
ABD Yönetim ve Bütçe Dairesi (Office of Management and Budget – OMB), federal finansal yardım düzenlemelerinde, bilinen adıyla Tek Tip Yönlendirme (Uniform Guidance) kurallarında kapsamlı değişiklikler öngören bir tasarı yayınladı. Bilim dünyasında adeta deprem etkisi yaratan bu tasarı, federal hükümetin bilimsel araştırma hibelerini yönetme biçimini kökünden değiştirmeyi hedefliyor. Bilim camiası temsilcilerinden büyük tepki çeken teklif, araştırma ajanslarına siyasi nüfuzun ve idari aşırı müdahalenin sızmasına kapı aralamakla eleştiriliyor. Tartışmaların odağında ise basit ama bir o kadar da yakıcı bir soru var: Amerikan bilim yönetimini ‘bilimsel liyakat’ mi yoksa ‘politik öncelikler’ mi yönlendirmeli?
Teklif edilen revizyonlar arasında federal bilim ajanslarını doğrudan etkileyen ve hibe (grant) süreçlerine benzeri görülmemiş bir siyasi gözetim mekanizması entegre eden iki temel bölüm bulunuyor:
Uzmanlara göre bu iki maddenin yasalaşması, bilim kurulu tarafından yüksek puan almış, bağımsız hakem heyetlerince ‘yüksek liyakatli’ bulunmuş bir projenin, bilimsel değeri daha düşük ancak iktidarın politikalarına daha yakın başka bir projeye feda edilmesi riskini taşıyor. Daha da tehlikelisi, yıllarca süren ve milyonlarca dolar harcanan laboratuvar araştırmalarının, siyasi rüzgarların değişmesiyle bir gecede fişinin çekilebilmesine zemin hazırlanıyor.
Bugün alevlenen fon özerkliği tartışması aslında yeni bir kriz değil. OMB’nin önerdiği bu değişiklikleri doğru okuyabilmek için, II. Dünya Savaşı sonrasına uzanan tarihsel bağlamı incelemek gerekiyor. Savaşın ardından radar, antibiyotikler ve nükleer teknoloji gibi buluşların dünyayı nasıl dönüştürdüğü görülmüş ve bilimsel yatırımların toplum refahı için şart olduğu konusunda geniş bir uzlaşı sağlanmıştı. Ancak bu devasa fonların nasıl yönetileceği konusunda iki karşıt felsefe ortaya çıkmıştı:
Beş yıl süren çetin müzakerelerin ardından 1950’de Başkan Truman’ın Ulusal Bilim Vakfı Yasası’nı (National Science Foundation Act) imzalamasıyla genel olarak Bush’un bilimsel liyakat modeli kabul gördü. Günümüzde Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) ve Ulusal Bilim Vakfı (NSF) gibi dünya bilimine yön veren dev kurumlar halen bu bağımsız liyakat paradigmasıyla işliyor.
Modern bilim felsefesi ve tarihi, dönüştürücü nitelikteki devrimsel keşiflerin önceden belirlenmiş siyasi hedeflerle planlanamayacağını kanıtlıyor. Toplumsal ihtiyaçlardan tamamen bağımsız görünen temel bilim araştırmaları, çoğu zaman insanlığın en büyük sıçramalarına (örneğin mRNA aşılarının temel genetik altyapısına veya gen düzenleme araçlarına) zemin hazırlamaktadır.
“Neyin keşfedileceğini ve neyin keşfedilmeyeceğini önceden görmek imkansızdır. Belirli bir teknolojik ilerlemeyi hedeflemek, doğaya ve bilime dair daha derin bir anlayışa nişan almaktan çok daha az yararlıdır.” (Stuart Firestein, Columbia Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölüm Başkanı)
OMB’nin mevcut hamlesi, hükümetin bilim politikasındaki pusulasını liyakatten politikaya çevirerek, Amerika’nın bilimsel geleceğine yönelik temel bir tehdit oluşturuyor. “En iyi bilimi pratik amaçlar gütmeden fonlamak” stratejisi yerine kısa vadeli çıkarların konulması, uzun vadeli inovasyon kaslarını zayıflatma riski taşıyor.
Diğer yandan, bilim dünyasının liyakat tabanlı özerkliğinin, bilimi toplumdan izole ettiği yönünde eleştiriler de bulunuyor. Eski Kongre Üyesi ve Amerikan Bilimi İlerletme Birliği (AAAS) fahri CEO’su Rush Holt’un belirttiği gibi, bilim insanlarının yalnızca araştırmalarına odaklanarak elde ettikleri özgürlük, zamanla halkın bilimin ürettiği değeri anlamasını zorlaştırdı. Bilimsel camianın da özerkliklerini savunurken, toplumla olan “sosyal sözleşmesini” yenilemesi ve bilimin hayat kurtaran etkilerini halka çok daha güçlü anlatması gerekiyor.
Araştırma projelerine siyasi onay mekanizması getirilmesi ihtimali, yalnızca Amerikan bilim camiasını değil, oradan beslenen küresel teknoloji ve sağlık laboratuvar sektörünü de derinden etkileyecek yapısal bir sarsıntıdır. Sektör temsilcileri ve kanaat önderleri, böylesine hayati bir konunun Yürütme Organı’nın (bürokrasinin) kapalı kapıları ardında düzenlemelerle değil, geniş çaplı bilimsel katılım ve doğrudan Yasama (Kongre) kanalıyla ele alınması gerektiğinde hemfikir. Temel prensip hiç değişmemelidir: Bilimsel liyakat atanan politikacılar tarafından değil uzman bilim insanları tarafından; kriter ise dönemsel siyasi rüzgarlar değil, evrensel bilgi birikiminin ilerletilmesi olmalıdır.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work