
Günümüzde kanser teşhisi alan hastalar, geçmiş yıllara kıyasla çok daha geniş tedavi seçeneklerine sahip olsalar da pankreas kanseri gibi agresif ve inatçı türlerde cerrahi müdahale ve geleneksel kemoterapi hala yegane seçenekler olarak öne çıkıyor. Bu kısıtlayıcı tablo, onkoloji araştırmacılarını hücresel düzeyde daha yenilikçi ve hastayı daha az yoran yöntemler geliştirmeye itiyor.
Kaliforniya Üniversitesi San Diego’dan (UC San Diego) kanser biyoloğu Tatiana Hurtado de Mendoza, bu zorlu alanda daha iyi tedavi seçenekleri keşfetmeye odaklanan isimlerden biri. Kendi ailesindeki hastalık geçmişinden de ilham alan bilim insanı, geleneksel kemoterapi ve radyoterapinin sitotoksik (hücre zehirleyici) etkilerinden arındırılmış yeni immünoterapi yaklaşımları bulmaya yönelik güçlü bir motivasyona sahip.
Araştırmacı durumu şu sözlerle özetliyor: “Ailemde çok fazla kanser vakası gördüm. Büyükannem ve annem, her türlü geleneksel kemoterapi veya radyoterapiyi reddettiler. Bu yüzden, herhangi bir sitotoksik ajan içermeyecek immünoterapi yaklaşımları bulmaya her zaman çok hevesli oldum.”
Kanser immünoterapileri, tümörleri kemoterapiye göre çok daha spesifik bir şekilde hedefleyip öldürmede çığır açan seçenekler sunuyor. Ancak bu inovatif tedavilerin de kendi içinde ciddi sınırlamaları bulunuyor. İmmünoterapilerin başarısı genellikle benzersiz tümör antijenlerinin (tumor antigens) ifadesine bağlıdır. Bunun yanı sıra, immünosupresif (bağışıklık baskılayıcı) tümör mikroçevrelerini aşmakta zorlanırlar ve üretim maliyetleri hasta erişilebilirliğini ciddi ölçüde kısıtlar.
Maliyet ve bazı kanserlerde spesifik tümör antijenlerinin eksikliği gibi büyük engelleri aşmak için araştırmacılar, hastaların önceki enfeksiyonlara karşı var olan bağışıklıklarını tümörlere karşı yönlendirme fikrine odaklandı. Hurtado de Mendoza ve La Jolla İmmünoloji Enstitüsü’nden virolog Chris Benedict liderliğindeki ekipler, sistemik olarak uygulanan peptitlerle Sitomegalovirüs (CMV) bağışıklığını hedeflemenin bir kanser tedavisi olarak nasıl işleyebileceğini test etmek üzere güçlerini birleştirdi. Journal for ImmunoTherapy of Cancer dergisinde yayımlanan devrim niteliğindeki araştırma, sıradan bir virüsten alınan peptitlerin sistemik uygulamasının, anti-tümör bağışıklığı sağlayan T hücrelerini aktive ettiğini kanıtladı.
Peki neden spesifik olarak CMV seçildi? Sitomegalovirüs, küresel nüfusun yaklaşık yüzde 80’inin halihazırda bağışıklığa sahip olduğu yaygın bir virüstür. Araştırmacılar, eğer bu virüsü hedeflemenin iyi bir kanser tedavisi sağladığı kanıtlanırsa, terapinin potansiyel olarak insanların büyük bir çoğunluğu için işe yarayabileceğini öngördü.
Araştırma ekibi, in-vivo model sistemlerinde antiviral bağışıklık geliştirmek için vahşi tip (wildtype) fareleri fare CMV suşu ile enfekte etti. Enfeksiyondan iki ila üç ay sonra (viral replikasyon saptanmadan bağışıklık belleği oluştuktan sonra), aynı farelerin pankreas organlarına pankreas kanseri hücreleri implante edildi. Bir haftadan kısa bir süre sonra, hem hedefe yönelik tümör peptidi hem de CD4+ veya CD8+ T hücrelerinin tanıyabileceği CMV peptitleri sistemik (dolaşım yoluyla) olarak uygulandı.
Sonuçlar bilim dünyası için son derece heyecan vericiydi. Bu stratejinin uygulanması:
Ancak çalışmanın asıl sürprizi kontrol deneyleri sırasında ortaya çıktı. Hurtado de Mendoza, tümör hedefleyici peptidi kullanmayıp sadece CMV antijenlerini (peptitlerini) tek başına kullandıklarında da sistemin aynı derecede başarılı çalıştığını fark etti. Bu keşif, deneysel tasarımı basitleştirdiği gibi üretimi son derece kolay ve maliyetsiz olan yeni bir ilaç formülasyonunun da kapısını aralamış oldu.
Hücresel düzeydeki etkileşimleri anlamak için ileri laboratuvar teknikleri kullanıldı. Araştırmacılar, Akış Sitometrisi (Flow Cytometry) kullanarak, bir CMV peptidine spesifik olan daha fazla CD4+ ve CD8+ T hücresinin hem karaciğere hem de tümörlere göç ettiğini gözlemledi. Sadece tümörlere ulaşan T hücreleri anlamlı bir apoptoza neden oldu.
Ayrıca Tek Hücreli RNA Dizileme (Single-cell RNA Sequencing – scRNA-seq) verileri de klinik bulguları destekledi. CMV peptit tedavisinin tümör mikroçevresindeki makrofaj ve dendritik hücre popülasyonunu artırdığı kanıtlandı. Bu hücresel akın, anjiyogenez (tümörün damarlanması) gibi kanser fonksiyonlarıyla ilgili genlerin ifadesinde (gene expression) düşüşe ve antijen sunumu gibi bağışıklık süreçlerinde güçlü bir artışa denk geliyordu.
Elde edilen tüm bu umut verici sonuçlara rağmen, sistemik dolaşımdaki T hücrelerinin nasıl olup da spesifik olarak pankreas tümöründe lokalize olduğu sorusu hala tam bir yanıt bulabilmiş değil. Başlangıçta tümörün immünosupresyonunun latent virüsü yeniden aktive ettiği düşünüldü ancak tümörde viral DNA’ya rastlanmadı. Ayrıca bir ‘moleküler mimikri’ (molecular mimicry) olasılığı da test edildi fakat kontrol peptitleriyle yapılan kıyaslamalarda T hücresi toplanmasında belirgin bir fark bulunamadı.
Minnesota Üniversitesi’nden immünolog David Masopust’a göre, viral peptitlerin sistemik teslimatı, tümör içi (intratumoral) teslimattan çok daha cazip ve uygulanabilir olsa da, tam tümör eliminasyonu (tamamen iyileşme) henüz sağlanabilmiş değil. Ancak bu stratejinin diğer immünoterapilerle kombine edilmesi (sinerjik etki yaratılması), tamamen iyileştirici onkolojik tedavilerin (kür) yolunu açabilir. Sonuç olarak, ucuz ve geniş çaplı olarak sentezlenebilen bu peptit bazlı model, onkolojik tedavilerde tüm dengeleri değiştirecek bir temel atıyor.
Tüm Hakları Saklıdır @ 2025 - Tasarım ve Yazılım: brain.work