
Kadın fizyolojisinin hormonal dinamikleri, metabolizmadan kardiyovasküler sisteme, nöromüsküler fonksiyonlardan doku rejenerasyonuna kadar pek çok biyolojik süreci doğrudan etkilemektedir. Ancak spor bilimleri ve tıbbı, uzun yıllar boyunca antrenman ve tedavi protokollerini erkek fizyolojisini baz alan modeller üzerine inşa etmiştir. İspanya’nın prestijli Liga F liginde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, bu yaklaşımın değişmesi gerektiğini somut verilerle ortaya koyuyor.
Sant Joan de Déu Hastanesi araştırmacıları tarafından yürütülen ve Frontiers in Sports and Active Living dergisinde yayımlanan çalışma, FC Barcelona Femení takımındaki 33 profesyonel kadın futbolcuyu dört sezon boyunca (2019/2020 – 2022/2023) takip etti. Çalışma kapsamında, oyuncuların menstrüasyon döngüleri kulüp tarafından yönetilen özel bir uygulama üzerinden kaydedilirken, takım doktorları kas, tendon ve bağ doku yaralanmalarını (alt ekstremite) detaylı bir şekilde belgeledi.
Elde edilen veriler, spor hekimliği açısından kritik bir ayrımı gözler önüne serdi:
Araştırma süresince kaydedilen toplam 80 sakatlığın 11’i kanama günlerinde, 69’u ise kanama olmayan günlerde gerçekleşti. Döngü süreleri hesaba katılarak yapılan normalizasyon sonucunda insidans (görülme sıklığı) değişmese de, yaralanmanın niteliği dramatik bir değişim gösterdi. Çalışma sırasında meydana gelen dört total ligament (bağ) yaralanmasının ikisinin, kanama evresinde gerçekleşmiş olması dikkat çekicidir. Yumuşak doku yaralanmalarının bu evrede daha şiddetli seyretmesi, östrojen ve progesteron seviyelerindeki ani düşüşlerin veya inflamatuar yanıtların doku iyileşmesi üzerindeki potansiyel etkilerini işaret etmektedir.
“Antrenmanları menstrüasyon döneminde tamamen durdurmak gerekmiyor, ancak adapte etmek şart. Isınma sürelerinin uzatılması, yüksek hızlı yüklemelerin ayarlanması veya ekstra toparlanma (recovery) desteği sağlanması, sakatlık oluşsa bile şiddetini azaltabilir.”
– Eva Ferrer, Spor Hekimliği Uzmanı, Sant Joan de Déu Hastanesi
Araştırmacılar, sakatlığın oluşumunda doğrudan hormonal seviyelerin tek başına bir neden olmayabileceğini, ancak sakatlığın şiddeti ve iyileşme süreci üzerinde belirleyici bir rol oynadığını vurguluyor. Hormonal değişimlerin yanı sıra, kanama nedeniyle oluşan demir kaybının (ferritin seviyelerindeki düşüş) sporcunun dayanıklılığını ve yorgunluk algısını etkileyerek iyileşme sürecini uzatan bir diğer faktör olabileceği belirtiliyor.
Bu çalışma, spor bilimlerinde “tek tip” yaklaşımın ötesine geçilmesi gerektiğini kanıtlar niteliktedir. Araştırma ekibi, uyku düzeni, beslenme veya spesifik biyobelirteçler gibi diğer değişkenleri bu çalışmada izlememiş olsa da, elde edilen bulgular antrenman periyotlamasında menstrüel döngünün dikkate alınmasının hayati önem taşıdığını göstermektedir. Erkek fizyolojisine dayalı araştırma modellerinden, kadın biyolojisine özgü bilimsel verilere geçiş, elit sporcu performansını ve sağlığını korumak adına atılacak en büyük adımdır.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work