
Genetik biliminin beslenme fizyolojisi ile kesiştiği noktada, nadir hastalıkların yönetimi için yeni bir dönem başlıyor. Emory Üniversitesi İnsan Genetiği Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacı ve Genetik Metabolik Diyetisyen olarak görev yapan Dr. Jessica Strosahl, kalıtsal metabolik hastalıkları (KMH) olan bireylerde protein metabolizmasını mercek altına alıyor. Rani Singh’in mentorluğunda yürütülen çalışmalar, özellikle Fenilketonüri (PKU) hastalarının tedavisinde yıllardır süregelen belirsizlikleri ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Dr. Strosahl’ın bu alandaki tutkusu, Wisconsin-Madison Üniversitesi’ndeki lisans eğitimi sırasında Biyokimyasal Genetik Kliniği’nde beslenme asistanı olarak çalıştığı dönemde filizlendi. Nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin karşılaştığı fiziksel ve duygusal zorluklara tanıklık etmesi, kariyer rotasını klinisyenlikten araştırmacılığa çevirmesine neden oldu. Hem doktora derecesine sahip bir bilim insanı hem de Kayıtlı Diyetisyen Beslenme Uzmanı (RDN) unvanını taşıyan Strosahl, klinik bakım ile metabolik araştırma arasındaki boşluğu doldurmayı misyon edindi.
“Mevcut rolümde, KMH ile yaşayan bireyler için diyet tedavilerini ilerleten translasyonel araştırmalar yürüterek bu vizyonu hayata geçirebildiğim için minnettarım.” – Dr. Jessica Strosahl
Strosahl’ın şu anda üzerinde çalıştığı en kritik proje, yetişkin PKU hastalarındaki protein gereksinimlerini araştıran girişimsel bir klinik çalışma. Bu alan, literatürde büyük bir kanıt boşluğu barındırıyor. Mevcut PKU protein önerileri, genel popülasyon üzerinde yapılan ve artık güncelliğini yitirmiş azot dengesi çalışmalarından (nitrogen balance studies) elde edilen verilere dayanıyor. Bilim insanları, bu eski verilerin hastaların gerçek ihtiyaçlarını olduğundan daha düşük tahmin ettiğini düşünüyor.
Dr. Strosahl ve ekibi, bu sorunu çözmek için son teknoloji bir yöntem kullanıyor:
Emory Klinik Araştırma Merkezi’nde yürütülen çalışma, katılımcıların 8 saatlik yoğun ziyaretlerini içeriyor. Bu süreçte katılımcılar, amino asitler, izotopik izleyiciler ve karbonhidrat-yağ karışımlarından oluşan saatlik yemek shake’leri tüketiyor. Sürecin en ilginç yanlarından biri ise laboratuvarda özel olarak formüle edilip pişirilen kurabiyelerin de diyete dahil edilmesi. Bu titiz protokol, metabolik süreçlerin anlık ve hassas bir şekilde izlenmesine olanak tanıyor.
Dr. Strosahl, nadir hastalık araştırmalarında katılımcı bulmanın (recruitment) en büyük zorluklardan biri olduğunu belirtiyor. Ancak güçlü kurumsal destek ve doğru mentorluk ile bu engellerin aşılabileceğini vurguluyor. İlk klinik araştırmasına başlaması ve baş araştırmacı (PI) olarak ilk hibesini alması, onun bilimsel kariyerinde bağımsızlığını kazanması adına önemli kilometre taşları olarak öne çıkıyor.
Kendisini bir laboratuvar cihazı olarak tanımlaması istendiğinde Dr. Strosahl, “Çift enerjili X-ışını absorpsiyometrisi (DXA) tarayıcısı” olmayı seçeceğini belirtiyor. Bu benzetme, onun araştırma felsefesini de özetliyor:
“DXA, yüzeyin altındakini ortaya çıkararak daha net ve eksiksiz bir resim sunar. Benim araştırmam da benzer bir yaklaşım benimsiyor; genotip, metabolizma ve diyeti entegre ederek KMH’li bireyleri daha iyi destekleyen kişiselleştirilmiş beslenme stratejilerini bilgilendiriyor.”
Emory Üniversitesi’ndeki bu çalışma, sadece PKU hastaları için değil, genetik temelli diğer metabolik bozukluklar için de beslenme protokollerinin yeniden yazılmasına öncülük edebilir. Geleneksel azot dengesi çalışmalarının yerini alan modern izotopik yöntemler, beslenme biliminin hassasiyetini artırarak hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkileyecek sonuçlar vaat ediyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work