
Kanser teşhisi konulan hastaların yaklaşık yüzde 80’i, tıbbi literatürde ‘kaşeksi’ (cachexia) olarak adlandırılan ve halk arasında ‘erime sendromu’ olarak bilinen ciddi bir durumla mücadele etmektedir. Vücut ağırlığının korunmasını veya geri kazanılmasını imkansız kılan bu durum, uzun yıllar boyunca sadece hastaların iştah kaybı ve yetersiz beslenmesiyle ilişkilendirilmiştir. Ancak bilim dünyası, bu açıklamanın buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu, altta yatan nedenin çoklu organları kapsayan derin metabolik değişimler olduğunu artık kabul etmektedir.
Son dönemde yapılan çığır açıcı bir çalışma, bu metabolik kaosun aslında korkutucu derecede organize bir süreç olduğunu gözler önüne serdi. Nature Metabolism dergisinde yayımlanan araştırma, kanserli organizmalarda organların metabolik süreçlerini nasıl senkronize ettiğini ve bu sürecin moleküler temellerini detaylandırıyor.
Helmholtz Münih Kanser Metabolizması Araştırma Grubu ve uluslararası iş ortakları tarafından yürütülen çalışmada, kaşeksinin vücut genelindeki etkisini anlamak için tümörlü fare modelleri üzerinde kapsamlı bir ‘transkriptomik’ ve ‘metabolomik’ analiz gerçekleştirildi. Geçmiş çalışmaların aksine, araştırmacılar sadece kas dokusuna (kaşeksiden en çok etkilenen organ) veya kan serumuna odaklanmakla kalmadı. Bunun yerine, hastalığın sistemik doğasını çözmek adına sekiz farklı doku eş zamanlı olarak inceleme altına alındı:
Helmholtz Münih’ten çalışmanın ortak yazarı Maria Rohm, yaklaşımlarını şu sözlerle özetliyor:
“Şimdiye kadar farklı organların metabolik tepkilerinin, kansere bağlı kilo kaybını tetiklemek için birbirleriyle nasıl etkileşime girdiği tamamen belirsizdi. Birden fazla organı birlikte analiz ederek, kilo kaybının sistemik doğasını daha iyi anlamayı hedefledik.”
Araştırmacılar, kaşeksi indükleyen kolon kanseri hücrelerini farelere enjekte ettikten sonra, kütle spektrometrisi (mass spectrometry) kullanarak seçilen organlardan metabolitleri izole etti. Elde edilen veriler, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. İstatistiksel analizler, kaşektik dokuların metabolik açıdan birbirlerine, sağlıklı dokulara kıyasla çok daha fazla benzediğini gösterdi. Bu durum, araştırmacıların “vücudun kaşeksiye karşı koordineli bir metabolik tepki verdiği” hipotezini doğruladı.
Yapılan yolak analizleri (pathway analysis), bu senkronizasyonun merkezinde tek karbon metabolizmasının (one-carbon metabolism) yukarı regülasyonunun yattığını keşfetti. Protein ve nükleotid biyosentezi gibi hayati biyokimyasal süreçleri yöneten bu yolak, kaşektik hayvanların birden fazla dokusunda eş zamanlı olarak aktive oluyordu. Bu bulgu, sadece fare modellerinde değil, insan kolon kanseri hücrelerini içeren modellerde de doğrulanarak klinik geçerliliğini güçlendirdi.
Maria Rohm, elde edilen sonuçların şaşırtıcı doğasına dikkat çekerek; “Tüm organların kaşeksiye metabolik olarak aynı şekilde tepki vermesi sürpriz oldu. Organlar bireysel metabolik imzalarını kaybediyor ve bunun yerine bu koordineli metabolik süreçle hizalanıyorlar,” ifadelerini kullandı. Bu durum, kanserin sadece lokal bir tümör değil, tüm vücut fizyolojisini ele geçiren sistemik bir manipülatör olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Bu keşif, kanser kaşeksisinin tedavisi için tamamen yeni kapılar aralıyor. Bugüne kadar kas kaybını önlemeye yönelik semptomatik tedaviler ön plandayken, artık tek karbon metabolizmasının bileşenleri potansiyel biyobelirteçler ve terapötik hedefler olarak değerlendirilebilir. Araştırma ekibi, gelecekteki çalışmalarında kanser kaşeksisinin neden spesifik olarak bu metabolik yolağı hedeflediğini ve bu yeniden programlamanın moleküler sonuçlarını daha derinlemesine incelemeyi planlıyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work