan son çalışması, kanser hücrelerinin yayılımlarını (diseminasyon) körüklemek için bir metaboliti nasıl kullandığını dünyada ilk kez gözler önüne serdi. Klasik onkoloji anlayışında, kemoterapi gibi agresif kanser tedavilerinin tümör hücrelerinde yaşlanmayı (senescence) tetiklemesi yıllarca faydalı bir fenotip olarak kabul edildi. Hücre bölünmesinin ve çoğalmasının durması, tedavinin başarıya ulaştığının bir göstergesi sanılıyordu.
Ancak biyolojinin bu eşsiz paradoksu, madalyonun karanlık bir yüzü olduğunu ortaya koyuyor. Dr. Aird bu durumu şu sözlerle açıklıyor:
“Yaşlanmış kanser hücrelerinin büyüme ve çoğalma yeteneğini kaybetmesi ilk bakışta iyi bir şey gibi görünebilir. Ancak bu hücreler metabolik olarak o kadar aktifler ki, tümör mikroçevresine sayısız faktör salgılıyorlar. Kanser dokusunda büyümenin durmasının aslında tümörün yayılımı için ölümcül bir zemin hazırlayabildiğini keşfettik.”
Yıllar boyunca, laboratuvar araştırmaları Yaşlanma İlişkili Salgı Fenotipi (SASP – Senescence-Associated Secretory Phenotype) üzerine yoğunlaşırken, odak noktası her zaman enflamatuar sitokinler ve kemokinler gibi proteinler oldu. Bilim dünyasının sadece protein tabanlı mekanizmalara odaklanması, mikroçevredeki diğer kritik bileşenlerin gözden kaçmasına neden oluyordu. Bu bilgi boşluğunu doldurmak üzere yola çıkan The Wistar Institute ekibi, standart kemoterapötik yaklaşımların tümör hücrelerini nasıl manipüle ettiğini anlamak için agresif yumurtalık (ovaryan) kanseri modelleri üzerinde çalışmaya başladı.
Araştırma ekibi, yumurtalık kanseri hastalarına rutin olarak uygulanan standart ve agresif bir platin bazlı ilaç olan sisplatin (cisplatin) ile kanser hücrelerini laboratuvar ortamında kültüre etti. Hücrelerin içinde büyüdüğü ve yaşlanma faktörlerini (SASP) salgıladığı besiyeri (medya) toplanarak, daha önceden tümör implantasyonu yapılmış in vivo fare modellerine enjekte edildi. Hayvanların peritoneal boşluklarında yapılan patolojik ve onkolojik incelemeler, SASP açısından zengin medyanın kanser hücrelerinin vücutta, yaşlanmamış hücrelerin medyasına kıyasla çok daha agresif bir şekilde yayıldığını kanıtladı.
Ekip, yumurtalık kanseri yayılımını yönlendiren genetik sürücüleri tam olarak belirlemek için yüksek verimli bir CRISPR genetik taraması gerçekleştirdi. Sonuçlar moleküler biyoloji açısından oldukça şaşırtıcıydı:
Kolesterol aracılı bu kanser yayılımını tetikleyen asıl SASP sinyalini tespit etmek amacıyla laboratuvarda ileri düzey kütle spektrometrisi (mass spectrometry) analizleri yapıldı. Analiz sonucunda, sisplatin kaynaklı yaşlanmış hücrelerin medyasında beklenmedik derecede yüksek fruktoz seviyeleri tespit edildi. Hayvan modellerine fizyolojik dozlarda fruktoz enjekte edilmesi, tümör yayılımını doğrudan teşvik etti. Ancak, fruktoz metabolizmasında görevli anahtar enzimler genetik olarak susturulduğunda (knockdown), metastaz fenotipinin tamamen engellendiği görüldü.
Çalışmada yer almayan, New York Üniversitesi Langone Tıp Merkezi’nden hücre ve moleküler biyolog Gregory David bu keşfin önemini şöyle vurguluyor:
“Yıllarca SASP aktivitesinin ana itici gücü olarak proteinleri sorumlu tuttuk. Proteinlerin bu bağlamda başrol oyuncusu olmadığını, fruktoz gibi bir metabolitin kanser yayılımında bu denli aktif rol aldığını görmek benim için şok edici bir keşif oldu. Bu makale, SASP biyolojisine bakış açımızı tamamen değiştirecek, yeni ve devasa bir araştırma alanının kapılarını aralıyor.”
Dr. Aird’in laboratuvarı, bundan sonraki süreçte fruktoz üretimini inhibe etmenin yollarını test ederek tümör yayılımını kısıtlayıp kısıtlamadığını araştırmayı planlıyor. SASP’nin bileşiminin zaman içinde dinamik olarak değiştiği göz önüne alındığında, fruktoz sentezinin kinetiğini ve diğer SASP bileşenleriyle potansiyel etkileşimlerini haritalandırmak, onkolojik ilaç geliştirme (Ar-Ge) süreçleri için kritik bir adım olacak. Preklinik modellerdeki bu kanıtların insan klinik deneylerinde de aynı sonuçları verip vermeyeceği henüz araştırma aşamasında olsa da, kemoterapiye dirençli hücrelerin sekretom (secretome) yapısının metabolitler üzerinden hedef alınması, geleceğin kişiselleştirilmiş kanser tedavileri için yepyeni bir stratejik hedef sunuyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work