
Endüstriyel kimyanın 1930’lardan bu yana çevreye bıraktığı en kalıcı izlerden biri olan Poliflorlu Alkil Maddeler (PFAS), nam-ı diğer "sonsuz kimyasallar", on yıllardır yapışmaz tavalardan su geçirmez kumaşlara kadar hayatımızın her alanında yer alıyor. Ancak Harvard Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü ve Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan çığır açıcı bir çalışma, bu kimyasal mirasın okyanuslardaki seyrinin değişmeye başladığını gösteriyor. Elde edilen veriler, eski tip PFAS’ların (legacy PFAS) okyanus ekosistemlerinden çekilmeye başladığını işaret etse de, yerlerine gelen yeni nesil kimyasalların akıbeti bilim dünyasında yeni bir tartışma başlattı.
PFAS kirliliğinin boyutlarını ölçmek, laboratuvarlar için uzun süredir samanlıkta iğne aramaya benziyordu. Endüstrinin sürekli olarak binlerce yeni PFAS türevi sentezlemesi, araştırmacıların her bir molekülü tek tek tespit etmesini imkânsız kılıyordu. Harvard Üniversitesi’nden çevre bilimci Elsie Sunderland liderliğindeki ekip, bu kısırdöngüyü kırmak adına analitik süreçlerde stratejik bir değişikliğe gitti.
Araştırma ekibi, belirli molekülleri tek tek avlamak yerine, tüm PFAS çeşitlerinin ortak imzası olan halojen florin seviyelerini yansıtan "toplam organoflorin" (bulk organofluorine) ölçümüne odaklandı. Bu bütüncül yaklaşım, laboratuvarların sadece bilinen eski kimyasalları değil, aynı zamanda formülü bilinmeyen veya gizli tutulan yeni nesil bileşikleri de tespit edebilmesine olanak tanıdı.
"Aşamalı olarak kullanımdan kaldırılan eski PFAS’ların yerine üretilen pek çok yeni bileşiğin akıbeti hakkında çok daha az bilgiye sahibiz. Geliştirdiğimiz teknik, bu kör noktayı aydınlatmayı hedefliyor." – Jennifer Sun, Harvard Üniversitesi Çevre Bilimcisi
Yeni tekniğin doğrulanması için araştırmacılar, İzlanda ve Norveç arasında yer alan Faroe Adaları’ndaki iş birlikçileri tarafından saklanan devasa bir doku arşivini kullandı. Kuzey Atlantik’te kalamar ve morina balığı ile beslenen ve besin zincirinin en tepesinde yer alan pilot balinalar (bir yunus türü), okyanus kirliliğinin en net göstergesi olan biyoakkümülasyon (bioaccumulation) sürecini vücutlarında barındırıyorlar.
2001 ile 2023 yılları arasına tarihlenen doku örnekleri üzerinde yapılan analizler, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu:
Eski kimyasalların azalması umut verici olsa da, çalışmanın en can alıcı noktası aslında bulunamayanlarda gizli. Küresel ölçekte PFAS üretimi artarak devam etmesine rağmen, araştırmacılar okyanusun açık sularında veya deniz memelilerinde yeni nesil PFAS’ların beklenen birikimine rastlamadı.
Elsie Sunderland, bu durumu şu sözlerle özetliyor: "Genellikle okyanusun, karadaki insan kirliliği için son durak olduğu düşünülür. Ancak en yeni PFAS’ların açık okyanusta önemli ölçüde biriktiğini görmüyoruz. Peki, bu kimyasallar nerede?"
Bu bulgu, yeni nesil kimyasalların çevrede beklenmedik şekillerde hareket ettiğini veya farklı mekanizmalarla bozunduğunu/depolandığını düşündürüyor. Sektör uzmanları, yeni bileşiklerin su sütununda farklı davranabileceğini, sedimentlere çökebileceğini veya henüz tespit edilemeyen başka biyolojik yollara girebileceğini belirtiyor. Bu durum, laboratuvar analizlerinde sadece su ve doku örneklerinin ötesine geçilmesi gerektiğinin sinyalini veriyor.
Bu araştırma, çevre analiz laboratuvarları için iki kritik mesaj taşıyor:
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work