
J.R.R. Tolkien’in efsanevi eseri Yüzüklerin Efendisi’ni okumamış veya izlememiş olanlar bile, Gollum’un Tek Yüzük’e olan hastalıklı takıntısını ifade eden o ünlü repliği bilir: “Kıymetlim” (My precious). Ancak bu replik, sadece fantastik bir evrende yankılanmıyor; modern bilimin koridorlarında, laboratuvarlarında ve araştırma merkezlerinde de giderek artan bir “bölgecilik” sorununu temsil ediyor.
Alman Bütünleştirici Biyoçeşitlilik Araştırma Merkezi’nden (German Centre for Integrative Biodiversity Research) doktora sonrası araştırmacı Jose Valdez, akademik dünyada sıkça karşılaşılan kaynak ve konu sahiplenme davranışlarını tanımlamak için “Gollum Etkisi” terimini literatüre kazandırdı. Valdez ve ekibinin *One Earth* dergisinde yayımladığı çarpıcı çalışma, bu sendromun bilimsel ilerlemeyi nasıl baltaladığını ve genç araştırmacıların kariyerlerini nasıl yok ettiğini sayısal verilerle ortaya koyuyor.
Valdez, meslektaşlarıyla yaptığı gözlemlerde, özellikle süpervizör rollerindeki kıdemli araştırmacıların, belirli çalışma konularına, verilere veya fikirlere sanki “tapulu mallarıymış” gibi davrandıklarını fark etti. Valdez bu durumu şöyle özetliyor: *”Bir isim bile koymaya çalışmıyorduk, sadece ‘bu benim bölgem’ tavrını konuşuyorduk. Sonra bir anda ‘kıymetlim’ repliği aklımıza geldi ve ‘Gollum Etkisi’nin bu durumu açıklayan en iyi metafor olduğuna karar verdik.”*
Araştırma, bilim insanlarının çalışma sahalarını, örneklemlerini veya henüz yayımlanmamış fikirlerini paylaşmaktan kaçınarak, iş birliği yerine toksik bir rekabet ortamı yarattıklarını vurguluyor.
Araştırma kapsamında, 64 ülkeden çoğunluğu ekoloji ve doğa bilimleri alanında çalışan 563 araştırmacı ile anket yapıldı. Sonuçlar, akademik dünyadaki gizli krizi gözler önüne serdi:
Valdez, *”Yüzde altı oranı beni gerçekten sarstı. Bu anketi çoğunlukla hala aktif olan akademik çevrelerde dağıttığımız düşünülürse, sessizce ayrılanları da hesaba kattığımızda gerçek rakamın çok daha yüksek olduğunu tahmin edebiliriz”* diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekiyor.
Çalışmanın en ironik ve üzücü bulgularından biri de şiddetin döngüselliği oldu. Gollum Etkisi mağdurlarının yaklaşık %20’si, daha sonra kendilerinin de benzer davranışlar sergilediğini veya “Gollum gibi” davrandıklarını itiraf etti.
Carnegie Mellon Üniversitesi’nden psikolog Anita Woolley, bu durumun akademideki sistemik bir sorundan kaynaklandığını belirtiyor. Woolley’e göre akademi; paylaşımı, cömertliği veya iyi bir topluluk üyesi olmayı değil; sadece bireysel başarıları, yayınlanan fikirleri ve elde edilen hibeleri ödüllendiriyor. Bu ödül mekanizması, araştırmacıları ellerindeki kaynakları kıskançlıkla korumaya itiyor.
Çalışmaya dahil olmayan Woolley, makalenin metodolojik olarak bazı sınırlılıkları olduğunu belirtse de sonuçların muhtemelen gerçeğin altında kaldığını düşünüyor. Woolley, *”Akademide kalmaya devam eden çoğu insanda ‘İyimserlik Yanlılığı’ (Optimism Bias) vardır. Bu alanda ayakta kalabilmek için negatiflere odaklanmamayı öğrenirsiniz. Bu yüzden mağdurlar bile yaşadıkları travmayı bilinçaltında küçümseyebilir”* yorumunda bulunuyor.
Jose Valdez ve ekibinin çalışması, bilimsel verilerin ve kaynakların saklanmasının sadece bireysel bir etik sorun değil, aynı zamanda bilimin ilerleyişini durduran sistemik bir engel olduğunu kanıtlıyor. Araştırmacılar, bu çalışmanın bir “sohbet başlatıcı” olmasını ve kurumların ödül sistemlerini yeniden gözden geçirmesini umuyor.
Bilim dünyası, “Kıymetlim” diyerek kendi köşesine çekilenler ile “Bilgi paylaştıkça çoğalır” diyenler arasında bir yol ayrımında. Ancak veriler gösteriyor ki, Gollum’un yolu sadece mağdurları değil, bilimin geleceğini de karanlığa sürüklüyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work