
Bir zamanlar yaz ayları, çocuklar ve ebeveynler için güneşli günler değil, korku dolu bir bekleyiş anlamına geliyordu. Görünmez bir düşman olan polio (çocuk felci) virüsü; havuzları, sinemaları kapatıyor, doğum günü partilerini iptal ettiriyordu. Binlerce çocuk koltuk değneklerine, tekerlekli sandalyelere veya o dönemin korkutucu sembolü olan “demir ciğer” ventilatörlerine mahkum kalıyordu. ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt’in dahi felç geçirmesine neden olan bu hastalık karşısında dünya çaresizdi.
Ancak bu karanlık tablo, Pittsburgh Üniversitesi’nin bir morg ve karanlık oda arasına sıkışmış laboratuvarında çalışan 33 yaşındaki vizyoner bilim insanı Jonas Salk ve ekibinin çalışmalarıyla değişti. Bugün, Salk aşısının geliştirilmesinin üzerinden 70 yıl geçerken, bilim dünyası bu tarihi başarıyı ve gelecekteki eradikasyon (kökünü kazıma) hedeflerini yeniden masaya yatırıyor.
Salk ve ekibi, o dönem için devrim niteliğinde bir yaklaşımla, ölü (inaktif) virüs kullanarak bağışıklık yanıtı oluşturmayı başardı. Ancak laboratuvar başarısının gerçek hayata taşınması gerekiyordu. Bu süreç, tıp tarihinin en büyük tıbbi saha çalışmasına (field trial) sahne oldu.
Önce Pittsburgh’daki okul çocukları, ardından ülke genelinde 1,8 milyon çocuk bu devasa deneyin bir parçası oldu. 12 Nisan 1955’te aşının “güvenli ve etkili” olduğu resmen açıklandığında, kilise çanları çaldı, okullar tatil edildi ve dünya çapında bir bayram havası esti. Gazeteci Edward R. Murrow, Salk’a aşıyı patentleyip patentlemeyeceğini sorduğunda, Salk o unutulmaz cevabı verdi:
“Patent halka aittir. Güneşi patentleyebilir misiniz?”
Bu söz, bilimin ticari kaygılardan arınmış, saf kamu yararına odaklandığı altın çağın bir sembolü olarak tarihe geçti.
Bu başarı hikayesinin arkasında sadece Jonas Salk değil, laboratuvar tezgahlarında büyük riskler alan isimsiz kahramanlar da vardı. LabHaber olarak bu detayların altını çizmek, bilimsel emeğe saygının bir gereğidir:
Ayrıca, henüz deneysel aşamada olan bir aşıyı çocuklarına – hatta Salk’ın kendi oğlu Peter’a – yaptıran cesur aileler, bu bilimsel zaferin “Polio Öncüleri” olarak anılmayı hak ediyor.
Bugün gelinen noktada, Küresel Polio Eradikasyon Girişimi (GPEI) sayesinde virüs dünya genelinde %99,9 oranında yok edilmiş durumda. 1980’lerde 125 ülkede endemik olan bu hastalık, bugün sadece iki ülkede varlığını sürdürüyor:
UNICEF, Gates Vakfı ve Rotary International gibi kuruluşlardan oluşan küresel koalisyon, 2029 yılına kadar polioyu tamamen yeryüzünden silmeyi hedefliyor. Ancak Salk’ın yaşamının sonlarında belirttiği gibi, hastalığın ne olduğunu bilmeyen yeni nesillerin aşıların değerini sorgulaması, bu hedefin önündeki en büyük engellerden biri.
Francis Ford Coppola, Bill Murray, Mitch McConnell gibi ünlü isimlerin veya yakınlarının bu hastalıktan etkilenmiş olması, hastalığın bir zamanlar statü ayırt etmeksizin herkesi vurduğunu hatırlatıyor. Bilim insanları, polio modelinin sadece bir tıbbi başarı değil, yoksulluk ve diğer sosyal problemlerin çözümü için de bir “iş birliği modeli” olabileceğini vurguluyor.
Çiçek hastalığından sonra insanlık tarafından tamamen yok edilen ikinci hastalık olmaya çok yakın olduğumuz bu dönemde, laboratuvarlardan çıkan bilimin gücünü hatırlamak ve aşı programlarına sadık kalmak hayati önem taşıyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work