
Dünya genelinde her yıl yaklaşık bir milyon insanın ölümüne neden olan sivrisinek kaynaklı hastalıklar, küresel halk sağlığının en kritik tehditlerinden biri olmaya devam ediyor. Sıtmadan dang hummasına, Zika virüsünden Batı Nil virüsüne kadar geniş bir yelpazede enfeksiyon taşıyan bu kan emici böceklere karşı elimizdeki en güçlü ve güvenilir farmakolojik silahlardan biri, on yıllardır N, N-dietil-meta-toluamid, yani laboratuvar ve endüstri terminolojisindeki adıyla DEET olarak biliniyor. Kene ve sinek türlerini uzaklaştırmada altın standart olarak kabul edilen bu kimyasalın, zamanla etkinliğini yitirdiğine dair bazı bulgular halihazırda bilim dünyasında tartışılıyordu. Ancak Journal of Experimental Biology dergisinde yayımlanan çığır açıcı yeni bir araştırma, sorunun basit bir ‘kimyasal direnç’ gelişimi olmadığını, aksine böceklerin nörolojik düzeyde bir davranışsal plastisite (esneklik) geliştirdiğini ortaya koydu.
Fransa’daki Tours Üniversitesi’nden biyolog Claudio Lazzari ve ekibi tarafından yürütülen bu inovatif çalışma, temelini fizyolog Ivan Pavlov’un köpekler üzerinde gerçekleştirdiği dünyaca ünlü klasik şartlanma (çağrışımsal öğrenme) deneylerinden alıyor. Pavlov’un bir zil sesiyle yiyecek beklentisini eşleştirmesi gibi, Lazzari’nin ekibi de DEET kokusu ile kan ödülünü eşleştirerek sivrisineklerin koku alma sistemlerini manipüle edip edemeyeceklerini test etti.
Deneyin merkezinde, böceklerin koku ve besin arasındaki nöral bağlarını ölçmek yatıyordu. Araştırmacılar, sivrisineklerin bir kumaş ağ üzerinden hortumlarını (proboscis) uzatarak kan ödülüne ulaşma çabalarını Isırma Girişimi Yanıtı (Biting Attempt Response – BAR) olarak adlandırılan bir metrikle kayda aldılar. Bu sayede böceklerin sadece beslenip beslenmediği değil, beslenme konusundaki biyolojik motivasyon ve saldırganlık düzeyleri de laboratuvar ortamında kantitatif bir veriye dönüştürüldü.
Test odasına yerleştirilen sivrisineklere, başlangıçta havaya karıştırılmış DEET gazı ile birlikte kan sunuldu. Beklendiği üzere, güçlü bir repellent (uzaklaştırıcı) olan DEET, ilk aşamada böceklerin beslenme isteğini baskıladı. Ancak araştırmacılar, sivrisineklerin öğrenme kapasitelerini zorlamak için maruziyet süreleriyle oynamaya karar verdiler. Böceklere 30 saniye boyunca kan sunulurken, bu sürenin sadece son 10 saniyesinde sisteme DEET gazı pompalandı.
Araştırmanın belki de en ürkütücü sonuçları, in vivo insan deneylerine geçildiğinde ortaya çıktı. DEET kokusunu besinle eşleştiren sivrisineklerin, insan tenine sürülen uzaklaştırıcılara nasıl tepki vereceğini test etmek için araştırmacılar böceklere bir seçim sundu: Bir el tamamen DEET ile kaplıydı, diğer el ise hiçbir kimyasal taşımıyordu.
Sonuçlar, biyogüvenlik uzmanlarını endişelendirecek cinstendi. Eğitimsiz sivrisineklerin yüzde 100’ü DEET sürülmüş elden hızla kaçınırken, şartlandırılmış böceklerin yarısından fazlası doğrudan DEET’li ele yönelerek kan emme girişiminde bulundu. Üstelik araştırmacılar, bu çağrışımsal öğrenmenin sadece kan ile sınırlı olmadığını, sivrisineklerin DEET ile şeker ödülü arasında da aynı güçlü bağı kurabildiğini bağımsız bir deneyle ispatladılar.
Araştırmanın başyazarı Claudio Lazzari’nin bulgulara dair uyarısı son derece net: “Eğer bir sivrisinek, saatler önce cildine DEET sürmüş ancak kimyasalın konsantrasyonu artık sineği uzaklaştırmaya yetmeyecek kadar düşmüş birini ısırırsa; böcek bu zayıf DEET kokusunu doğrudan taze kan ile eşleştirir. Sonuç olarak, aynı sivrisinek gelecekte DEET kokan insanları özellikle hedef alabilir.”
Bu araştırma, entomoloji ve toksikoloji alanlarında ezberleri bozarken, biyosidal ürün geliştiricileri için de büyük bir uyarı niteliği taşıyor. Lazzari, DEET’in bitkiler tarafından salgılanan doğal böcek kovucuları taklit ettiğini ve doğru kullanıldığında hala toplumun en iyi savunma hattı olduğunu belirtiyor. Ancak, ürünlerin uygulanma şekli ve dozajı hayati bir önem kazanıyor. Kimyasalın deride zamanla uçarak azalması ve “düşük konsantrasyon” evresine geçmesi, böcekleri uzaklaştırmak yerine onlara bir akşam yemeği çanı gibi gelebilir. Bu durum, laboratuvarların kimyasalın buharlaşma (volatilite) sürelerini uzatacak veya düşük dozlarda dahi şartlanmayı engelleyecek yeni formülasyon teknolojilerine yatırım yapmasını zorunlu kılıyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work