Bilim Dünyasında Etik Depremi: Araştırmacıların Yüzde 91’i Gri Alan İhlallerini Doğruladı

25 Mart 2026
4 dk dk okuma süresi
Bilim Dünyasında Etik Depremi: Araştırmacıların Yüzde 91’i Gri Alan İhlallerini Doğruladı

Bilimsel ilerleme, temelde sarsılmaz bir güvenin üzerine inşa edilir. Ancak laboratuvarlardan çıkan verilerin makalelere dönüştüğü o uzun ve meşakkatli yolculukta, araştırmacıların her gün karşı karşıya kaldığı etik ikilemler bu güveni derinden sarsıyor. Bugüne kadar bilim dünyasını sarsan büyük skandallar genellikle sahte veriler, manipüle edilmiş mikroskobik görüntüler veya açık intihal vakaları üzerinden şekillendi. Ancak asıl tehlike, gün yüzüne çıkan bu devasa dolandırıcılık vakalarından ziyade, iyi bilim ile mutlak sahtekârlık arasındaki o puslu ‘gri alan’da gizleniyor.

Mutlak Sahtekârlık ile İyi Bilim Arasındaki İnce Çizgi

Araştırmacıların günlük rutinlerinde verdikleri küçük kararlar, nihayetinde neyin bilimsel gerçek olarak kabul edileceğini doğrudan belirliyor. Uydurma (fabrication), tahrifat (falsification) ve intihal (plagiarism) gibi ağır ihlaller akademinin kırmızı çizgisi olsa da, araştırmacıların büyük bir kısmı Şüpheli Araştırma Pratikleri (Questionable Research Practices – QRPs) olarak adlandırılan daha hafif ama daha yaygın ihlallere başvuruyor. Çalışmaya hiçbir entelektüel katkısı olmayan bir meslektaşını yazar olarak eklemek, çıkar çatışmalarını gizlemek veya sadece kişisel dostluk bağları nedeniyle gereksiz atıflar yapmak bu pratiklerin en bilinenleri arasında yer alıyor.

Lizbon Iscte-Üniversite Enstitüsü’nde araştırma etiği üzerine çalışan Marta Entradas, konunun vahametini şu sözlerle özetliyor:

“Bu, bilimsel topluluğu pek çok açıdan endişelendiren son derece kritik bir mesele. Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan çalışmalar bu pratiklerin ne kadar yaygın olduğuna ışık tutmuş olsa da, özellikle kendi bölgemizdeki durumu ve araştırmacıların hangi koşullar altında bu ihlallere sürüklendiğini tam olarak bilmiyorduk.”

Kapsamlı Araştırma: 1.500 Bilim İnsanı Mercek Altında

Elde edilen kaynakların, ülkenin ekonomik koşullarının ve akademik sistemin şüpheli pratiklerin yaygınlığını doğrudan etkilediği biliniyor. Bu bilinmezliği ortadan kaldırmak amacıyla Entradas ve araştırma ekibi, Portekiz üniversitelerinde görev yapan 1.500’den fazla araştırmacıyla derinlemesine bir anket çalışması gerçekleştirdi. Bulguları dünyanın en saygın açık erişimli bilimsel dergilerinden PLoS One‘da yayınlanan bu araştırma, akademik dünyanın kan donduran bir gerçeğini rakamlarla belgeledi: Ankete katılan araştırmacıların tam yüzde 91’i, bilimsel dürüstlüğün gri alanına düşen en az bir şüpheli pratiği gerçekleştirdiğini kabul etti.

Hollanda’da benzer bir çalışmaya öncülük eden Maastricht Üniversitesi’nden epidemiyolog Gowri Gopalakrishna, araştırmanın kalitesine dikkat çekerek, katılımcı profilinin son derece dengeli ve kapsamlı olduğunu vurguladı. Ancak asıl çarpıcı olan, akademisyenlerin ihlalleri itiraf etme oranlarındaki yükseklikti.

Rakamların Söylediği: En Sık Karşılaşılan Şüpheli Pratikler Neler?

Entradas ve ekibi, ilk olarak araştırmacılara genel literatür taramasını eksik yapmak, sonuçları gördükten sonra hipotez kurgulamak (HARKing) ve başka bir araştırmacının fikrini atıf yapmadan kullanmak gibi ihlallerin ne kadar ciddi olduğunu sordu. Çıkan sonuçlar ile pratik uygulamalar arasındaki tezat ise akademik dünyanın kendi içindeki çelişkilerini gözler önüne seriyor.

  • Haksız Yazarlık (Falsely Attributing Authorship): Araştırmacıların yaklaşık yüzde 73’ü, çalışmaya anlamlı bir katkıda bulunmayan kişileri yazar listesine eklediğini itiraf etti. Bu durum, akademi içindeki “sen beni yaz, ben seni yazayım” şeklindeki karşılıklı fayda ağlarının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
  • Eksik Literatür Taraması: Katılımcıların üçte biri bu durumu “çok ciddi bir ihlal” olarak nitelendirmesine rağmen, yüzde 65’lik bir kesim literatürü kasıtlı olarak eksik taradığını veya seçici atıf yaptığını kabul etti.
  • Sonuç Odaklı Hipotez Kurgulama: İnsanların yüzde 23’ü sonuçları gördükten sonra hipotez geliştirmeyi çok ciddi bir sorun olarak görse de, araştırmacıların yüzde 46’sı bu yönteme başvurduklarını belirtti.
  • Fikir Hırsızlığı: Ankete katılanların yüzde 91’i bir başka araştırmacının fikrini atıfsız kullanmayı çok ciddi bir suç olarak tanımladı. Eyleme geçme oranı ise bu kategoride oldukça düşüktü; sadece yüzde 4’lük bir kesim bu eylemi gerçekleştirdiğini ifade etti.

Geçmişte yapılan meta-analizler, QRP’lerin (Şüpheli Araştırma Pratikleri) akademideki yaygınlığının yüzde 13 ile 34 arasında olduğunu öngörüyordu. Portekiz verilerindeki bu astronomik artış, Gopalakrishna’ya göre kısmen araştırmacıların eskiye nazaran çok daha dürüst yanıtlar vermesinden, kısmen de yayın baskısının ulaştığı tehlikeli boyutlardan kaynaklanıyor.

Sistemik Baskılar: ‘Yayınla ya da Yok Ol’ Kültürü

Araştırma verileri üzerinde yapılan regresyon analizleri, gri alan ihlallerine kimlerin daha çok eğilimli olduğuna dair önemli ipuçları verdi. Beklenildiği üzere, bu pratiklerin ciddiyetini küçümseyenler ve çok daha fazla sayıda makale üreten araştırmacılar arasında ihlal oranları tavan yapıyor.

Özellikle genç araştırmacıların ve kariyerinin başındaki akademisyenlerin bu karanlık metodlara çok daha yatkın olduğu gözlemlendi. Entradas, bu durumu geçici sözleşmelerle çalışan akademisyenlerin omuzlarındaki ağır yükle açıklıyor. Sürekli olarak hızlı ve fazla sayıda yayın yapma baskısı (Publish or Perish), genç yetenekleri iyi ve titiz bilim yapmak yerine sistemi manipüle etmeye itiyor.

Eksik Kalan Bir Değişken: Yapay Zeka

Araştırmanın sonuçları oldukça sarsıcı olsa da, Gopalakrishna çalışmanın günümüzün en büyük teknolojik devrimini ıskaladığını belirtiyor:

“Çalışmada araştırmacıların yapay zekayı (Artificial Intelligence – AI) nasıl kullandıklarına dair hiçbir soru sorulmamış olması beni gerçekten şaşırttı. Zira şu anda dünya üzerindeki her bir araştırmacının zihninin bir köşesinde makale yazımından veri analizine kadar AI araçlarının etiği meselesi var.”

Bu araştırma, akademik bir uyarı fişeği niteliği taşıyor. Kurumların sadece ağır sahtekarlık vakaları için değil, laboratuvar kültürünü içten içe kemiren ‘gri alan’ kararları için de çok daha net davranış kodları ve araştırma dürüstlüğü politikaları (research integrity policies) geliştirmesi şart. Aksi takdirde, bugün üzerine titrediğimiz bilimsel veri tabanları, yarın devasa bir yanılgılar kütüphanesine dönüşebilir.

Editör Yorumu!

Bu haberin Türkiye laboratuvar ve bilim ekosistemi açısından çok net ve can sıkıcı bir okuması var. Türkiye'de Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) doçentlik kriterleri ve TÜBİTAK/TÜSEB gibi fon sağlayıcıların proje değerlendirme süreçleri, ağırlıklı olarak 'sayısal' yayın çıktılarına odaklanmış durumda. Akademisyenlerimiz üzerindeki 'puan toplama' ve kadroya atanma baskısı, haberde bahsedilen haksız yazarlık (ikram yazarlık/guest authorship) oranlarının ülkemizde de Portekiz'den aşağı kalmadığını, hatta muhtemelen çok daha yüksek olduğunu fısıldıyor. Aynı laboratuvarı paylaşan araştırmacıların birbirlerini hiç okumadıkları makalelere yazar olarak eklemesi sektörümüzde ne yazık ki sıradanlaştırılmış bir 'yardımlaşma' olarak görülüyor. Sağlık Bakanlığı onaylı klinik araştırmalardan, üniversitelerin Ar-Ge laboratuvarlarına kadar uzanan yelpazede, etik kurulların sadece başlangıç onayı vermekle kalmayıp, süreç içi veri denetimi yapabilecek mekanizmalara kavuşması elzem. Üstelik haberde de vurgulanan 'yapay zeka' kullanımı, Türkiye'deki tez ve makale yazım süreçlerinde tamamen denetimsiz bir gri alan yaratmış durumda. Yerel mevzuatların, sadece intihal (plagiarism) yazılımlarıyla değil, şüpheli pratikleri engelleyecek köklü bir zihniyet dönüşümüyle güncellenmesi gerekiyor.

QRP, mutlak sahtekârlık (uydurma, tahrifat) sayılmayan ancak bilimsel dürüstlüğü zedeleyen 'gri alan' eylemleridir. Çalışmaya fikri katkısı olmayanları yazar olarak eklemek (haksız yazarlık), literatürü kasıtlı olarak eksik taramak, sonuçları gördükten sonra hipotez kurgulamak (HARKing) ve başkasının fikrini atıfsız kullanmak bu pratiklere örnektir.

Üniversitelerin ve fon sağlayıcı kurumların, kalite yerine sayısal yayın çıktısına (nicelik) odaklanması, akademisyenler üzerinde sürekli makale üretme baskısı yaratmaktadır. Bu durum, özellikle geçici sözleşmeli veya kariyerinin başındaki genç araştırmacıları, titiz bilim üretmek yerine sistemi manipüle eden şüpheli pratiklere yöneltmektedir.

Etik kurulların sadece araştırma öncesi onay vermekle kalmayıp süreç içerisinde veri denetimi yapabilmesi, kurumlarda çok daha net davranış kodları ve dürüstlük politikalarının oluşturulması gerekmektedir. Ayrıca, laboratuvar kültüründe yapay zeka kullanım sınırlarının belirlenmesi ve sayısal puanlamadan ziyade niteliği ödüllendiren köklü bir zihniyet dönüşümü şarttır.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.