
Kardiyovasküler hastalıklar, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin en büyük yüklerinden birini oluşturuyor. Bu hastalıkların tedavisinde hayati bir rol oynayan PCSK9 (proprotein konvertaz subtilisin/kexin tip 9) inhibitörleri, “kötü kolesterol” seviyelerini dramatik bir şekilde düşürme yetenekleriyle bilinse de, mevcut onaylı tedavilerin tamamının enjekte edilebilir olması hasta uyuncunu ve erişilebilirliğini sınırlıyor. Ancak ilaç devi Merck araştırmacıları, potansiyel olarak dünyanın ilk oral PCSK9 inhibitörü olan enlicitide decanoate (enlicitide) ile bu durumu değiştirmeye hazırlanıyor. Dahası, bu yenilikçi molekülün üretim süreci, ilaç endüstrisinde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.
Bilim dünyasında sıklıkla “Goldilocks ilaçları” olarak adlandırılan makrosiklik peptitler, antikorlar gibi büyük biyolojik ilaçlardan daha küçük, ancak geleneksel küçük moleküllü ilaçlardan daha büyüktür. Bu “tam kararında” boyutları sayesinde, makrosiklik peptitler biyolojik ilaçların giremeyeceği kadar dar hücresel alanlara nüfuz edebilirler. Sahip oldukları yapısal amino asit halkaları, küçük moleküllerin gözden kaçırdığı karmaşık protein-protein etkileşimlerini yüksek bir hassasiyetle hedeflemelerine olanak tanır.
Merck’in ileri evre klinik çalışmalarda başarıyla test ettiği enlicitide, tam da bu eşsiz özelliklere sahip bir makrosiklik peptit. Molekül, kardiyovasküler hastalıklardan muzdarip geniş hasta kitleleri için erişimi çok daha kolay bir oral tedavi alternatifi sunuyor.
Enlicitide’in sunduğu büyük tedavi potansiyeline rağmen, önündeki en büyük engel molekülün üretim zorluğuydu. Michigan Üniversitesi’nden biyokataliz uzmanı kimyager Alison Narayan’ın deyimiyle, bu molekül tam anlamıyla “canavar bir molekül” olarak tanımlanıyor.
Geleneksel peptit sentez yöntemleri, amino asitlerin büyüyen bir zincire tek tek eklenmesini gerektirir. Bu kimyasal sürecin en kritik aşaması ise reaktivite kontrolüdür. İstenmeyen reaksiyonları önlemek için kimyagerler, amino asitlere koruyucu gruplar (protecting groups) eklemek zorundadır. Her bir amino asidin zincire katılabilmesi için koruyucu grubun çıkarılması ve bir sonraki için yenisinin eklenmesi gerekir. Enlicitide’in orijinal sentez prosedüründeki adımların yaklaşık yarısı sadece bu koruyucu grupların yönetimiyle ilgiliydi.
Merck araştırmacıları, bu ağır ve maliyetli süreci aşmak için gözlerini doğanın kendisine, yani biyokataliz yöntemine çevirdi.
Merck’in biyokataliz başkanı David Thaisrivongs liderliğindeki ekip, molekülün devasa yapısını üç ana fragmana ayırarak işe başladı: Batı, Doğu ve Kuzey fragmanları.
Ekip, peptit (amit) bağları kurabilen devasa enzim kütüphanelerini tarayarak reaktiviteyi optimize etti. Kuzey fragmanını tek bir reaksiyon kabında oluşturmak için mikrobiyal kaynaklı dört farklı enzim tasarlandı ve kullanıldı. Ardından, Kuzey ve Doğu fragmanlarını birleştirmek için beş özel mühendislik ürünü enzim daha sürece dahil edildi.
Sürecin son ve belki de en kritik aşamasında, Batı fragmanı kimyasal bir yaklaşımla eklendi ve bir Streptomyces türünden izole edilerek modifiye edilen spesifik bir enzim yardımıyla final halkası kapatılarak enlicitide molekülü başarıyla elde edildi.
Science dergisinde yayımlanan bulgular, biyokatalizin endüstriyel ölçekteki gücünü gözler önüne seriyor. Geliştirilen yeni yöntem, sentez adımlarını %50’den fazla azalttı ve çoklu kilogram ölçeğinde %39 gibi çarpıcı bir verim elde edilmesini sağladı.
“Biyokatalizörler sadece istenen reaksiyona seçici olacak şekilde evrimleştirilebilir. Böylece, aynı reaktör içinde birden fazla biyokatalitik reaksiyonu eşzamanlı gerçekleştirebilirsiniz ve hiçbir katalizör bir diğerine müdahale etmez.”
Bu tek kapta (one-pot) reaksiyon yaklaşımı, ara ürünlerin izolasyonu ve saflaştırılması gibi zaman alan aşamaları ortadan kaldırdı. Daha da önemlisi, organik kimyanın vazgeçilmezi olan toksik ve sert çözücülerin kullanımını en aza indirerek çok daha az tehlikeli kimyasal atık üreten, çevre dostu bir süreç ortaya koydu.
Merck’in bu tarihi başarısı, sadece bilimsel bir dönüm noktası değil, aynı zamanda ilaç endüstrisinin gelecekteki üretim metodolojileri için bir pusula niteliği taşıyor. On yılı aşkın süren enzim mühendisliği çalışmaları, karmaşık moleküllerin devasa maliyetler ve çevresel yükler olmadan, sürdürülebilir ve verimli bir şekilde üretilebileceğini kanıtlamış oldu.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work