
Amerika Birleşik Devletleri’nde Trump yönetiminin federal sağlık yetkilileri aracılığıyla duyurduğu yeni karar, modern tıp tarihinin en tartışmalı halk sağlığı hamlelerinden biri olarak kayıtlara geçti. 5 Ocak 2026 tarihinde ilan edilen ve on yıllardır süregelen çocukluk çağı bağışıklama standartlarını kökten değiştiren bu revizyon, pediatristler ve enfeksiyon hastalıkları uzmanları arasında büyük bir infiale neden oldu.
1995 yılından bu yana federal sağlık yetkilileri ve tıbbi kuruluşlar tarafından birleşik bir ulusal standart olarak kabul edilen ve bilimsel ilerlemelerle sürekli güncellenen aşı takvimi, fiilen parçalanmış durumda. Yapılan bu köklü değişiklik, evrensel olarak önerilen çocukluk çağı aşılarının sayısını 17’den 11’e düşürüyor.
Halk sağlığı açısından en kritik nokta ise; Rotavirüs, İnfluenza, Hepatit A, Hepatit B ve Meningokok hastalıklarına karşı geliştirilen aşıların rutin öneri listesinden çıkarılarak, sorumluluğun tamamen sağlık sisteminden bireysel ailelere kaydırıldığı ‘paylaşılmış klinik karar verme’ kategorisine alınmasıdır. Bu durum, koruyucu hekimlik şemsiyesinin zayıflaması anlamına geliyor.
Aşı güvenliği konusundaki şüpheci yaklaşımlarıyla tanınan Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Robert F. Kennedy Jr., bu radikal değişimi ABD aşı takvimini Danimarka ile kıyaslayan 33 sayfalık bir değerlendirme raporuna dayandırdı. Ancak uzmanlar, bu kıyaslamanın elma ile armudu karşılaştırmak olduğunu vurguluyor:
CDC’nin Aralık 2025’te aldığı, tüm yenidoğanların Hepatit B’ye karşı aşılanması önerisini kaldırma kararı, aşının uzun vadeli güvenlik kaydını sorgulatan hiçbir yeni kanıt olmamasına rağmen yürürlüğe girdi.
Aşı takviminin sadeleştirilmesi gerektiğini savunan çevrelerin en büyük argümanı, artan aşı sayısının çocukların bağışıklık sistemine aşırı yüklendiği iddiasıdır. Ancak immünoloji bilimi bu tezi kesin bir dille yalanlamaktadır. Biyoteknolojik gelişmeler sayesinde aşıların içeriği 1980’lere kıyasla çok daha saftır.
Çarpıcı bir veri: 1980’lerde kullanılan tam hücre boğmaca aşısı tek başına yaklaşık 3.000 antijen içeriyordu. Bugünün tüm aşı takvimi ise, hedefe yönelik teknoloji sayesinde toplamda 160’tan az antijen içermektedir. Yani aşı sayısı artsa da, immünolojik yük dramatik şekilde azalmıştır.
1991 yılında CDC, doğumda Hepatit B aşılamasını takvime eklemişti. Bu karar öncesinde her yıl yaklaşık 18.000 çocuk 10 yaşından önce virüsü kapıyordu. Yetişkinlerin aksine, yaşamın ilk aylarında enfekte olan bir bebeğin kronik enfeksiyon geliştirme riski %90’dır ve bu bebeklerin dörtte biri karaciğer yetmezliği veya kanserden hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.
Doğumda yapılan ilk doz aşı, annenin enfeksiyon durumunun bilinmediği veya tarama testlerinin yetersiz kaldığı durumlarda hayati bir ‘güvenlik ağı’ işlevi görüyordu. Bu ağın kaldırılması, virüsün yüzeylerde günlerce yaşayabildiği ve son derece bulaşıcı olduğu gerçeği göz önüne alındığında, ciddi bir halk sağlığı riski oluşturmaktadır.
Normal şartlarda Bağışıklama Uygulamaları Danışma Komitesi (ACIP), aşı önerilerini yalnızca yeni kanıtlar veya hastalık riskindeki net değişiklikler ışığında güncellerdi. Ancak mevcut yönetim, aşı güvenliği ile ilgili pozisyonları politik atamalarla doldurarak bu yerleşik süreci devre dışı bıraktı. Yeni yapılanmada, aşı takvimini eleştiren isimlerin FDA ve HHS gibi kurumlarda üst düzey pozisyonlara getirilmesi, kararların bilimsel veriden ziyade ideolojik temellere dayandığı endişesini artırıyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work