ABD Bilim Dünyasında Deprem: Araştırma Fonlarına Siyasi Müdahale Kapıda

10 Temmuz 2026
4 dk dk okuma süresi
ABD Bilim Dünyasında Deprem: Araştırma Fonlarına Siyasi Müdahale Kapıda

OMB’nin Yeni Düzenlemesi Ne Anlama Geliyor?

ABD Yönetim ve Bütçe Dairesi (Office of Management and Budget – OMB), federal finansal yardım düzenlemelerinde, bilinen adıyla Tek Tip Yönlendirme (Uniform Guidance) kurallarında kapsamlı değişiklikler öngören bir tasarı yayınladı. Bilim dünyasında adeta deprem etkisi yaratan bu tasarı, federal hükümetin bilimsel araştırma hibelerini yönetme biçimini kökünden değiştirmeyi hedefliyor. Bilim camiası temsilcilerinden büyük tepki çeken teklif, araştırma ajanslarına siyasi nüfuzun ve idari aşırı müdahalenin sızmasına kapı aralamakla eleştiriliyor. Tartışmaların odağında ise basit ama bir o kadar da yakıcı bir soru var: Amerikan bilim yönetimini ‘bilimsel liyakat’ mi yoksa ‘politik öncelikler’ mi yönlendirmeli?

Bilime Vurulan Siyasi Pranga: Madde 200.205 ve 200.340

Teklif edilen revizyonlar arasında federal bilim ajanslarını doğrudan etkileyen ve hibe (grant) süreçlerine benzeri görülmemiş bir siyasi gözetim mekanizması entegre eden iki temel bölüm bulunuyor:

  • Madde 200.205 (İhraç Öncesi İnceleme): Federal araştırma fonu başvurularının liyakat değerlendirme sürecine, projelerin ‘Başkan’ın politika önceliklerini ilerletmesini’ garanti altına alacak yeni bir ön inceleme aşaması ekleniyor. Bu, bilimsel olarak çığır açma potansiyeline sahip bir projenin, dönemin yönetiminin siyasi ajandasına uymadığı gerekçesiyle rafa kaldırılması anlamına geliyor.
  • Madde 200.340 (İhtiyari Fesih Yetkisi): Mevcut durumda fonlanmış ve deney aşaması sürmekte olan bir federal araştırma projesinin, ‘artık program hedeflerini, federal ajans önceliklerini veya ulusal çıkarları etkilemediği’ gerekçesiyle kurumlar tarafından tek taraflı olarak iptal edilmesine olanak tanıyor.

Uzmanlara göre bu iki maddenin yasalaşması, bilim kurulu tarafından yüksek puan almış, bağımsız hakem heyetlerince ‘yüksek liyakatli’ bulunmuş bir projenin, bilimsel değeri daha düşük ancak iktidarın politikalarına daha yakın başka bir projeye feda edilmesi riskini taşıyor. Daha da tehlikelisi, yıllarca süren ve milyonlarca dolar harcanan laboratuvar araştırmalarının, siyasi rüzgarların değişmesiyle bir gecede fişinin çekilebilmesine zemin hazırlanıyor.

Amerikan Bilim Yönetiminin Tarihsel Çatışması

Bugün alevlenen fon özerkliği tartışması aslında yeni bir kriz değil. OMB’nin önerdiği bu değişiklikleri doğru okuyabilmek için, II. Dünya Savaşı sonrasına uzanan tarihsel bağlamı incelemek gerekiyor. Savaşın ardından radar, antibiyotikler ve nükleer teknoloji gibi buluşların dünyayı nasıl dönüştürdüğü görülmüş ve bilimsel yatırımların toplum refahı için şart olduğu konusunda geniş bir uzlaşı sağlanmıştı. Ancak bu devasa fonların nasıl yönetileceği konusunda iki karşıt felsefe ortaya çıkmıştı:

  • Bilimsel Liyakat Çerçevesi: Dönemin Başkanı Roosevelt ve Truman dönemlerinde Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Ofisi Direktörü Vannevar Bush tarafından savunulan vizyon. Bush, projelerin sadece potansiyel bilgi üretme kapasitesine göre bilim insanları tarafından seçilmesini öngörüyordu. Bush’un 1945 tarihli ünlü raporu, araştırmaların ‘pratik amaçlar güdülmeden’ özgürce fonlanması gerektiğini vurguluyordu.
  • Siyasi Hesap Verilebilirlik Çerçevesi: Senatör Harley Kilgore’un 1944’te sunduğu bu model ise, federal araştırmaların doğrudan ülkenin dönemsel toplumsal ihtiyaçlarına ve yönetimin stratejik önceliklerine hizmet etmesini savunuyordu.

Beş yıl süren çetin müzakerelerin ardından 1950’de Başkan Truman’ın Ulusal Bilim Vakfı Yasası’nı (National Science Foundation Act) imzalamasıyla genel olarak Bush’un bilimsel liyakat modeli kabul gördü. Günümüzde Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) ve Ulusal Bilim Vakfı (NSF) gibi dünya bilimine yön veren dev kurumlar halen bu bağımsız liyakat paradigmasıyla işliyor.

Politika Öncelikleri Bilimsel Çığır Açabilir mi?

Modern bilim felsefesi ve tarihi, dönüştürücü nitelikteki devrimsel keşiflerin önceden belirlenmiş siyasi hedeflerle planlanamayacağını kanıtlıyor. Toplumsal ihtiyaçlardan tamamen bağımsız görünen temel bilim araştırmaları, çoğu zaman insanlığın en büyük sıçramalarına (örneğin mRNA aşılarının temel genetik altyapısına veya gen düzenleme araçlarına) zemin hazırlamaktadır.

“Neyin keşfedileceğini ve neyin keşfedilmeyeceğini önceden görmek imkansızdır. Belirli bir teknolojik ilerlemeyi hedeflemek, doğaya ve bilime dair daha derin bir anlayışa nişan almaktan çok daha az yararlıdır.” (Stuart Firestein, Columbia Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölüm Başkanı)

OMB’nin mevcut hamlesi, hükümetin bilim politikasındaki pusulasını liyakatten politikaya çevirerek, Amerika’nın bilimsel geleceğine yönelik temel bir tehdit oluşturuyor. “En iyi bilimi pratik amaçlar gütmeden fonlamak” stratejisi yerine kısa vadeli çıkarların konulması, uzun vadeli inovasyon kaslarını zayıflatma riski taşıyor.

Toplumla Kopan Bağların Yeniden Tesisi

Diğer yandan, bilim dünyasının liyakat tabanlı özerkliğinin, bilimi toplumdan izole ettiği yönünde eleştiriler de bulunuyor. Eski Kongre Üyesi ve Amerikan Bilimi İlerletme Birliği (AAAS) fahri CEO’su Rush Holt’un belirttiği gibi, bilim insanlarının yalnızca araştırmalarına odaklanarak elde ettikleri özgürlük, zamanla halkın bilimin ürettiği değeri anlamasını zorlaştırdı. Bilimsel camianın da özerkliklerini savunurken, toplumla olan “sosyal sözleşmesini” yenilemesi ve bilimin hayat kurtaran etkilerini halka çok daha güçlü anlatması gerekiyor.

Sonuç: Karar Yürütmenin Değil, Yasamanın Olmalı

Araştırma projelerine siyasi onay mekanizması getirilmesi ihtimali, yalnızca Amerikan bilim camiasını değil, oradan beslenen küresel teknoloji ve sağlık laboratuvar sektörünü de derinden etkileyecek yapısal bir sarsıntıdır. Sektör temsilcileri ve kanaat önderleri, böylesine hayati bir konunun Yürütme Organı’nın (bürokrasinin) kapalı kapıları ardında düzenlemelerle değil, geniş çaplı bilimsel katılım ve doğrudan Yasama (Kongre) kanalıyla ele alınması gerektiğinde hemfikir. Temel prensip hiç değişmemelidir: Bilimsel liyakat atanan politikacılar tarafından değil uzman bilim insanları tarafından; kriter ise dönemsel siyasi rüzgarlar değil, evrensel bilgi birikiminin ilerletilmesi olmalıdır.

Editör Yorumu!

ABD'deki bu tartışma, Türkiye laboratuvar sektörü ve AR-GE ekosistemi için hayati bir projeksiyon sunuyor. Ülkemizde TÜBİTAK ARDEB/TEYDEB programları, Kalkınma Ajansları ve üniversitelerin BAP (Bilimsel Araştırma Projeleri) bütçeleri giderek daha fazla 'Kalkınma Planları' ve 'Stratejik Öncelikli Alanlar' eksenine kaydırılıyor. Hedef odaklı, ürüne dönüşen, savunma sanayii, yerli ilaç veya biyoteknoloji gibi milli beka odaklı araştırmalar elbette vazgeçilmezdir. Ancak ABD'deki tartışmanın da gösterdiği gibi, 'pratik amacı olmayan' temel bilimleri ve merak odaklı projeleri sadece o anki devlet politikasına uymuyor diye fonlamamak, 15-20 yıl sonraki muhtemel teknolojik devrimleri ıskalamak anlamına gelir. Öte yandan, Türkiye laboratuvar sektörü için konunun operasyonel bir boyutu var: Proje iptalleri. Döviz kuru dalgalanmaları ve ithalata dayalı biyoteknolojik/analitik cihaz tedarik zincirimiz göz önüne alındığında, Türkiye'de devam eden ve bütçesi onaylanmış bir projenin aniden iptal edilmesi, laboratuvarlara milyonlarca liralık taahhütlerle cihaz ve sarf malzeme getiren distribütör firmaları büyük bir finansal açmaza sokacaktır. Sektörümüzün sağlığı için, araştırma fonlarının uzun vadeli güvence altında olması, idari süreçlerin şeffaf ve kesinlikle liyakat temelli kalması elzemdir.

Tasarı, federal araştırma fonlarının liyakat değerlendirme sürecine 'Başkanın politika önceliklerini ilerletme' şartı (Madde 200.205) getiriyor. Bu durum, bilimsel olarak değerli ancak dönemin siyasi gündemine uymayan projelerin reddedilmesine veya fonlanmış araştırmaların idari kurumlar tarafından tek taraflı olarak iptal edilmesine (Madde 200.340) yol açabilir.

Bilimsel liyakat modeli, projelerin potansiyel bilgi üretme kapasitesine göre bağımsız hakem heyetleri ve bilim insanları tarafından seçilmesini savunur (Vannevar Bush vizyonu). Siyasi hesap verilebilirlik çerçevesi ise, araştırmaların doğrudan ülkenin dönemsel toplumsal ihtiyaçlarına ve mevcut yönetimin stratejik önceliklerine hizmet etmesini öngörür.

Türkiye'de BAP veya TÜBİTAK gibi fonlarla desteklenen ve bütçesi onaylanmış araştırmaların ani strateji değişiklikleri nedeniyle iptal edilmesi, ithalata dayalı biyoteknolojik/analitik cihaz tedarik zincirini derinden sarsar. Laboratuvarlara taahhütlerle cihaz ve sarf malzeme getiren distribütörler büyük bir finansal açmazla karşılaşabilir.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.