PKU Tedavisinde Ezber Bozan Çalışma: Kişiselleştirilmiş Beslenme ve Genetik Entegrasyonu

12 Ocak 2026
3 dk dk okuma süresi
PKU Tedavisinde Ezber Bozan Çalışma: Kişiselleştirilmiş Beslenme ve Genetik Entegrasyonu

Genetik biliminin beslenme fizyolojisi ile kesiştiği noktada, nadir hastalıkların yönetimi için yeni bir dönem başlıyor. Emory Üniversitesi İnsan Genetiği Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacı ve Genetik Metabolik Diyetisyen olarak görev yapan Dr. Jessica Strosahl, kalıtsal metabolik hastalıkları (KMH) olan bireylerde protein metabolizmasını mercek altına alıyor. Rani Singh’in mentorluğunda yürütülen çalışmalar, özellikle Fenilketonüri (PKU) hastalarının tedavisinde yıllardır süregelen belirsizlikleri ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Klinik Gözlemden Translasyonel Araştırmaya Uzanan Yolculuk

Dr. Strosahl’ın bu alandaki tutkusu, Wisconsin-Madison Üniversitesi’ndeki lisans eğitimi sırasında Biyokimyasal Genetik Kliniği’nde beslenme asistanı olarak çalıştığı dönemde filizlendi. Nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin karşılaştığı fiziksel ve duygusal zorluklara tanıklık etmesi, kariyer rotasını klinisyenlikten araştırmacılığa çevirmesine neden oldu. Hem doktora derecesine sahip bir bilim insanı hem de Kayıtlı Diyetisyen Beslenme Uzmanı (RDN) unvanını taşıyan Strosahl, klinik bakım ile metabolik araştırma arasındaki boşluğu doldurmayı misyon edindi.

“Mevcut rolümde, KMH ile yaşayan bireyler için diyet tedavilerini ilerleten translasyonel araştırmalar yürüterek bu vizyonu hayata geçirebildiğim için minnettarım.” – Dr. Jessica Strosahl

PKU Tedavisinde Bilimsel Boşluk: Protein İhtiyacı Gerçekten Ne Kadar?

Strosahl’ın şu anda üzerinde çalıştığı en kritik proje, yetişkin PKU hastalarındaki protein gereksinimlerini araştıran girişimsel bir klinik çalışma. Bu alan, literatürde büyük bir kanıt boşluğu barındırıyor. Mevcut PKU protein önerileri, genel popülasyon üzerinde yapılan ve artık güncelliğini yitirmiş azot dengesi çalışmalarından (nitrogen balance studies) elde edilen verilere dayanıyor. Bilim insanları, bu eski verilerin hastaların gerçek ihtiyaçlarını olduğundan daha düşük tahmin ettiğini düşünüyor.

Dr. Strosahl ve ekibi, bu sorunu çözmek için son teknoloji bir yöntem kullanıyor:

  • İndikatör Amino Asit Oksidasyonu (IAAO) Yöntemi: Minimal invaziv olan bu yöntem, protein gereksinimlerini doğrudan ölçmek için kullanılıyor.
  • Genotip Stratifikasyonu: Katılımcıların genetik yapılarına göre sınıflandırılarak, metabolik farklılıkların protein ihtiyacına etkisi inceleniyor.
  • Tıbbi Protein Reçeteleri: Fenilalaninsiz tıbbi protein takviyelerinin dozajına göre protein ihtiyacının değişip değişmediği analiz ediliyor.

Laboratuvarda Hassas Ölçümler: İzotopik İzleyiciler ve Özel Formülasyonlar

Emory Klinik Araştırma Merkezi’nde yürütülen çalışma, katılımcıların 8 saatlik yoğun ziyaretlerini içeriyor. Bu süreçte katılımcılar, amino asitler, izotopik izleyiciler ve karbonhidrat-yağ karışımlarından oluşan saatlik yemek shake’leri tüketiyor. Sürecin en ilginç yanlarından biri ise laboratuvarda özel olarak formüle edilip pişirilen kurabiyelerin de diyete dahil edilmesi. Bu titiz protokol, metabolik süreçlerin anlık ve hassas bir şekilde izlenmesine olanak tanıyor.

Nadir Hastalık Araştırmalarında Zorluklar ve Fırsatlar

Dr. Strosahl, nadir hastalık araştırmalarında katılımcı bulmanın (recruitment) en büyük zorluklardan biri olduğunu belirtiyor. Ancak güçlü kurumsal destek ve doğru mentorluk ile bu engellerin aşılabileceğini vurguluyor. İlk klinik araştırmasına başlaması ve baş araştırmacı (PI) olarak ilk hibesini alması, onun bilimsel kariyerinde bağımsızlığını kazanması adına önemli kilometre taşları olarak öne çıkıyor.

Bilimsel Bir Metafor: DXA Tarayıcısı Olarak Araştırmacı

Kendisini bir laboratuvar cihazı olarak tanımlaması istendiğinde Dr. Strosahl, “Çift enerjili X-ışını absorpsiyometrisi (DXA) tarayıcısı” olmayı seçeceğini belirtiyor. Bu benzetme, onun araştırma felsefesini de özetliyor:

“DXA, yüzeyin altındakini ortaya çıkararak daha net ve eksiksiz bir resim sunar. Benim araştırmam da benzer bir yaklaşım benimsiyor; genotip, metabolizma ve diyeti entegre ederek KMH’li bireyleri daha iyi destekleyen kişiselleştirilmiş beslenme stratejilerini bilgilendiriyor.”

Emory Üniversitesi’ndeki bu çalışma, sadece PKU hastaları için değil, genetik temelli diğer metabolik bozukluklar için de beslenme protokollerinin yeniden yazılmasına öncülük edebilir. Geleneksel azot dengesi çalışmalarının yerini alan modern izotopik yöntemler, beslenme biliminin hassasiyetini artırarak hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkileyecek sonuçlar vaat ediyor.

Editör Yorumu!

Türkiye, akraba evliliklerinin yaygınlığı nedeniyle dünyada Fenilketonüri (PKU) ve diğer kalıtsal metabolik hastalıkların en sık görüldüğü ülkelerden biridir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre her yıl yüzlerce bebek bu tanıyı almaktadır. Dr. Strosahl'ın yürüttüğü bu çalışma, Türkiye'deki laboratuvarlar ve klinisyenler için kritik bir öneme sahip. Özellikle TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü gibi merkezlerin ve üniversite hastanelerimizin, beslenme genetiği alanındaki bu tip 'İndikatör Amino Asit Oksidasyonu' gibi ileri teknikleri yerel popülasyonumuz üzerinde uygulaması gerekmektedir. Mevcut diyet listelerinin, Türk hastaların genetik profiline ve metabolik ihtiyaçlarına göre, bu yeni yöntemler ışığında revize edilmesi, hastaların nörolojik gelişimi ve yaşam kalitesi açısından oyun değiştirici olabilir. Laboratuvar sektörümüzün, sadece tanı kitlerine değil, tedavi sürecini optimize edecek metabolik izleme teknolojilerine de yatırım yapması şart.

Çünkü mevcut standartlar, genetik metabolik hastalığı olmayan genel popülasyon üzerinde yapılan ve artık güncelliğini yitirmiş 'azot dengesi' çalışmalarına dayanmaktadır. Bu durum, hastaların gerçek protein ihtiyaçlarının olduğundan daha düşük tahmin edilmesine yol açabilmektedir.

IAAO, protein gereksinimlerini doğrudan ve hassas bir şekilde ölçmek için kullanılan minimal invaziv bir yöntemdir. Bu teknikte, hastaların metabolik süreçlerini anlık izlemek için izotopik izleyiciler kullanılır.

Türkiye, akraba evliliklerinin yaygınlığı nedeniyle dünyada PKU ve kalıtsal metabolik hastalıkların en sık görüldüğü ülkelerden biridir. Bu yeni yöntemlerin yerel popülasyona uygulanması, Türk hastaların genetik yapısına uygun daha doğru diyet listelerinin oluşturulmasını sağlayabilir.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.