Sosyal Medyadaki Tıbbi İçerikler ve Uzman Kaynaklı Dezenformasyon Tehlikesi

22 Haziran 2026
4 dk dk okuma süresi
Sosyal Medyadaki Tıbbi İçerikler ve Uzman Kaynaklı Dezenformasyon Tehlikesi

Sosyal Medya: Yeni Nesil Poliklinik mi, Bilgi Çöplüğü mü?

Günümüzde hastaların tanı ve tedavi arayışlarında ilk başvurdukları adreslerden biri artık arama motorları ve sosyal medya platformları. Özellikle Instagram ve TikTok gibi yüksek etkileşimli dijital alanlar, sağlık iletişiminde devrim yaratırken beraberinde büyük bir risk faktörü de getiriyor. University of Massachusetts’te iç hastalıkları asistan doktoru olarak görev yapan Sankirth Madabhushi, hastalarının sağlık bilgisi için giderek artan bir şekilde bu platformlara yöneldiğini fark ettiğinde klinik bir aydınlanma yaşadı. Ancak bu dijital bilgi havuzunun içine daldığında karşılaştığı tablo, kanıta dayalı tıp (evidence-based medicine) ilkelerinden oldukça uzaktı.

Madabhushi, hekimlik altyapısı sayesinde bilimsel olmayan veya güvenilmez içerikleri filtreleyebiliyordu; ancak sıradan bir hastanın bunu yapabilmesi neredeyse imkansızdı. Bu tehlikeli bilgi kirliliğini sayısallaştırmak ve bilimsel bir çerçeveye oturtmak isteyen araştırmacı ekibiyle birlikte, gastroenterolojiye olan akademik ilgisi sebebiyle kronik inflamatuar bağırsak hastalığı olan Crohn hastalığına odaklanmaya karar verdi.

Crohn Hastalığı Odaklı Çarpıcı Araştırma ve Metodoloji

Araştırmacılar, Instagram’ın kendi algoritmalarının arama sonuçlarını manipüle etmesini ve algoritma önyargısını (algorithm bias) engellemek adına tamamen yeni ve nötr bir Instagram hesabı oluşturdular. Sadece #crohns etiketini kullanarak ve sonuçları yalnızca ‘Top Reels’ (En İyi Reels) kategorisiyle sınırlandırarak İngilizce dilindeki en popüler 78 videoyu analize aldılar.

Elde edilen demografik veriler dijital sağlık iletişiminin mevcut durumunu özetler nitelikteydi:

  • Videoların yüzde 80’inden fazlası, tıbbi bir eğitime sahip olmayan kişiler (hastalar, yaşam tarzı fenomenleri vb.) tarafından üretilmişti.
  • Hekimler, fizyoterapistler, eczacılar ve hemşireleri kapsayan tıp profesyonelleri ise içerik pastasında oldukça küçük bir dilime sahipti.
  • İçeriklerin amacı analiz edildiğinde; tıp profesyonellerinin ağırlıklı olarak eğitici (educational) içerikler ürettiği, diğer içerik üreticilerinin ise hastalıkla yaşama deneyimi ve yaşam tarzı odaklı paylaşımlar yaptığı görüldü.

JAMA Kriterleri ve Dezenformasyonun Boyutları

Araştırma ekibi, videoların kalitesini ve geçerliliğini ölçmek için Amerikan Tıp Birliği Dergisi’nin (Journal of the American Medical Association – JAMA) kalite kriterleri skorlama sistemini kullandı. Bu standart sistem; yazarların unvanlarını belirtmesi, kaynak göstermesi, çıkar çatışması veya reklam ibarelerini (conflict of interest disclosures) şeffafça paylaşması ve net bir yükleme tarihi içermesi gibi her bir başlık için bir puan veriyor.

Tıp profesyonellerinin ürettiği içerikler, beklendiği üzere genel ortalamada tıp dışı üreticilere göre daha yüksek JAMA skorlarına sahipti. Ancak analiz sadece eğitici videolar özelinde daraltıldığında çok daha derin ve endişe verici bir eğilim ortaya çıktı: Sağlık profesyonelleri tarafından verilen tıbbi tavsiyelerin de kalite skoru sadece ‘orta derece’ düzeyinde kalıyordu.

Uzman Önlüğü Giyen Yanılgılar: Yüzde 42’lik Alarm

Videolar yalnızca JAMA kriterlerine göre değil, aynı zamanda barındırdıkları bilginin potansiyel yarar/zarar dengesine göre de özel bir ölçekte (-1, 0, 1) değerlendirildi. Sonuçlar halk sağlığı iletişimi adına adeta bir uyarı sinyaliydi:

  • İncelenen tüm videoların sadece yaklaşık üçte biri pozitif bir yarar/zarar skoruna sahipti (potansiyel risklerden daha çok fayda sağlayan tavsiyeler).
  • Daha da çarpıcı olanı, negatif skor alan ve büyük ihtimalle tıbbi dezenformasyon içeren videoların tam yüzde 42’sinin kendisini tıp profesyoneli olarak tanıtan kişiler tarafından oluşturulmuş olmasıydı.
  • Videonun izlenme sayısı veya popülerliği ile bilginin bilimsel doğruluğu arasında hiçbir pozitif korelasyon bulunamadı.

Sosyal medyada yayılan yanıltıcı bilgi hacmi beni şaşırtmadı ancak bir tıp geçmişi olan kişilerin bu denli hatalı içerikler üretebilmesi beklenmedik bir durumdu. Ancak bu spesifik bir grubun verisi; genel tıp camiasına duyulan güveni sarsmamalı. – Sankirth Madabhushi

Halk Sağlığı İletişiminde Yeni Standartlar ve Algoritma Çağrısı

Araştırmacılar, 1990’lara dayanan JAMA skorlama sisteminin günümüzün ultra hızlı internet çağı ve hasta deneyimi videoları gibi yeni nesil formatlar için yeterli olmadığını vurguluyor. Burnet Enstitüsü’nden dijital medyanın halk sağlığına etkilerini inceleyen araştırmacı Megan Lim, elde edilen verilerin sosyal medya şirketlerini sorumlu tutma gerekliliğini pekiştirdiğini belirtiyor.

Lim, durumu şu sözlerle özetliyor: Halk sağlığı profesyonelleri olarak yapabileceğimiz en iyi şey, başarılı reklamcıların ve fenomenlerin (influencer) kullandığı ikna tekniklerini benimseyerek, iyi tasarlanmış ve bilimsel doğruluğu kesinleştirilmiş içeriklerle kitlelere ulaşmaktır. Tıbbi bilginin sosyal medyada kontrolsüzce yayılmasından önce bir kalite filtresinden geçmesini sağlayacak yapay zeka destekli tıbbi teyit algoritmalarının geliştirilmesi, sektörün bir sonraki büyük teknolojik adımı olmak zorundadır.

Editör Yorumu!

Türkiye tıp, laboratuvar ve klinik araştırma ekosistemi için bu çarpıcı uluslararası çalışmanın sonuçları oldukça tanıdık ve bir o kadar da acil eylem gerektiren bir durumu özetliyor. Son yıllarda ülkemizde de sosyal medya platformlarında "fenomen doktorlar" veya "sağlık influencer'ları" kavramının adeta bir sektöre dönüştüğüne tanık oluyoruz. Özellikle IV glutatyon, yüksek doz C vitamini, ozon terapileri veya bilimsel klinik faz çalışmaları henüz tamamlanmamış gıda takviyeleri gibi konularda, hekim ünvanlı kişilerin sosyal medya üzerinden yaptığı yönlendirmeler zaman zaman halk sağlığını ciddi şekilde tehdit edebilmekte. Araştırmada çıkan "%42'lik uzman kaynaklı dezenformasyon" verisi, Türkiye'deki mevcut denetim boşluğunu düşünürsek bizim ülkemiz için de alarm veren bir nitelik taşıyor. Sağlık Bakanlığı'nın "Sağlık Okuryazarlığı" eylem planları ve TÜBİTAK destekli bilim iletişimi projeleri bu konuda önemli adımlar atsa da, dijital içeriklerin yayılım hızı yasal mevzuatların güncellenme hızından çok daha yüksek. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve ilgili uzmanlık derneklerinin etik rehberleri mevcut, ancak bu rehberlerin dijital platformlardaki reel yaptırımı oldukça sınırlı. Türkiye laboratuvar profesyonelleri, IVD (İn Vitro Diyagnostik) sektörü ve bilim insanları olarak bizlerin sorumluluğu sadece doğru veriyi üretmek değil, bu veriyi halkın ve hastaların anlayabileceği modern dijital iletişim teknikleriyle sunmaktır. Sağlıkta dezenformasyonla mücadele kapsamında, Türkiye'de geliştirilecek yapay zeka entegreli Türkçe doğal dil işleme (NLP) algoritmalarıyla, tıbbi videoların doğruluk skorlarını anlık olarak ölçebilecek yerli projelere AR-GE yatırımlarının artırılması elzemdir.

Araştırmalarda genellikle Amerikan Tıp Birliği Dergisi'nin (JAMA) kalite kriterleri skorlama sistemi kullanılmaktadır. Bu standart sistem; yazarların unvanı, bilginin kaynağı, çıkar çatışması şeffaflığı ve net yükleme tarihi gibi spesifik metrikleri değerlendirir.

İncelenen popüler videolarda, potansiyel olarak tıbbi dezenformasyon içeren ve negatif yarar/zarar skoruna sahip içeriklerin %42'sinin kendisini tıp profesyoneli (doktor, hemşire, fizyoterapist vb.) olarak tanıtan kişiler tarafından oluşturulmasıdır.

Sosyal medyada yayılan yanıltıcı bilgilerin hızına yetişebilmek için, tıbbi videoları anlık analiz edebilen, yapay zeka destekli ve Türkçe Doğal Dil İşleme (NLP) özelliklerine sahip yerli tıbbi teyit algoritmalarının AR-GE yatırımlarıyla geliştirilmesi önerilmektedir.

Bülten Aboneliği

Sosyal Medyada Paylaşın

LabHaber

Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work

labhaber, laboratuvar, analiz, biyoteknoloji ve test alanlarında faaliyet gösteren profesyoneller için hazırlanmış bağımsız bir sektörel haber platformudur.