ABD’nin Yeni Bilimsel İşbirliği Kısıtlamaları Küresel Araştırma Ekosistemini Sarsıyor

11 Haziran 2026
4 dk dk okuma süresi
ABD’nin Yeni Bilimsel İşbirliği Kısıtlamaları Küresel Araştırma Ekosistemini Sarsıyor

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) yetkililerinin, hibe alan araştırmacılardan yabancı ortak yazarlarla makale yayımlamadan önce resmi onay talep etmesi ve onaylanmamış yabancı işbirliklerini yıllık ilerleme raporlarından çıkarmalarını istemesi, uluslararası bilim camiasında adeta bir deprem etkisi yarattı. Science dergisinin raporuna göre bu hamle, yabancı araştırmacılarla ortak makale yazımının doğrudan gizli bir ‘yabancı bileşen’ (foreign component) olarak değerlendirildiğine dair derin endişeleri gün yüzüne çıkardı. NIH literatüründe bu terim, genellikle Amerika Birleşik Devletleri dışında yürütülen önemli bilimsel faaliyetleri tanımlamak için kullanılıyor.

NIH, konuya ilişkin yöneltilen sorulara verdiği yanıtta, bu uygulamanın yeni bir politika olmadığını, aksine tarihsel olarak daha az fon alan eyaletlerdeki biyomedikal araştırmaları destekleyen Kurumsal Gelişim Ödülü (Institutional Development Award – IDeA) programının uzun süredir devam eden kısıtlamalarını yansıttığını savundu. Ancak, 27 Mayıs’ta yayınlanan ve IDeA programının çok ötesine geçen kurum çapındaki yeni kılavuz, tartışmaları daha da alevlendirdi. Kılavuzda yer alan “Çoğu ortak yazarlık durumu, yabancı bir bileşeni temsil etmektedir” ibaresi, uluslararası işbirliklerinin geleceğine dair soru işaretlerini çoğalttı.

“Yabancı Bileşen” Tanımında Tehlikeli Genişleme

NIH’nin 2015, 2019 ve 2024 yıllarına ait politika bildirimlerinde, ortak yazarlıkla sonuçlanması beklenen yabancı araştırmacılarla yapılan işbirlikleri, ‘yabancı bileşen’ göstergesi olabilecek faaliyetler arasında sayılıyor. Ancak uzmanlar, kurumun artık bu tanımı geçmişe kıyasla çok daha geniş ve katı bir şekilde yorumladığına dikkat çekiyor.

Hükümet İlişkileri Konseyi Araştırma Etiği ve Uyumluluk Direktörü Kristin West, üniversitelerin tarihsel olarak bir projenin yabancı bir bileşen içerip içermediğini değerlendirirken araştırmanın ‘önemli bilimsel unsurlarının’ nerede gerçekleştirildiğine odaklandığını belirtiyor. West, durumu şu sözlerle özetliyor:

“27 Mayıs’taki bildirim, yabancı bileşen tanımının çok daha geniş bir uygulamasını yansıtıyor. Görünüşe göre kurum, araştırmanın bizzat ABD içinde yürütüldüğü vakaları bile net bir şekilde ayırt etmeksizin, neredeyse tüm yabancı ortak yazarlıkları birer yabancı bileşen olarak muamele görüyor.”

Güney Afrika Tıbbi Araştırma Konseyi Başkanı ve CEO’su Ntobeko Ntusi de bu ayrımın pratik sahada giderek silikleştiğini vurguluyor. Ntusi, araştırmanın tamamı ABD’de yapılmış olsa dahi, yöneticilerin yabancı bağlantılı bir akademisyenle ortak makale yazımını yabancı bir bileşen olarak yorumlama eğiliminde olmasının, uluslararası işbirliklerinde öngörülemezlik yarattığını ifade ediyor.

Bilimde Kutuplaşma: Projeler Askıya Alınıyor

Küresel sağlık araştırmacıları için asıl tehlike, tek bir politika değişikliğinin anlık etkilerinden ziyade, bu gelişmelerin yarattığı sistematik belirsizlik. Sangath Hindistan’dan araştırmacı Anant Bhan, uluslararası işbirliklerini giderek daha fazla inceleme altına alan fon değişikliklerinin, bilim insanlarını uluslararası işbirliği yapma konusunda “temkinli ve endişeli” hale getirdiğini belirtiyor.

Bu belirsizliğin somut sonuçları halihazırda görülmeye başlandı bile:

  • Hindistan’da İptal Edilen Projeler: Bhan’ın aktardığına göre, geçtiğimiz yıl NIH’nin yabancı bileşenlere yönelik yaklaşımındaki değişiklikler, ABD’li ve Hintli araştırmacılar arasında yıllar süren karşılıklı güvene dayalı bazı ortak projelerin askıya alınmasına veya tamamen kapatılmasına yol açtı.
  • Çin ile Kopan Bağlar: ABD’nin en büyük bilimsel ortaklarından biri olan Çin’deki araştırmacılar, ABD’li meslektaşları için bir ‘uyumluluk yükümlülüğü’ (compliance liability) yaratmamak adına işbirliklerinden geri adım atıyor. Araştırmacılar rotalarını hızla Avrupa’ya ve iç pazara çeviriyor.

Cardiff Üniversitesi’nden fizyolog Ole Petersen ise durumu çok daha sert sözlerle eleştiriyor. Yaşananları, ABD yönetiminin “yabancı düşmanlığı ve kendi bilim insanlarına açtığı bir savaş” olarak nitelendiren Petersen, Avrupa’daki pek çok araştırmacının artık ABD’deki bilimsel toplantılara bile gitmekte isteksiz olduğunu belirtiyor. Petersen uyarıyor:

“Şu anda ABD’de olanlar, bana İkinci Dünya Savaşı başlamadan çok önce, 1930’larda Alman biliminin Nazi hükümeti tarafından yok ediliş biçimini hatırlatıyor. Bu süreç, ABD’ye bilimdeki lider pozisyonuna mal olabilir.”

Küresel Güney’in Yeni Stratejisi: Çok Kutuplu Bilim Ağı

ABD’nin içe kapanmacı politikaları, gelişmekte olan ülkeleri ve ‘Küresel Güney’i kendi stratejilerini yeniden çizmeye itiyor. Güney Afrikalı araştırmacı Ntusi, bu kısıtlamaların aslında tek bir ülkeye olan bağımlılıklarını azaltmalarına yardımcı olduğunu belirtiyor. Araştırmacılar artık fon kaynaklarını çeşitlendiriyor ve sadece zengin ülkelerdeki kurumların yararlandığı tek taraflı anlaşmalar yerine, daha eşitlikçi ortaklıklar (equitable partnerships) arayışına giriyor.

Sonuç olarak, bilim evrensel bir çaba olmaya devam ederken, bürokratik engeller ve politik şüphecilik, bilgi üretiminin serbest akışına ciddi bir sekte vuruyor. Küresel işbirliğinden elde edilen verimlilik kaybının bedelini ise, insanlığın ortak sorunlarına çözüm arayan bilim ekosisteminin bütünü ödeyecek gibi görünüyor.

Editör Yorumu!

ABD'nin bilimsel araştırmalarda içe kapanmacı ve şüpheci bir fon politikası izlemesi, Türkiye'deki laboratuvar ve araştırma ekosistemi için hem kritik bir uyarı hem de stratejik bir fırsat barındırıyor. Özellikle TÜBİTAK, TUSEB ve üniversitelerimizin, ABD kurumlarıyla yürütülen ikili işbirliklerinde veya NIH alt hibelerinde (sub-award) ortak yazar olma ve veri paylaşımı süreçlerinde artık daha fazla bürokratik engelle karşılaşması oldukça muhtemel. Türk araştırmacıların ve kurumların, ABD fonlarına bağımlılığı azaltarak Ufuk Avrupa (Horizon Europe) gibi daha şeffaf, çok uluslu Avrupa fonlarına veya Asya bölgesindeki yeni bilimsel güç merkezlerine entegrasyonu hızlandırması gerekiyor. Ulusal mevzuatımızda Ar-Ge teşviklerinin bu tür küresel dalgalanmalara karşı araştırmacılarımızı koruyacak esneklikte güncellenmesi şart. ABD'nin kapılarını kapattığı Avrupalı ve Asyalı parlak zihinler için Türkiye'nin altyapısını güçlendirerek bölgesel bir 'güvenli araştırma limanı' olarak konumlandırılması, bu kriz ortamında ülkemize uzun vadeli stratejik bir avantaj sağlayacaktır.

NIH literatüründe 'yabancı bileşen', genellikle ABD dışında yürütülen önemli bilimsel faaliyetleri tanımlar. Ancak son kılavuzlarla birlikte, araştırmanın tamamı ABD'de yapılmış olsa bile yabancı bir araştırmacıyla ortak makale yazmak bu kapsama alınmış ve ciddi bir bürokratik engele, hatta fon kesintisi tehdidine dönüştürülmüştür.

Katı kurallar ve uyumluluk riskleri nedeniyle Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ABD arasındaki birçok köklü proje askıya alınmış veya iptal edilmiştir. Gelişmekte olan ülkeler ve diğer küresel aktörler, ABD fonlarına olan bağımlılıklarını azaltarak Avrupa (ör. Ufuk Avrupa) ve Asya'daki alternatif kaynaklara yönelmektedir.

Türkiye'deki TÜBİTAK veya TUSEB destekli araştırma kurumlarının ABD ile yürüttüğü ikili işbirliklerinde ve NIH sub-award süreçlerinde daha fazla bürokratik sorun yaşanması öngörülmektedir. Ancak bu durum, Türkiye'nin Ufuk Avrupa gibi daha şeffaf fonlara entegrasyonunu hızlandırması ve yabancı araştırmacılar için 'güvenli bir araştırma limanı' olarak konumlanması açısından stratejik bir fırsat yaratmaktadır.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.