
Kanser araştırmalarında odak noktası uzun yıllar boyunca birincil tümörün genetiği ve büyümesi üzerine yoğunlaşmıştı. Ancak, kansere bağlı ölümlerin büyük çoğunluğunun metastaz kaynaklı olduğu gerçeği, bilim dünyasını tümör mikroçevresi ve uzak organ etkileşimlerini incelemeye itiyor. Rice Üniversitesi’nde Cynthia Reinhart-King laboratuvarında biyomedikal mühendisliği tabanlı çalışmalar yürüten doktora sonrası araştırmacı Sarah Libring, meme kanseri metastazının mekaniğini aydınlatarak bu alanda yeni bir pencere açıyor.
Libring’in çalışmaları, özellikle kanser hücrelerinin uzak organlardaki (örneğin akciğer) fibroblastları (bağ dokusu hücreleri) nasıl “eğittiği” veya “şartlandırdığı” üzerine yoğunlaşıyor. Amaç, metastatik tümör büyümesini destekleyen bu hücresel iş birliğini bozarak metastatik hastalık yükünü azaltmak. Bu yaklaşım, sadece biyolojik sinyalleri değil, mekanobiyoloji (mechanobiology) adı verilen ve fiziksel kuvvetlerin hücresel davranışları nasıl değiştirdiğini inceleyen disiplini de merkeze alıyor.
Standart laboratuvar kültürleri genellikle statik plastik kaplarda gerçekleştirilir. Ancak insan vücudu, özellikle akciğerler, sürekli hareket halindedir. Libring ve ekibi, bu dinamik ortamı laboratuvar koşullarında yeniden yaratmak için çığır açan bir mühendislik projesine imza attı.
Geliştirilen sistemin öne çıkan özellikleri şunlar:
Bu platform sayesinde ekip, akciğer fibroblastlarının ve farklı fenotiplerdeki üç ayrı meme kanseri hücre hattının mekanik yüke nasıl tepki verdiğini detaylıca analiz etme şansı buldu.
Bilimsel araştırmaların doğasında var olan “sürpriz faktörü”, Libring’in çalışmasında da kendini gösterdi. Mekanotransdüksiyonun (mekanik kuvvetin biyokimyasal sinyale dönüşmesi) temel belirteçlerinden biri olan YAP (Yes-associated protein) aktivasyonunun, döngüsel mekanik kuvvet altında beklendiği gibi artmak yerine azaldığı gözlemlendi.
Bu bulgu, kanser biyolojisindeki yerleşik dogmaları sorgulatıyor:
Sarah Libring’in kariyeri, modern bilimin multidisipliner yapısının mükemmel bir örneğini teşkil ediyor. Lise yıllarında mühendisliğe ilgi duyan, ancak doku mühendisliği ve rejeneratif tıbbın translasyonel (kliniğe uyarlanabilir) yönünü keşfettikten sonra biyomedikal mühendisliğine yönelen Libring, kariyeri boyunca bağ dokusu rejenerasyonundan metastatik meme kanserine kadar geniş bir yelpazede çalıştı.
Hollanda Kanser Enstitüsü’nde metastatik plevral efüzyon örnekleriyle çalışma deneyimi de kazanan Libring, şu anda matris organizasyonundaki değişiklikler ve kanser hücresi-fibroblast etkileşimleri üzerine odaklanıyor. Kendisini bir laboratuvar cihazı olarak tasvir etmesi istendiğinde “Konfokal Mikroskop” cevabını vermesi ise tesadüf değil. Bilimde “görmek inanmaktır” ilkesinden hareketle, nicel verilerin (grafikler) nitel verilerle (görüntüleme) desteklenmesinin önemini vurguluyor. Brillouin mikroskopisi ile mekanik özelliklerin, Raman spektroskopisi ile kimyasal bileşimin belirlenmesi gibi ileri görüntüleme teknikleri, bu çalışmaların omurgasını oluşturuyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work