Laboratuvar Çöplüğünden Bilimsel Yayına: ‘Noodlococcus’ Kontaminasyonun Kurallarını Yeniden Yazıyor

1 Haziran 2026
5 dk dk okuma süresi
Laboratuvar Çöplüğünden Bilimsel Yayına: ‘Noodlococcus’ Kontaminasyonun Kurallarını Yeniden Yazıyor

Klinik ve endüstriyel mikrobiyoloji laboratuvarlarında çalışan uzmanlar için kontaminasyon, çoğu zaman zaman kaybı, yüksek maliyetli kaynak israfı ve rutin iş akışının aksaması anlamına gelir. Sterilite protokollerinin ihlali, özenle hazırlanan sıvı besiyerlerinin (nutrient broth) veya agar plaklarının doğrudan biyolojik atık kutusunu boylamasıyla sonuçlanır. Ancak bilim tarihi, hataların ve beklenmedik sapmaların çığır açan inovasyonlara zemin hazırladığı örneklerle doludur. 2019 yılında İngiltere’deki Birmingham Üniversitesi’nde bir grup genç mikrobiyoloğun yaşadığı olay, “istenmeyen” bir mikroorganizmanın laboratuvarın katı sınırlarını aşarak nasıl küresel bir bilimsel fenomene ve nihayetinde prestijli bir akademik yayına dönüşebileceğini gözler önüne seriyor.

Çöpe Gitmekten Son Anda Kurtulan Petri Kabı

Tüm süreç, o dönemde doktora sonrası araştırmacı (postdoc) olarak Enterococcus faecium suşları üzerinde kritik çalışmalar yürüten Rob Moran’ın, laboratuvar tezgahında iki hafta boyunca unuttuğu bir kanlı agar (blood agar) plağı ile başladı. Moran ve laboratuvar arkadaşları Greg McCallum, Ross McInnes ve Stanley Ho plağı detaylıca incelediklerinde, beklenen standart beyaz bakteri kolonilerinin yanında oldukça sıra dışı bir oluşum fark ettiler. Bu yeni misafir, agar yüzeyinde helezonik daireler çizen, parlak sarı renkte ve adeta bir tel yumağını (wire wool) veya karmaşık bir erişte yığınını andıran devasa bir morfolojiye sahipti.

“Hepimiz uzun bir süre plağın etrafında toplandık. Kelimenin tam anlamıyla dev bir erişte yığınına benziyordu.” – Greg McCallum

Kabul görmüş standart laboratuvar prosedürü, böylesine agresif bir biçimde kontamine olmuş plağın derhal otoklavlanarak biyogüvenlik gereği imha edilmesini emreder. Ancak araştırmacıların saf bilimsel merakı, mekanikleşmiş protokollerin önüne geçti. Ekip, ilk etapta makroskobik görünümünden yola çıkarak bu yapıya esprili bir dille ‘Noodlomyces’ (erişte mantarı) adını verdi ve bu gizemli organizmayı derinlemesine incelemeye karar verdi.

‘Noodlomyces’ten ‘Noodlococcus’a: Laboratuvar Tezgahında Detektiflik

Söz konusu inatçı kontaminantın bir mantar mı yoksa çevresel bir bakteri mi olduğunu belirlemek için ekip, bir dizi temel ve ileri düzey mikrobiyolojik teknik uyguladı. Atılan ilk adım, organizmanın hücre duvarı yapısını tasnif etmek amacıyla uygulanan klasik Gram boyama (Gram stain) prosedürüydü. Mikroskobik inceleme sonucunda organizmanın beklendiği gibi ipliksi bir mantar yapısında olmadığı, bilakis yuvarlak formlu bir bakteri (cocci) olduğu ortaya çıktı. Bu kritik bulgu üzerine organizmanın gayriresmi adı ‘Noodlococcus’ olarak güncellendi.

Bu süreci sıradan bir laboratuvar şakasından çıkarıp kalıcı bir bilimsel mirasa dönüştüren temel reaksiyonlar şunlar oldu:

  • Detaylı Morfolojik Analiz: Makroskobik düzeyde eşine çok nadir rastlanan, agarı kaplayan geniş sarı ipliksi büyüme paterni fotoğraflandı.
  • Biyokimyasal Doğrulama: Gram boyama ve mikroskobik incelemelerle hücresel yapı hızla karakterize edildi.
  • Açık Bilim ve Dijital Sosyal Ağların Kullanımı: Keşif süreci, Twitter (şimdiki adıyla X) üzerinden anlık olarak uluslararası mikrobiyoloji ekosistemiyle şeffaf bir şekilde paylaşıldı.
  • İleri Genomik Dizileme: Organizmanın nihai tür tayini yapılarak Kocuria rhizophila varyantı olduğu belirlendi ve tüm genomu analiz edildi.

“Contamination Club” ve Dijital Bilim İletişiminin Yükselişi

Analiz sürecini, dönemin çok aktif ve etkileşimli bir mikrobiyolog topluluğuna sahip olan Twitter’da paylaşan Greg McCallum, beklemediği düzeyde devasa bir geri dönüş aldı. Dünyanın dört bir yanındaki laboratuvar çalışanları ve araştırmacılar, gizli tuttukları, bazen utandıkları kendi sıra dışı ve “görsel olarak muazzam” kontaminasyon vakalarını paylaşmaya başladı. Bu yoğun organik ilgi, Birmingham ekibini Contamination Club (Contam Club) adında özel ve bağımsız bir platform kurmaya itti.

McCallum, bu yenilikçi platformun sektördeki karşılığını şu sözlerle açıklıyor: “Contam Club, mikrobiyologların karşılaştıkları kontaminantları paylaştığı global bir ağa dönüştü. İnsanlar bir yandan bu organizmaların taksonomisini bulmaya çalışıyor, bir yandan da mikrobiyolojinin mikro ölçekteki gizli estetiğini sergiliyor. Laboratuvarda geleneksel olarak son derece ‘negatif’ algılanan ve stres yaratan bir durumu, pozitif, öğretici ve ilham verici bir deneyime çevirmeyi başardık.”

Toplumla Laboratuvarı Buluşturan Beklenmedik Bir Köprü

Ekip, sosyal medyadaki bu rüzgarı sadece akademik konferansların kapalı kapıları ardında tutmadı, aynı zamanda halkla ilişkiler ve bilim okuryazarlığı projelerine entegre etti. Topluma bilimi anlatırken en sık karşılaştıkları paradoks şuydu: “Zaten mikrop üretmeye çalışıyorsunuz, o halde laboratuvarda fazladan mikrop üremesi neden büyük bir problem olsun?” Laboratuvar dışı ortamlarda verdikleri seminerlerde, çapraz kontaminasyonun bir moleküler araştırmayı veya ilaç geliştirme sürecini nasıl manipüle edebileceğini anlatmak, halkın bilimsel metodolojinin hassasiyetini kavraması için benzersiz bir örnek olay (case study) haline geldi.

Dahası, doğanın bu kontrol dışı estetik formları 2022 yılından itibaren ticari ve popüler bir bilim objesine, Contam Calendar isimli basılı bir takvime dönüştürüldü. Takvim sayfalarında çelik yününü andıran dairesel metalik büyümelerden, küçük bir mantıyı (dumpling) taklit eden enteresan kolonilere kadar pek çok görsel yer alıyor.

Rutin Dışı Bir Yan Projeden Hedefli ve Prestijli Bir Yayına

Bilim dünyası açısından bu hikayenin en ilham verici ve meşruiyet kazanan kısmı, 2019’un yaz aylarında çöpe atılmaktan son anda kurtarılan bir plağın, 2025 yılında resmi, hakemli bir bilimsel makaleye dönüşmüş olmasıdır. Ekip, yıllar içinde izole ettikleri ‘Noodlococcus’ üzerinde gerçekleştirdikleri kapsamlı genomik ve metagenomik incelemeler sonucunda, organizmanın laboratuvar ortamlarına güçlü bir adaptasyon geliştirmiş olan bir Kocuria rhizophila suşu olduğunu kesin olarak kanıtladı. Çalışma, mikrobiyoloji dünyasının saygın mecralarından Microbial Genomics dergisinde “The Kocurious case of Noodlococcus: Genomic insights into Kocuria rhizophila from characterization of a laboratory contaminant” başlığıyla bilimsel literatüre kazandırıldı.

Şu anda akademik kariyerine Hong Kong Üniversitesi’nde devam eden Stanley Ho, yıllara yayılan bu projeyi şu anlamlı sözlerle özetliyor:

“Benim perspektifimden bu makale, mikrobiyolojiye ve bilime yazılmış bir aşk mektubu niteliğinde. Bunu yüksek bir etki faktörü (impact factor) yakalamak veya akademik teşvik almak için zorla yapmadık… Sadece laboratuvarda çok havalı bir şey bulduk ve çocukken sahip olduğumuz o saf bilimsel merakın peşinden gittik.”

Sonuç itibarıyla, kontamine olmuş, “ıskarta” bir agar plağı yalnızca uluslararası yeni bir dijital topluluk yaratmakla kalmadı; aynı zamanda katı laboratuvar rutinlerinin ötesine geçen bir merakın, sektöre ne denli yaratıcı ve derinlikli akademik çıktılar sunabileceğini bir kez daha ispatladı.

Editör Yorumu!

Türkiye laboratuvar ekosistemi, özellikle pandemi sonrasında enfeksiyon kontrolü, klinik mikrobiyoloji ve Ar-Ge alanlarında ciddi bir kapasite artışı yaşadı. Sağlık Bakanlığı referans laboratuvarları ve TÜBİTAK destekli araştırma merkezlerinde, kontaminasyon vakaları genellikle doğrudan 'kalite kontrol ihlali' olarak rapora yansır ve katı imha prosedürleri anında işletilir. İthalata dayalı, döviz kuruna endeksli yüksek maliyetli besiyerleri, reaktifler ve kitler göz önüne alındığında, Türkiye'deki kurumlarda bozulan bir plağı saatlerce mikroskop altında incelemek bir 'lüks' ya da 'zaman kaybı' gibi algılanabilir. Ancak bu uluslararası vaka, Türk bilim insanlarına stratejik bir vizyon sunuyor: Sistematik hatalar ve beklenmedik sapmalar, bazen inovasyonun, hatta yeni teşhis yöntemlerinin kapısını aralayabilir. Akademik atama ve yükseltme kriterlerinin yarattığı 'yayın yap ya da yok ol' (publish or perish) baskısının çok yoğun olduğu günümüzde, araştırmacılarımızın standart prosedürlerin esiri olmadan 'merak odaklı' yan projelere marj açabilmesi, ülkemizin bilimsel ekosistemine küresel çapta bir esneklik ve görünürlük katacaktır. Ayrıca 'Contam Club' örneğinde olduğu gibi, laboratuvar duvarlarının ardındaki gerçekleri halkın anlayacağı estetik bir dille sunan yerli sosyal bilim-iletişimi inisiyatiflerinin desteklenmesi, Türkiye'de yeni neslin temel bilimlere yönelmesi için en güçlü araçlardan biri olabilir.

'Noodlococcus', Birmingham Üniversitesi'ndeki bir laboratuvarda kanlı agar plağında unutulan ve erişteye benzer sıra dışı sarı helezonik yapılar oluşturan bir kontaminanttır. İlk başta mantar sanılsa da Gram boyama ve mikroskobik inceleme ile bakteri olduğu anlaşılan bu organizmanın, daha sonra genomik dizileme ile bir Kocuria rhizophila suşu olduğu kesin olarak kanıtlanmıştır.

Kontaminasyon vakaları genellikle kaynak ve zaman kaybı olarak görülüp imha edilse de, beklenmedik mikroorganizma davranışları sunabilir. Bu tür sapmaları incelemek, laboratuvarın biyogüvenlik açıklarını saptamanın yanı sıra, mikroorganizmaların adaptasyon mekanizmalarını anlamamıza ve olası çapraz kontaminasyonların araştırma sonuçlarını (örn. ilaç geliştirme) nasıl manipüle ettiğini kavramamıza olanak tanır.

Contam Club, başlangıçta bir Twitter (X) inisiyatifi olarak doğan ve dünyanın dört bir yanındaki mikrobiyologların sıra dışı kontaminasyon vakalarını paylaştığı dijital bir ağdır. Laboratuvardaki sterilite ihlallerinin yarattığı stresi, organizmaların taksonomisini bulmaya yönelik pozitif, estetik ve halkı bilimsel süreçler hakkında bilgilendiren bir açık bilim hareketine dönüştürmüştür.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.