
Avustralya Melanom Enstitüsü’nde (MIA) görev yapan saygın kanser araştırmacısı ve melanom patoloğu Prof. Dr. Richard Scolyer, agresif bir beyin kanseri türü olan glioblastoma ile yürüttüğü uzun ve cesur mücadelenin ardından 59 yaşında hayatını kaybetti.
1966 yılında Tazmanya’nın Launceston kentinde dünyaya gelen Scolyer, tıp eğitimini Tazmanya Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra patoloji kariyerine Canberra’da adım attı. Uzmanlık eğitimini Sidney’deki Royal Prince Alfred Hastanesi’nde tamamlayan başarılı bilim insanı, kariyerinin ilerleyen yıllarında bugün dünyanın en büyük melanom biyobankası olarak kabul edilen ve 1998’de kurulan devasa veri tabanına yaptığı kritik bilimsel katkılarla uluslararası alanda büyük bir saygınlık kazandı.
MIA’nın eş medikal direktörlüğünü onkolog Georgina Long ile birlikte yürüten Scolyer, melanom tedavisinde immünoterapi kullanımına öncülük eden ve klinik pratikleri temelden sarsan ekibin bel kemiğini oluşturuyordu. Bu devrimsel çalışmalardan önce, ileri evre melanom teşhisi adeta bir ölüm fermanı niteliği taşıyor ve hastalara yalnızca altı ila dokuz ay gibi karamsar bir yaşam beklentisi sunuluyordu.
Scolyer ve Long’un vizyoner yaklaşımı, cerrahi müdahaleden önce bağışıklık hücrelerini tümörü tanımaları ve ona hücum etmeleri için yeniden programlamak amacıyla bir immünoterapi ilaç kombinasyonunun (neoadjuvan tedavi protokolü) uygulanmasını içeriyordu. Tümör hücreleri henüz vücuttayken bağışıklık sisteminin uyarılması prensibine dayanan bu çalışma, dünya çapında ileri evre melanom hastalarının tedavi sonuçlarını ve sağkalım oranlarını dramatik bir biçimde iyileştirdi.
Haziran 2023’te Scolyer’e, kan-beyin bariyerini aşması ve son derece ölümcül olmasıyla bilinen dördüncü evre glioblastoma teşhisi konulduğunda, onkoloji dünyası derin bir şok yaşadı. Ancak Scolyer ve meslektaşı Long, bu teşhisi pasif bir şekilde kabullenmek yerine odaklarını hızla değiştirdiler. Melanom araştırmalarındaki öncü atılımlarını temel alarak, Scolyer’in tümörüne özel, dünyada türünün ilk örneği olan bir tedavi geliştirmek için laboratuvara kapandılar.
Scolyer, olağanüstü bir bilimsel cesaret örneği göstererek bu deneysel tedavinin ‘ilk deneği’ olmayı bizzat talep etti. Bu son derece riskli bir kumardı; çünkü neoadjuvan immünoterapi yaklaşımı ameliyat sürecini geciktirecek ve tedavinin başarısız olması halinde hayatta kalma prognozunu çok daha fazla kısaltabilecekti.
Kararlı bir şekilde çalışmalara başlayan Long ve ekibi, aynı yıl içinde Scolyer’e cerrahi rezeksiyon öncesinde ve sonrasında yoğun bir immünoterapi ilaç kombinasyonu uyguladı. Ardından gelen adım ise modern patolojinin ve moleküler genetiğin zirvesiydi: Laboratuvar ekibi, Scolyer’in kanserine ait benzersiz genetik belirteçleri (DNA ve RNA sekanslama yöntemleriyle) haritalandırarak ona özel kişiselleştirilmiş bir mRNA/peptit aşısı formüle etti.
Uygulanan bu yenilikçi ve deneysel tedavi başlangıçta son derece umut verici sonuçlar verdi. Ameliyattan sekiz ay sonra, Şubat 2024’te yapılan radyolojik taramalarda kanserin henüz nüksetmediği görüldü. Ne var ki, agresif glioblastomanın inatçı ve mutasyona yatkın doğası gereği, Mart 2025’in başlarında Scolyer tümörün geri döndüğünü duyurdu. Hastalığı boyunca kendi moleküler verilerinin, biyobelirteçlerinin ve klinik tepkilerinin kayıt altına alınmasına izin veren Scolyer, benzer teşhislerle yüzleşen diğer hastalara destek olmak ve tıbbi araştırmaları ileriye taşımak umuduyla bu zorlu yolculuğu kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaştı.
Kendisi gibi patolog olan eşi ve üç çocuğunu geride bırakan bilim insanı, vefatından sonra yayımlanması niyetiyle kaleme aldığı açık mektubunda, bilime ve insanlığa olan inancını şu güçlü sözlerle ifade etti:
“Ürettiğim bilimsel verilerin ve yarattığım farkındalığın, başkalarının üzerine inşa edip gelecekteki kanser hastaları için nihai olarak bir fark yaratabileceği sağlam bir temel oluşturmasını en içten dileklerimle umuyorum. Eğer mirasım bu kelimelerin ötesinde devam edecekse, elini taşın altına koyan, şansını sonuna kadar deneyen ve bunu yaparken başkalarına hayallerinin peşinden tevazu, sevgi ve şefkatle gitmeleri için ilham veren gururlu, sıradan bir Avustralyalı olarak hatırlanmaktan büyük bir onur duyarım.”
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work