Kendi Tümörüyle Savaşan Onkoloji Öncüsü Richard Scolyer Hayata Veda Etti

8 Haziran 2026
4 dk dk okuma süresi
Kendi Tümörüyle Savaşan Onkoloji Öncüsü Richard Scolyer Hayata Veda Etti

Klinik Patolojiden Küresel Bir Devrime: Scolyer’in Mirası

Avustralya Melanom Enstitüsü’nde (MIA) görev yapan saygın kanser araştırmacısı ve melanom patoloğu Prof. Dr. Richard Scolyer, agresif bir beyin kanseri türü olan glioblastoma ile yürüttüğü uzun ve cesur mücadelenin ardından 59 yaşında hayatını kaybetti.

1966 yılında Tazmanya’nın Launceston kentinde dünyaya gelen Scolyer, tıp eğitimini Tazmanya Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra patoloji kariyerine Canberra’da adım attı. Uzmanlık eğitimini Sidney’deki Royal Prince Alfred Hastanesi’nde tamamlayan başarılı bilim insanı, kariyerinin ilerleyen yıllarında bugün dünyanın en büyük melanom biyobankası olarak kabul edilen ve 1998’de kurulan devasa veri tabanına yaptığı kritik bilimsel katkılarla uluslararası alanda büyük bir saygınlık kazandı.

Bir ‘Ölüm Fermanını’ Hayat Işığına Çevirmek

MIA’nın eş medikal direktörlüğünü onkolog Georgina Long ile birlikte yürüten Scolyer, melanom tedavisinde immünoterapi kullanımına öncülük eden ve klinik pratikleri temelden sarsan ekibin bel kemiğini oluşturuyordu. Bu devrimsel çalışmalardan önce, ileri evre melanom teşhisi adeta bir ölüm fermanı niteliği taşıyor ve hastalara yalnızca altı ila dokuz ay gibi karamsar bir yaşam beklentisi sunuluyordu.

Scolyer ve Long’un vizyoner yaklaşımı, cerrahi müdahaleden önce bağışıklık hücrelerini tümörü tanımaları ve ona hücum etmeleri için yeniden programlamak amacıyla bir immünoterapi ilaç kombinasyonunun (neoadjuvan tedavi protokolü) uygulanmasını içeriyordu. Tümör hücreleri henüz vücuttayken bağışıklık sisteminin uyarılması prensibine dayanan bu çalışma, dünya çapında ileri evre melanom hastalarının tedavi sonuçlarını ve sağkalım oranlarını dramatik bir biçimde iyileştirdi.

Bilim İnsanı Kendi Bedenini Laboratuvara Çevirdiğinde

Haziran 2023’te Scolyer’e, kan-beyin bariyerini aşması ve son derece ölümcül olmasıyla bilinen dördüncü evre glioblastoma teşhisi konulduğunda, onkoloji dünyası derin bir şok yaşadı. Ancak Scolyer ve meslektaşı Long, bu teşhisi pasif bir şekilde kabullenmek yerine odaklarını hızla değiştirdiler. Melanom araştırmalarındaki öncü atılımlarını temel alarak, Scolyer’in tümörüne özel, dünyada türünün ilk örneği olan bir tedavi geliştirmek için laboratuvara kapandılar.

Scolyer, olağanüstü bir bilimsel cesaret örneği göstererek bu deneysel tedavinin ‘ilk deneği’ olmayı bizzat talep etti. Bu son derece riskli bir kumardı; çünkü neoadjuvan immünoterapi yaklaşımı ameliyat sürecini geciktirecek ve tedavinin başarısız olması halinde hayatta kalma prognozunu çok daha fazla kısaltabilecekti.

Hücresel Boyutta Bir Savaş: Kişiselleştirilmiş Aşı ve Klinik Süreç

Kararlı bir şekilde çalışmalara başlayan Long ve ekibi, aynı yıl içinde Scolyer’e cerrahi rezeksiyon öncesinde ve sonrasında yoğun bir immünoterapi ilaç kombinasyonu uyguladı. Ardından gelen adım ise modern patolojinin ve moleküler genetiğin zirvesiydi: Laboratuvar ekibi, Scolyer’in kanserine ait benzersiz genetik belirteçleri (DNA ve RNA sekanslama yöntemleriyle) haritalandırarak ona özel kişiselleştirilmiş bir mRNA/peptit aşısı formüle etti.

Uygulanan bu yenilikçi ve deneysel tedavi başlangıçta son derece umut verici sonuçlar verdi. Ameliyattan sekiz ay sonra, Şubat 2024’te yapılan radyolojik taramalarda kanserin henüz nüksetmediği görüldü. Ne var ki, agresif glioblastomanın inatçı ve mutasyona yatkın doğası gereği, Mart 2025’in başlarında Scolyer tümörün geri döndüğünü duyurdu. Hastalığı boyunca kendi moleküler verilerinin, biyobelirteçlerinin ve klinik tepkilerinin kayıt altına alınmasına izin veren Scolyer, benzer teşhislerle yüzleşen diğer hastalara destek olmak ve tıbbi araştırmaları ileriye taşımak umuduyla bu zorlu yolculuğu kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaştı.

‘Denemekten Korkmayan Bir Avustralyalı’

Kendisi gibi patolog olan eşi ve üç çocuğunu geride bırakan bilim insanı, vefatından sonra yayımlanması niyetiyle kaleme aldığı açık mektubunda, bilime ve insanlığa olan inancını şu güçlü sözlerle ifade etti:

“Ürettiğim bilimsel verilerin ve yarattığım farkındalığın, başkalarının üzerine inşa edip gelecekteki kanser hastaları için nihai olarak bir fark yaratabileceği sağlam bir temel oluşturmasını en içten dileklerimle umuyorum. Eğer mirasım bu kelimelerin ötesinde devam edecekse, elini taşın altına koyan, şansını sonuna kadar deneyen ve bunu yaparken başkalarına hayallerinin peşinden tevazu, sevgi ve şefkatle gitmeleri için ilham veren gururlu, sıradan bir Avustralyalı olarak hatırlanmaktan büyük bir onur duyarım.”

Referanslar

  • Menzies AM, et al. Pathological response and survival with neoadjuvant therapy in melanoma: a pooled analysis from the International Neoadjuvant Melanoma Consortium (INMC). Nat Med. 2021;27(2):301-309.
  • Long GV, et al. Neoadjuvant triplet immune checkpoint blockade in newly diagnosed glioblastoma. Nat Med. 2025;31:15576-1566.

Editör Yorumu!

Prof. Dr. Richard Scolyer’in kendi bedeni üzerinde uygulattığı kişiselleştirilmiş tümör aşısı ve neoadjuvan immünoterapi protokolü, Türkiye'deki moleküler patoloji, laboratuvar teknolojileri ve onkoloji sektörü için de son derece kritik stratejik dersler barındırıyor. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı TİTCK bünyesinde 'endikasyon dışı ilaç kullanımı' ve TUSEB'in (Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı) desteklediği yerli genom projeleri her geçen gün gelişiyor olsa da, Scolyer vakası Yeni Nesil Dizileme (NGS) ve biyoenformatik altyapısının klinik süreçlerle eşzamanlı ve hızla nasıl entegre edilmesi gerektiğini kanıtlıyor. Özellikle tümör genetiğine özgü neoantijen aşısı sentezlemek, yüksek donanımlı GMP (İyi Üretim Uygulamaları) laboratuvarlarına ve çok güçlü ulusal biyobankalara ihtiyaç duyar. Türkiye'nin TÜBİTAK MAM veya üniversite araştırma merkezleri nezdinde yürüttüğü kanser biyobankacılığı projelerinin, tıpkı Avustralya Melanom Enstitüsü örneğinde olduğu gibi büyük ölçekli ve multidisipliner veri tabanlarına dönüşmesi, yerli Ar-Ge'nin küresel ölçekte söz sahibi olması için yegane yoldur. Scolyer’in bilimsel mirası, modern patoloji laboratuvarlarının artık sadece mikroskop başında 'teşhis koyan' birimler değil, klinik verilerle doğrudan genetik 'tedavi dizayn eden' yaşam üretim merkezleri olduğunu net bir şekilde teyit etmiştir.

Scolyer ve ekibi, ileri evre melanom tedavisinde tümör cerrahisinden önce bağışıklık sistemini uyararak tümöre saldırması için programlayan 'neoadjuvan immünoterapi' kombinasyonunu geliştirmiş ve hastaların sağkalım oranlarında devrim niteliğinde bir artış sağlamıştır.

Cerrahi müdahale öncesinde ve sonrasında yoğun bir neoadjuvan immünoterapi uygulanmış, ardından laboratuvar ortamında DNA ve RNA sekanslama yöntemleriyle tümörün benzersiz genetik belirteçleri haritalandırılarak hastaya özgü kişiselleştirilmiş bir mRNA/peptit aşısı sentezlenmiştir.

Hastaya özgü genetik yapıların analiz edilip aşıya dönüştürülebilmesi için Yeni Nesil Dizileme (NGS) cihazlarına, güçlü biyoenformatik veri ağlarına, yüksek donanımlı GMP (İyi Üretim Uygulamaları) laboratuvarlarına ve multidisipliner tümör biyobankalarına ihtiyaç vardır.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.