
Haziran 2021’de, Avustralyalı adli biyolog Kirsty Wright tatildeyken çalan telefonu açtığında, bunun Queensland eyaletinin adli tıp tarihini kökünden değiştirecek bir sürecin başlangıcı olduğunu bilmiyordu. Hattın diğer ucundaki gazeteci, faili meçhul genç bir kadının cinayet dosyasını araştırıyor ve DNA kanıtlarını incelemesi için bir uzmana ihtiyaç duyuyordu. Basit bir bilirkişi incelemesi gibi başlayan bu süreç, Wright’ın sonraki dört yılını alacak ve ülkenin ceza adalet sistemini sarsan devasa bir laboratuvar skandalını gün yüzüne çıkaracaktı.
Griffith Üniversitesi Adli Biyoloji bölümünden mezun olduktan sonra, Queensland eyalet laboratuvarında hayalindeki işe başlayan Wright, kariyerinin başlarında bilimsel merakı ve etik değerleriyle dikkat çekmişti. Özellikle 2004 Boxing Day tsunamisinden sonra kurbanların kimliklendirilmesi çalışmalarında DNA profilleme tekniklerini başarıyla kullanarak uluslararası alanda saygınlık kazanmıştı. Ancak Wright, yıllar önce çalıştığı ve ‘yönetimsel yozlaşma’ nedeniyle ayrıldığı laboratuvara, bu kez bir denetçi gözüyle dışarıdan bakmak zorundaydı.
Gazetecinin ilettiği dosya, Shandee Blackburn adlı genç bir kadının vahşice öldürülmesiyle ilgiliydi. Dosyadaki DNA raporları tutarsızdı. Olay yerindeki taze kan gölünden ‘yetersiz DNA’ sonucu alınması ve şüphelinin aracından hiçbir biyolojik iz elde edilememesi, deneyimli bir biyolog için ‘kırmızı alarm’ niteliğindeydi.
Wright, hafta sonu keyfi yapacağı yerde dizüstü bilgisayarını açarak verileri derinlemesine incelediğinde dehşete düştü. Sorun sadece Blackburn davasıyla sınırlı değildi; laboratuvarın test süreçlerinde temelden yanlış bir şeyler vardı.
Skandalın teknik merkezinde, laboratuvar yönetiminin belirlediği keyfi ‘eşik değer’ (threshold) sorunu yatıyordu. Normal şartlarda:
Ancak Queensland laboratuvarı, diğer adli tıp laboratuvarlarının kullandığı standartların iki katı yüksekliğinde bir eşik değer belirlemişti. Bu değerin altındaki örnekler, içerisinde DNA barındırsa bile otomatik olarak ‘Test Edilemez’ veya ‘DNA Yok’ olarak etiketlenip süreç sonlandırılıyordu.
“Kimse, bilim insanlarıyla dolu koca bir laboratuvarın bu şekilde işleyebileceğine ihtimal vermezdi. Bu kesinlikle düşünülemezdi. Ancak yönetim, iş yükünü azaltmak ve polise daha hızlı -fakat yanlış- sonuç dönmek için bu manipülasyonu kasıtlı olarak yapmıştı.” – Kirsty Wright
Wright’ın tespitlerine göre, bu yüksek eşik değeri uygulaması nedeniyle binlerce tecavüz ve cinayet dosyasında polise yanlış bilgi verilmişti. Jüriye, sanığın DNA’sının bulunamadığı söylenmiş, oysa numuneler tam anlamıyla test bile edilmemişti. Bu durum, suçluların serbest kalmasına ve potansiyel olarak yeniden suç işlemelerine zemin hazırlamıştı.
Wright ve gazeteci Hedley Thomas, bulgularını devlet yetkililerine sunduklarında başlangıçta görmezden gelindiler. Bürokrasi, devlet laboratuvarının hata yapabileceğini kabul etmek istemedi. Ancak ikili pes etmeyerek konuyu bir podcast serisi ve basın toplantılarıyla kamuoyuna taşıdı. Artan kamuoyu baskısı sonucunda Haziran 2022’de resmi bir soruşturma komisyonu kuruldu.
Resmi soruşturma, Wright’ın iddialarını doğruladı ve şu çarpıcı sonuçlara ulaştı:
Bugün Kirsty Wright, ifşa ettiği sistemin yeniden inşasında aktif rol oynuyor. Laboratuvarın tüm süreçleri, uluslararası standartlara uygun olarak revize ediliyor ve geçmişe dönük binlerce dosya yeniden analiz ediliyor. Wright’ın şu sözleri ise tüm laboratuvar profesyonelleri için bir manifesto niteliğinde: “Bilimin gücünü elinizde tutabiliyorsanız, onunla her şeyi yapabilirsiniz; yeter ki dürüstlükten ayrılmayın.”
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work