
Yıllardır bronz bir tene sahip olmak, sağlıklı ve estetik bir görünümle özdeşleştirilse de, bu ‘güneş öpücüğü’nün arkasında yatan biyolojik gerçekler giderek daha endişe verici bir hal alıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), solaryum cihazlarını asbest veya sigara dumanı ile aynı kategoride, yani Grup 1 Karsinojen olarak sınıflandırmasına rağmen, dünya genelinde milyonlarca insan –özellikle genç kadınlar– bu cihazları kullanmaya devam ediyor.
Bugüne kadar yapılan epidemiyolojik çalışmalar, solaryum kullanımı ile melanom (malign melanoma) insidansı arasındaki istatistiksel ilişkiyi defalarca ortaya koymuştu. Ancak, Northwestern Medicine’den dermatolog Dr. Pedram Gerami ve ekibi tarafından yürütülen ve prestijli bilim dergisi *Science Advances*’ta yayımlanan yeni bir araştırma, konuyu istatistikten öteye taşıyarak moleküler patoloji düzeyinde ele alıyor. Çalışma, solaryum kaynaklı ultraviyole (Ultraviolet – UV) maruziyetinin, doğal güneş ışığından hücresel düzeyde nasıl ayrıştığını gözler önüne seriyor.
Araştırma ekibi, solaryum kullananlar ve kullanmayanlardan oluşan yaklaşık 3.000’er kişilik iki farklı kohort grubu üzerinde kapsamlı bir analiz gerçekleştirdi. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, solaryum kullanan bireylerin cilt hücrelerinde, doğal güneş ışığına maruz kalanlara kıyasla çok daha yüksek bir mutasyon yükü (mutation burden) tespit edilmesiydi.
Araştırmacılar, her iki grubun sırt bölgelerinden (üst ve alt sırt) normal cilt biyopsileri alarak tek hücreli genotipleme (single-cell genotyping) teknikleri uyguladılar. Elde edilen veriler, bilim dünyası için uyarıcı nitelikte:
Bu bulgular, yapay UV ışınlarının, cildin doğal savunma mekanizmalarını, normal güneş ışığından çok daha agresif bir şekilde aşabildiğini gösteriyor.
Dr. Gerami ve ekibinin çalışması, sadece hücresel düzeyde değil, klinik tabloda da önemli farklılıklar ortaya koydu. Solaryum kullanıcılarında gelişen melanomların dağılımı ve sıklığı, doğal yollarla bronzlaşan bireylerden ayrışıyor:
1. Çoklu Melanom Riski: Solaryum geçmişi olan bireylerin, vücutlarında birden fazla melanom odağı geliştirme olasılığının daha yüksek olduğu saptandı.
2. Alışılmadık Bölgelerde Tümör Gelişimi: Doğal güneş ışığı genellikle yüz, boyun ve kollar gibi açıkta kalan bölgeleri etkilerken; solaryum kullanıcılarında melanomlar, normalde daha az güneş gören gövde (torso) gibi bölgelerde daha sık görülüyor.
Bu veriler, solaryumun yaydığı radyasyonun, doğal güneş ışığının tipik olarak ulaşamadığı veya daha az etkilediği cilt hücrelerinde de mutasyon yükünü artırdığını ve melanosit popülasyonunu daha geniş bir alanda riske attığını düşündürmektedir.
Çalışma, solaryumun yaydığı yapay UV radyasyonunun biyolojik etkilerinin, doğal güneş ışığından moleküler düzeyde farklı olduğunu kanıtlayan en güçlü delillerden birini sunuyor. Dr. Gerami’nin bulguları, estetik amaçlı kullanılan bu cihazların yarattığı DNA hasarının, basit bir cilt yaşlanmasının ötesinde, doğrudan onkojenik süreçleri tetiklediğini vurguluyor.
Bilim insanları, bu moleküler değişikliklerin derinlemesine anlaşılmasının, halk sağlığı politikalarının yeniden şekillendirilmesi ve bireylerin bilinçlendirilmesi açısından kritik önem taşıdığını belirtiyor. “Bronzlaşma” arzusunun, vücudun genetik kodunda yarattığı bu sessiz tahribat, dermatoloji ve onkoloji laboratuvarlarının tanı süreçlerinde yeni biyobelirteçlerin (biomarkers) önemini de artırabilir.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work