
Jinekolojik kanserler arasında en ölümcül türlerden biri olarak bilinen ve vakaların yaklaşık %80’inin ileri evrede teşhis edildiği yumurtalık kanseri (ovarian cancer), onkoloji dünyasının en zorlu cephelerinden biri olmaya devam ediyor. Platin bazlı kemoterapi ve cerrahi müdahaleye dayanan standart bakım protokolü, ne yazık ki son 30 yıldır kayda değer bir ilerleme gösterememişti. Ancak biyoteknoloji şirketi IMUNON tarafından geliştirilen yeni bir DNA tabanlı immünoterapi yaklaşımı, bu karanlık tabloyu aydınlatmaya hazırlanıyor.
IMUNON araştırmacılarının Gynecologic Oncology dergisinde yayınladıkları Faz 1/2 klinik çalışma sonuçları, sektörde büyük yankı uyandırdı. İleri evre yumurtalık kanseri olan kadınlar üzerinde denenen ve sitokin interlökin-12 (IL-12) genini doğrudan tümör bölgesine taşıyan bu yenilikçi ilaç, standart tedaviye kıyasla hastaların genel sağkalım süresinde (overall survival) 13 aylık devasa bir artış sağladı.
“Etkinin büyüklüğü karşısında biz bile şaşkına döndük. Yumurtalık kanseri alanında, özellikle birinci basamak tedavide daha önce hiç görülmemiş bir genel sağkalım avantajı gözlemledik.”
– Stacy Lindborg, IMUNON CEO’su
Yumurtalık tümörleri, kendilerini bağışıklık sisteminden gizleyen, bilimsel tabirle “soğuk” (immünosupresif) bir çevre oluşturarak hayatta kalırlar. Bu durum, geleneksel immünoterapilerin etkinliğini sınırlar. IMUNON’un Baş Bilim Sorumlusu Khursheed Anwer liderliğindeki ekip, bu savunma duvarını yıkmak için IL-12 molekülüne odaklandı.
IL-12, bağışıklık sisteminin adaptif ve doğuştan gelen (innate) kollarını birbirine bağlayan güçlü bir sinyal molekülüdür. Etki mekanizması şu şekilde işlemektedir:
Geçmişte IL-12’nin sistemik olarak (kan yoluyla) verilmesi, ciddi karaciğer ve kan toksisitesine yol açtığı için tedaviler başarısızlıkla sonuçlanmıştı. IMUNON ekibi ise bu sorunu, ilacı doğrudan hedefe ulaştırarak çözdü.
Geliştirilen IMNN-001 adlı ilaç, IL-12 genini kodlayan bir DNA plazmidini, hücre çekirdeğine girebilecek şekilde tasarlanmış sentetik bir nanopartikül içine hapsediyor. Bu ilaç, bir kateter aracılığıyla doğrudan yumurtalıkların bulunduğu periton boşluğuna (karın içi) veriliyor. Sonuç olarak, hem sağlıklı hem de kanserli hücreler bu tedaviyi alarak IL-12 üretmeye başlıyor ve vücudun doğal savunma mekanizması doğrudan kanserle savaşmak üzere “yerel olarak” tetikleniyor.
Mayıs 2025’te Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) toplantısında sunulan veriler, özellikle Homolog Rekombinasyon Eksikliği (HRD) pozitif olan (BRCA1 veya BRCA2 mutasyonlarına sahip) hastalarda tedavinin çok daha etkili olduğunu gösterdi. Bu bulgu ışığında, şu anda hasta alımına başlanan pivotal Faz 3 çalışmasında, hastalar bu biyobelirteçlere göre sınıflandırılarak (stratifikasyon) tedavinin etkinliği daha hassas bir şekilde ölçülecek.
Lindborg, ASCO sunumu sonrası aldıkları geri bildirimleri, “Bir hekimin bunun yumurtalık kanseri için ne kadar büyük bir kilometre taşı olduğunu belirtmesi, bu tedavinin kadınlar için gerçekten dönüştürücü olabileceğine dair inancımızı perçinledi,” sözleriyle özetledi.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work