
Bir roman okumak istediğinizi, ancak alfabedeki harflerin sadece birkaçını tanıyabildiğinizi ve günde yalnızca tek bir kelime okuma hakkınız olduğunu hayal edin. Böyle bir tempoyla tek bir kitabı bitirmek bile bir ömür sürerdi. Stanford Üniversitesi’nden malzeme bilimci ve mühendis Jennifer Dionne’a göre, bilim dünyasının biyolojinin temel yapıtaşları olan proteinlerin dilini okuma ve anlama kapasitesi tam olarak bu metafora benziyor.
Hücrelerin fonksiyonel, son derece karmaşık ve kimyasal açıdan çeşitlilik gösteren işçileri olan proteinler, hücresel sağlığın kilidini açmanın anahtarı konumunda. Bugüne kadar bilim dünyası ve klinik laboratuvarlar, proteomik analizler için kütle spektrometresini (mass spectrometry) altın standart olarak kabul ediyordu. Ancak bu geleneksel yöntemin sahip olduğu aşılmaz sınırlamalar, bilim insanlarını yeni ve radikal teknolojiler geliştirmeye itti.
Proteomik alanında kütle spektrometresi şüphesiz muazzam bir temel sağladı. Ancak Stanford uzmanlarına göre bu teknolojinin “sert bir tavanı” bulunuyor. Yöntemin doğası gereği, biyolojik bir numuneyi analiz ederken iyonizasyon kayıpları yüzünden materyalin yüzde 99’undan fazlası boşa gidiyor. Bir diğer ifadeyle, laboratuvar uzmanları aslında orada olan bitenin sadece mikroskobik bir fraksiyonunu inceleyebiliyor.
Üstelik kütle spektrometresi, tamamen sıfırdan (de novo) bir okuma yapmıyor; daha önceden tanımlanmış kütle-yük oranları (mass-to-charge ratios) kataloglarına bağımlı çalışıyor. Uzmanlar bu durumu şu çarpıcı örnekle açıklıyor:
“Bu süreç, renk dizilimini öğrenmek istediğiniz harika bir boncuklu kolyeyi önce paramparça edip, ardından biyoinformatik yazılımlarıyla o boncukları tahmin yürüterek tekrar bir araya getirmeye çalışmaya benziyor.”
Stanford Üniversitesi laboratuvarlarından doğan ve Steve Jurvetson gibi vizyoner yatırımcıların desteğini alan Pumpkinseed girişimi, malzeme bilimi, radyoloji ve yarı iletken mühendisliğinin kesiştiği noktada yeni bir paradigma sunuyor. Geliştirdikleri deSIPHR (de novo sequencing and identification of proteins with high throughput Raman spectroscopy) adlı platform, molekülleri etiketlemeye veya uzun numune hazırlık süreçlerine gerek duymadan tek molekül çözünürlüğünde (single-molecule resolution) protein dizilimi yapabilen bir nanofotonik çip.
Nanofotonik teknolojisi, molekülleri tespit etmek ve dönüştürmek için ışığı nano seviyede kontrol etme bilimidir. Ekip, bu teknolojiyi moleküllerin ışığı kendine has bir şekilde saçmasına dayanan titreşimsel bir algılama tekniği olan Raman spektroskopisi ile birleştirdi.
Bu sistemde, molekülü bir bütün olarak parçalamak yerine “vibe tag” adı verilen halka şeklinde küçük bir molekül kullanılıyor. Bu molekül, amino asitleri tek tek, harf harf kesiyor. Peptitlerin uçlarına bağlanan bu etiket her harfte farklı bir titreşim yayıyor. Sistemin çalışma prensibi, adeta her bir amino asidin yanına bir mikrofon koyup onların kendine has titreşim seslerini dinlemeye ve kaydetmeye benziyor.
İnsan vücudunda milyonlarca farklı protein bulunuyor ve bu karmaşıklığı ölçekleyebilmek geleneksel biyoloji laboratuvarlarının kapasitesini aşıyor. Pumpkinseed’in devrimsel yaklaşımı ise dünyanın en ölçeklenebilir donanımı olan yarı iletken (semiconductor) teknolojisine dayanıyor.
Günümüzde AlphaFold gibi dünyanın en gelişmiş biyolojik yapay zeka modelleri bile doğrudan fiziksel bir kan veya doku numunesini analiz edemez; bu sistemler dijitalleştirilmiş protein dizilimlerine ihtiyaç duyar. AI tabanlı biyolojik modellerin en büyük darboğazı “veri kıtlığı” ve karmaşık biyolojinin dijital komutlara (prompts) dönüştürülememesidir. deSIPHR çipleri, fiziksel biyoloji ile dijital dünya arasında devasa bir veri madenciliği köprüsü kurarak yapay zekanın biyolojideki kör noktasını ortadan kaldırıyor.
Bu çip teknolojisinin klinik ve stratejik uygulamaları halihazırda devlerin dikkatini çekmiş durumda. İlaç devi Genentech ile ortaklaşa yürütülen bir projede, hücre yüzeyindeki immünopeptitler incelenerek hastanın kendi bağışıklık sistemini metastatik kansere karşı eğitecek kişiselleştirilmiş aşılar geliştiriliyor. Kanserli hücre ile sağlıklı hücre arasındaki tek bir amino asit mutasyonunu kütle spektrometresiyle bulmak samanlıkta iğne aramaktır; ancak bu yeni teknoloji ile harf harf dizilim yapılarak mutasyon anında tespit edilebiliyor.
Öte yandan, Amerikan Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA), platformu biyogüvenlik amacıyla fonluyor. Yapay zeka kullanılarak üretilebilen ve doğal biyolojide bulunmayan yaklaşık 900 “kanonik olmayan amino asidin” (potansiyel sentetik biyolojik tehditler) tespiti, bu sistem sayesinde saniyeler içinde mümkün hale gelecek.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work