
Nörobilim dünyasında uzun süredir nöron odaklı yürütülen araştırmalar, son yıllarda yerini destek hücreleri olarak bilinen glial hücrelerin (glial cells) kritik önemine bırakmaya başladı. Bu alandaki en çarpıcı gelişmelerden biri, NYU Grossman Tıp Fakültesi Shane Liddelow Laboratuvarı’nda görev yapan hücresel ve moleküler nörobiyolog Dr. Priya Prakash‘tan geldi. Dr. Prakash’ın çalışmaları, nadir görülen ve yıkıcı bir nörodejeneratif hastalık olan X’e bağlı distoni-parkinsonizm (XDP) patolojisinde oligodendrositlerin (oligodendrocytes) oynadığı beklenmedik rolü gözler önüne seriyor.
Filipinler’in Panay adasında yaşayan belirli bir erkek alt popülasyonunu etkileyen XDP, distoni ve Parkinsonizm benzeri ilerleyici motor semptomlarla karakterize edilen yıkıcı bir hastalıktır. Hastalığın moleküler kökeninde, her hücrede ifade edilen TAF1 genine entegre olmuş, SVA retrotranspozonu adı verilen hareketli bir kodlamayan genetik elementin varlığı yatmaktadır. Bu retrotranspozonun sadece insanlara özgü olması, hastalığın laboratuvar ortamında modellenmesini ve patofizyolojisinin anlaşılmasını yıllarca zorlaştırmıştır.
Dr. Prakash ve ekibi, Jef Boeke’nin laboratuvarı ile iş birliği yaparak bu engeli aşmak adına devrim niteliğinde bir adım attı. Geliştirdikleri “insanlaştırılmış fare modeli” (humanized mouse model), insanlara özgü SVA retrotranspozonunu fare TAF1 genine entegre ederek hastalığın temel özelliklerini birebir taklit etmeyi başardı.
Bu model üzerinde yapılan ileri düzey analizler, bilim dünyasını şaşırtan bir sonucu ortaya çıkardı: XDP patolojisi sadece nöronal kayıpla sınırlı değildi; aynı zamanda miyelin (myelin) üreten glial hücreler olan oligodendrositlerin işlev bozukluğu da hastalığın ilerlemesinde kritik bir rol oynuyordu. Dr. Prakash, bu bulguyu şu sözlerle özetliyor:
> “Fare modelimizdeki bulgularla tutarlı olarak, insan postmortem (ölüm sonrası) XDP beyin dokusu analizleri de ciddi miyelin anormalliklerini ortaya koydu. Bu durum, beyaz cevher disfonksiyonunun hastalığın ilerlemesinde ana katkı sağlayıcılardan biri olduğunu kanıtlıyor.”
Bilimsel kariyerine Hindistan’da başlayan ve lisansüstü eğitimi için ABD’ye taşınan Dr. Prakash, disiplinlerarası yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Purdue Üniversitesi’ndeki doktora eğitimi sırasında biyomedikal mühendislikten kanser biyolojisine kadar çeşitli alanlarda deneyim kazanan araştırmacı, nörobilimin öncülerinden Dr. Ben Barres’in çalışmalarından ilham alarak odağını glial biyolojiye çevirdi.
Başlangıçta Alzheimer hastalığında amiloid-β (amyloid-β) patolojisine glial tepkileri inceleyen Dr. Prakash, verilerin izinden giderek araştırma rotasını mikroglia ve astrositlerden oligodendrositlere kaydırdı. Bilimin düz bir çizgi olmadığını ve verilerin araştırmacıyı hiç beklenmedik yönlere götürebileceğini vurgulayan Dr. Prakash, “Merak, beni nöroimmünolojiye çekti ancak deneylerim oligodendrositlerin nadir bir hastalıkta kilit oyuncu olduğunu gösterdiğinde esnek olmanın gücünü bir kez daha anladım,” diyor.
Bilimsel yaklaşımını bir laboratuvar enstrümanı üzerinden tanımlaması istendiğinde Dr. Prakash, kendini bir pipet olarak görüyor. Mikroskop veya akış sitometresi (flow cytometer) kadar gösterişli olmasa da, pipetin bilimin sessiz, güvenilir ve hassas işçisi olduğunu belirten araştırmacı, bilimsel ilerlemenin sabır ve ısrarla, damla damla inşa edildiğine inanıyor.
Bu çalışma, sadece XDP için değil, beyaz cevher hasarı ile ilişkili diğer nörodejeneratif hastalıklar için de yeni terapötik hedeflerin belirlenmesine kapı aralıyor. Glial hücrelerin sadece destekleyici değil, hastalığı yönlendirici etkisinin anlaşılması, nörobilim alanında tedavi stratejilerinin yeniden şekillenmesine neden olabilir.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work