
24 Nisan 2018 öğleden sonrası, sadece ABD polis teşkilatı için değil, küresel adli bilimler camiası için de tarihi bir dönüm noktasıydı. On yıllar boyunca adaletten kaçmayı başaran ve ‘Golden State Killer’ olarak bilinen 72 yaşındaki seri katil Joseph DeAngelo nihayet yakalanmıştı. Onu demir parmaklıkların arkasına gönderen şey geleneksel polisiyeden ziyade, laboratuvar tezgahlarında devrim yaratan yeni bir teknolojiydi: Büyük Ölçekli Paralel Dizileme (Massively Parallel Sequencing – MPS) veya daha yaygın adıyla Yeni Nesil Dizileme (Next-Generation Sequencing – NGS).
Bu vakanın ardından adli biyologlar ve dedektifler, Adli Soruşturma Amaçlı Genetik Soybilimi (Forensic Investigative Genetic Genealogy – FIGG) uygulamalarını kullanarak geleneksel yöntemlerle çözümsüz kalmış birçok ‘soğuk vakayı’ (cold case) yeniden raftan indirdi. Avustralya Queensland’deki devlet destekli bir adli laboratuvarın altyapısını modernize eden adli biyolog Kirsty Wright, teknolojinin sunduğu analitik derinliğe şu sözlerle dikkat çekiyor:
“Büyük ölçekli paralel dizileme, oyunun kurallarını tamamen değiştiren bir teknoloji (game changer). Hem hassasiyeti hem de tek bir çalışmada sunabildiği veri miktarı tek kelimeyle muazzam.”
São Paulo Üniversitesi Adli Bilimler ve Genomik Araştırma Laboratuvarı’ndan genetikçi Celso Teixeira Mendes Junior, mevcut metotların tıkandığı noktalarda federal polis teşkilatıyla yakın çalışmalar yürütüyor. Mendes Junior’a göre MPS teknolojisi, epigenetik verilerin veya RNA’nın adli bilimlere entegrasyonu gibi yenilikçi araştırma çözümleri sunmasının yanı sıra, doğrudan adli vaka analizlerinde de kritik bir boşluğu dolduruyor.
Günümüzde bir olay yerinden elde edilen kan, saç, tükürük veya semen gibi biyolojik örneklerden adli DNA profili oluşturmak için kullanılan ‘altın standart’, DNA ekstraksiyonu ve miktar tayinini takiben 21 Kısa Tandem Tekrar (Short Tandem Repeat – STR) bölgesinin PCR ile çoğaltılması ve ardından kılcal elektroforez (capillary electrophoresis) cihazlarında okutulması işlemidir. Ancak MPS tabanlı bir iş akışı, bu sınırları çok daha öteye taşır.
Yeni Nesil Dizileme kullanan adli bilimciler, benzer ekstraksiyon adımlarından sonra hedef yakalama (target capture) metotlarıyla mikrobiyal gibi insan dışı DNA’ları ortamdan uzaklaştırır. Kütüphane hazırlama (library prep) ve barkodlama aşamalarından sonra numune sekanslama platformuna yüklenir. STR profillemesi yalnızca 21 lokusa odaklanırken, MPS ile adli biyologlar Tek Nükleotid Polimorfizmleri (SNP’ler) gibi binlerce genetik markörü, hatta tüm genomu eşzamanlı olarak tarayabilir. Mendes Junior bu durumu şöyle örneklendiriyor:
“Örneğin, tek yumurta ikizi olan iki kişiyi adli bir vakada birbirinden nasıl ayırt edebilirsiniz? Geleneksel yöntemlerle bu imkansıza yakındır. Ancak MPS ile tüm genomu taradığınızda, bu iki kardeş arasında farklılık gösteren 40 veya 50 civarında varyasyon noktası tespit edebilirsiniz.”
MPS, geleneksel STR testlerini rafa kaldırmaktan ziyade, bu testlerden sonuç alınamayan kritik ve karmaşık numuneler için tamamlayıcı ve güçlü bir araç olarak öne çıkıyor. ABD merkezli adli DNA analiz sağlayıcısı Bode Technology’nin Adli Soybilim Hizmetleri Başkan Yardımcısı Teresa Vreeland, STR veritabanında eşleşme bulunamayan ancak içerisinde hala kullanılabilir DNA barındıran örneklerde MPS’ye başvurduklarını belirtiyor. Üstelik teknoloji o kadar hassaslaştı ki, platformlar artık 25 ila 50 pikogram gibi son derece düşük miktarlardaki veya yüksek derecede degrade olmuş (bozulmuş) DNA örnekleriyle bile çalışabiliyor.
Açık kaynaklı genetik soybilim platformlarına (GEDmatch, FamilyTreeDNA vb.) yüklenen yüksek yoğunluklu bu profiller, uzak akrabalar üzerinden suçluların kimliğinin tespit edilmesini sağlıyor. Bu yöntem sayesinde Avustralya New South Wales Polis Teşkilatı (NSWPF), 1991, 1996 ve 2002 yıllarında gerçekleşen üç farklı cinsel saldırı vakasının aynı kişiye ait olduğunu MPS ile kanıtladı ve Şubat 2026’ya yönelik planlanan büyük bir soruşturma operasyonunun temelini attı.
Laboratuvar süreçlerinde MPS teknolojisinin sağladığı temel avantajlar şunlardır:
Bununla birlikte, cihazların hassasiyetinin artması bazı hukuki zorlukları da beraberinde getiriyor. 2019’da yapılan ünlü bir deney, sadece 10 saniyelik bir el sıkışmanın bile bireyler arasında DNA transferine neden olabileceğini kanıtladı. Yani bir cinayet silahında bulunan DNA, o silahı tutan kişiye değil, silahı tutan kişinin gün içinde tokalaştığı bir başkasına ait olabilir (Touch DNA). Bu durum, adli laboratuvar uzmanlarının mahkemedeki rollerini de değiştiriyor. Wright, mahkemelerdeki temel sorunun artık ‘Bu DNA kime ait?’ sorusundan ziyade ‘Bu DNA buraya nasıl geldi, kaynağı kan mı, tükürük mü yoksa sadece temas mı?’ şekline dönüştüğünü ifade ediyor.
Yeni teknolojiler laboratuvar dışına da taşıyor. Oxford Nanopore Technologies’in MinION cihazı gibi taşınabilir sekanslama platformları sayesinde haftalar süren kargo ve analiz işlemleri, olay yerinde sadece birkaç saat içinde çözümlenebiliyor. Bu, özellikle kırsal ve uzak bölgelerdeki adli vakalara müdahale hızını radikal biçimde artırıyor.
Ancak bu devrimin önünde çok büyük bir engel var: Veri Dağı ve Biyoinformatik Darboğaz.
MPS tabanlı sistemler, geleneksel sistemlerin aksine terabaytlarca veri üretir. PCR ve kılcal elektroforez cihazlarında uzmanlaşmış mevcut laboratuvar teknisyenleri ve uzmanları, bu muazzam veriyi işleyecek biyoinformatik altyapısından ve eğitiminden yoksundur. Bode Technology’den Vreeland, en büyük zorluğun sadece laboratuvar cihazını almak olmadığını; işlemciler, devasa veri depolama sunucuları ve bunları yönetecek IT ekibinin kurulması olduğunu vurguluyor. Görünen o ki, sektör MPS’ye doğru yavaş ama geri döndürülemez bir yola girdi; bu geçişi başarıyla tamamlayan laboratuvarlar, geleceğin adli tıp standartlarını belirleyecek.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work